Kürt meselesi ve siyasi denklem

Çatışma çözümü süreciyle toplum ne kadar ilgili ve nasıl bakıyor?

Süreç zamana yayıldıkça hem kabulü artıyor hem de ilgisizliği besliyor. Kamuoyu araştırmalarının gösterdiği bu. Araştırmalara göre toplumun büyük bir çoğunluğu bu işin çözülmesini istiyor. Ama iş, “nasıl çözülsün?” sorusuna gelince durum değişiyor. Tereddüt ve ret eğilimi artıyor. Öcalan’a ilişkin özel kanun tartışmaları, PKK militanlarının topluma entegrasyonu meselesi bu eğilimi besleyen faktörler arasında.

Üstelik daha Kürt hareketinin Öcalan’ın yönetiminde özgür siyaset yapması, Kürtlerin kimi taleplerini karşılayacak anayasal değişiklikler meselesi ortada yok. Bu tür toplumsal-siyasal sorunlarda karşı tarafın ve devletin taviz vermeden, risk almadan çözüm beklemesi çok gerçekçi değil.

Ne var ki bugün gelinen noktaya rağmen devlet ve Türk kesimi bakımından Kürt meselesi karşısında genel bir duyarsızlık olduğu söylenebilir. Bu duyarsızlığın üç farklı tezahürü vardır.

İlki, bu sorunu bölücü terör; taşıyıcılarını ise bölücü terörist olarak tanımlayan milliyetçi bir bakışla ortaya çıkar. Bu dalga, özü muhafazakâr olmakla birlikte muhalif alana da yayılır ve ana dokuyu oluşturur.

İkincisi, insansız, aktörsüz, hatta talepsiz, neredeyse Kürtsüz bir Kürt sorunu tasavvuruyla ortaya çıkar.

Bu tasavvura göre ortada bir sorun olmakla birlikte bu durum, bölgenin geri kalmışlığının ve gereksiz merkezkaç eğilimlerin bir ürünüdür. Duyarsızlık bu kez çözüm sınırını hizmet götürmek, kalkınma hamleleri ve bir miktar demokratikleşmeyle sınırlar.

Üçüncüsü, Kürt sorununu bir payanda olarak tanımlar. Soruna değil, sonucu verecek siyasi davranış ve girdilere endekslidir. Söz konusu olan, Kürt oylarını ve Kürt partilerinin oylarını seçim kazanma-kaybetme hesapları bakımından anlamlı bulan, Kürt meselesini bu lojistik çerçevede tanımlayan; soruna temas etmekten uzak durmayı tercih eden bir tutumdur. Erdoğan’ın yeniden seçilmesi için ihtiyaç duyduğu DEM oyları bu duruma tipik bir örnektir.

Türkiye’de Kürt sorunu etrafındaki algı ve zihni-siyasi hareketlilik bu üç tezahür etrafında, daha doğrusu onların koyduğu sınırlar çerçevesinde değerlendirilebilir.

Kürt meselesinin son 10 yılda gerek ülkedeki hâkim toplumsal-siyasal algıda gerek siyasi aktörlerin söylem üretiminde öne çıktığı ve belirleyici bir rol oynamaya başladığı muhakkak. Bir taraftan ülkenin gidişi ile Kürt meselesinin seyri arasında bir etkileşim ve paralellik oluşuyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünde altını çizdiğimiz bu üçlü tezahürü görmek mümkün. Kamuoyu araştırmalarında ortaya çıkan sınırlı ve koşullu desteği açıklayan da bunlardır.

Erdoğan’ın ileri adım atmasını engelleyen de sadece kendi zihniyeti değil, bu tezahürlerdir.

Çatışma çözümü sürecinde işin ucu nereye varacak, zaman gösterecek…

Ancak şunu bir kez daha söylemeden geçmeyelim:

Kürt sorununda toplumsal duyarsızlık dozundaki artışın bedeli demokrasiye çıkar.

Bu sorunu bastırmak için alınan anti-demokratik tedbirler, hemen her zaman meselenin toplum tarafından bu çerçevede doğal kılınıp içselleştirilmesine vesile olmuştur. Güvenlik merkezli bir sandık demokrasisinin yerleşik hâle gelmesine yol açmıştır.

Bunları unutmamak gerek.

Değişim yolu, şöyle ya da böyle, gerçek anlamda Kürt sorununun çözümüne yönelik hamlelerden geçiyor.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.