Dip dalgalar
PANORAMATR’nin Nisan ayı raporunun ODAK bölümünde, bireylerin kimlikleriyle siyasal tercihleri arasındaki bağlar, kültürel kimliklerin siyasetle kurduğu ilişki ve siyasal kimliklerin oluşum biçimleri üzerine bir araştırma gerçekleştirdik.
Bulgular, seçmen sosyolojisi havuzundaki esintilere, daha doğrusu dip akıntılarına dair işaretler taşıyor. Başta Yeni Parti olmak üzere, siyasi partilerin önünde önemli veriler ve ilgili kesitler bulunuyor.
Nedir bunlar?
İlki şu: Siyasi merkeze doğru bir hareket var. Araştırmada, birçok benzerinde olduğu gibi, kendisini merkeze yakın görenler başı çekiyor ve toplumun üçte birinden fazlasını oluşturuyor. Onu, büyüklük sırasına göre sağ ve sol takip ediyor. Bu husus, kişinin siyasi kimlikle kurduğu ilişki bakımından merkezde kısmi bir yoğunlaşma ve merkeze doğru hareket etme eğiliminin önemli bir veri olduğunu gösteriyor. Merkez eğilimine siyasi parti seçmenleri itibarıyla bakıldığında ise bu eğilimin partiler arasında dengeli dağıldığı görülüyor.
İkinci ipucu şöyle:
Araştırma sonuçları, siyasi kimlik ve eğilim tercihlerinde en güçlü iki damarın Atatürkçülük ve milliyetçilik olduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 35’i kendisini Atatürkçü olarak tanımlarken, onu yüzde 22,5 ile milliyetçilik takip ediyor. Bu iki eğilime verilen yüksek destek, yalnızca bir siyasi tercihe işaret etmiyor; aynı zamanda ülkenin genel ruh hâline ilişkin önemli ipuçları da taşıyor. Bu nedenle, “Denekler Atatürkçülüğe ve milliyetçiliğe ne anlamlar yüklüyor?” sorusu önem kazanıyor.
Buradaki bulgular ise şöyle:
Kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanların, “Bu tercihinizin en önemli nedeni nedir?” sorusuna verdikleri cevaplarda yüzde 33’ü Atatürkçülüğü çağdaşlıkla ilişkilendirirken, yüzde 24’ü millî duygularını temel gerekçe olarak gösteriyor. Atatürk’e duyulan sevgi ve bağlılığı öne çıkaranların oranı ise yüzde 31’dir. Buna karşılık yalnızca laiklik veya laiklik-çağdaşlık vurgusu yapanların oranı yüzde 2,4 seviyesinde kalmaktadır. Bu tablo, Atatürkçülüğü sadece sekülarizme endeksleyen bakış açısının zayıfladığını ortaya koymaktadır. Sevgi ve bağlılık da millî aidiyetle birlikte ele alındığında, araştırmaya katılanların yarısından fazlası, yaklaşık yüzde 55’i, Atatürkçülüğü laiklikten çok millî duygu ekseninde tanımlamaktadır. Bu da merkezileşme eğilimiyle paralel ve uyumlu bir durumdur. Atatürkçülük artık yalnızca CHP seçmenine veya seküler kesimlere ait bir kimlik olarak değil, milliyetçilikle kesişen ve merkeze doğru genişleyen bir üst kimlik olarak işlev görmeye başlamaktadır.
Milliyetçiliğe verilen anlamlara bakıldığında, siyasal/ideolojik milliyetçilik ile toplumsal milliyetçilik arasında ciddi bir ayrım göze çarpıyor. Siyasi ideoloji vurgusu yalnızca yüzde 11 civarında, devlete bağlılık ise yine yüzde 6 civarında karşımıza çıkıyor. Buna karşılık millî duygular, yüzde 68,2 gibi ezici bir oranla çoğunluğu oluşturuyor. Bu tablo iki hususa işaret ediyor. Bir yandan günümüz Türkiye’sinde milliyetçiliğin merkezi dolduran kimliklerden biri hâline gelmesini, millî aidiyet, sahiplenme ve sahip çıkma duygularıyla ilişkilendirilmesini gösteriyor. İkinci husus ise milliyetçi kimliğin bu hâkim tanımı ile Atatürkçü kimliğin hâkim tanımı arasında kuvvetli geçişkenliklerin bulunmasıdır.
Atatürkçülük ile milliyetçilik, geçen yıl yapılan ODAK araştırmasında olduğu gibi bu araştırmada da hâkim duygu olarak öndedir; hatta geçen yıla oranla bir miktar daha pekişmiştir.
Genel eğilimler böyle.
Ortaklıklar ve farklılıklar açısından bakıldığında durum ne?
Cuma günkü yazıya…
