Kalbi sökülmüş çağ

Geçen hafta bir şeyi sökmenin onun özünü dışarı çıkarmak olduğunu yazmıştım. Özünü çıkarmak değil idi asıl ifade etmek istediğim; öz kelimesini kullanmam yanıltıcı idi diye düşünüyorum. Orada “ök” (anne, ana, hammadde, öz) sesinden dolayı “öz” kelimesini tercih ederek özünü çıkarmak dedim. Asıl ifade etmek istediğim “s” sesinin kelimenin başına gelmesi ile kelimenin dışarı çıkarma anlamını kazandığını, yüklendiğini ifade etmek idi.

Bu söylemeye çalıştığımı, sökme eyleminin nasıl gerçekleştiğini düşünerek, anlamaya çalışarak ortaya koyabiliriz. Ama bunu yaparken modern nesnelerin sökülmesini değil de, daha tabii, doğal varlıkların, eşyaların sökülme biçimini düşünürsek zihnimizin bizi yanıltmasından biraz kurtarabiliriz kendimizi diye düşünüyorum.

Oyuncak sökmek, arabanın parçalarını sökmek, bir makinanın parçalarını sökmek değil de mesela kök sökmeyi düşünelim, gerçek anlamında, sonra da deyim anlamıyla kök söktürmek deyimini düşünelim. Bitki kökünü, ağaç kökü sökmeyi düşünelim. Adam çalışanlarına kök söktürüyor dediğimizde bir hayli zor bir iş yaptırıyor demiş oluyoruz. Meğer kök sökmek bir hayli zor bir imiş ki, adam kök sökmüyor. Kimse tutup kolay kolay kök sökmüyor; ya ne yapıyor? Başkasına yaptırıyor o işi. Başkasına kök söktürüyor.

Neden? Çünkü o kadar zor olmasa kendisi yapar. Bu yüzden deyimi kök sökmek şeklinde kullanmıyoruz, ille başkasına söktürülecek o kök.

***

E, ben de burada sizin köklerinizi sökmeye çalışıyorum, görüyorsunuz. Baktım, başkasına yaptıramıyorum, mecbur kaldım, kendim yapmaya çalışıyorum. Çektiğim eziyeti bir düşünün. Latife ediyorum, bu dışarıdan eziyet gibi görünebilir ama benim için dünyanın en lezzetli işlerinden biri. Manasını, inceliklerini, derinliklerini tam fark edemediğimiz bir kelimeyi fark etme çabası o kadar lezzetli ki. Bir kelimeyi düşünmeye başladığınızda adeta zihin tarlanızın yüzölçümünü arttırmış oluyorsunuz. Ve bu inanın çok büyük bir lezzet veriyor insana.

Sökmek diyorduk, bir elbiseyi sökmek, bir çiviyi sökmek, tahtayı sökmek, ciğerini sökmek… Asıl anlam dışarı çıkarmak. Neyi dışarı çıkarabiliyoruz? Kendisini mi dışarı çıkartıyoruz eklenen bir şeyi mi? Çiviyi veya elbisenin ekleyici birleştirici kısmı olan dikiş ipini. Eklem yerinden söküyoruz, eklemlenen yeri söküyoruz.

Sökmek için özünü çıkarmak hatalı bir ifade, ökünü çıkarmak daha doğru olacak ama ök kökünü pek kullanmadığımızdan zihnimizde belirmeyecek ökünü çıkarmak ifadesinin manası. Kendini çıkarmak, ortaya dökmek şeklinde dersek belki daha maksada uygun olacak. “Öz” kelimesi yerine “kendi” kelimesini kullanmalıymışım. “Öz” ile “kendi”nin farkı ne, meselesine geliyor burada konu.

Zor bir konu. Bakalım yazarken bu iki hakikatli kelime arasındaki farkı ele almak bana kendisini dayatacak mı?

Söz ile sökmek arasında bir ilişki var mı sorusuna dayanarak güzel şair Osman Sarı dizelerii ile sona gelelim:

“Kurmak bize düştü bu kalbi sökülmüş çağı

Buyruk en ağır yükün altına aldı beni”

***

İlgilisine not: DilEvi Etimoloji Topluluğu ile Yunus Emre Divanından Etimoloji derslerimiz Beşiktaş meydanındaki Sinanpaşa Camii’nin hemen yanında bulunan Beşiktaş Müftülüğü’nün yanındaki KAGEM’de devam ediyor. Dersler cuma günleri saat 17.30’da. Derslere ve DilEvi Etimoloji Topluluğu’na katılmak isteyenler dilevietimoloji@gmail.com’a mail atabilir. Topluluğumuza katılmanın bir ücreti vesairesi yoktur. Sadece ilgili, meraklı olmak yeterlidir. Ayrıca TRT Radyo1’de etimoloji programımız Kelime Ağacı hafta içi her gün saat 14.25’te yayınlanmaktadır.

*Çarşamba ve perşembe günü Tunceli Çemişgezek’te ve Elazığ’da gençlerle buluşacağız, birkaç dergi atölyesi gerçekleştireceğiz. Bazı gençlerimiz ilk dergilerini çıkarmış olacaklar.

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum