Back To Top
Çağdaş Evliya Çelebi’mizi kaybettik

Çağdaş Evliya Çelebi’mizi kaybettik

 - Son Güncelleme: 25.08.2019 Pazar 10:53
- A +

İstanbul’da güneşin batışı en iyi nereden seyredilir? En iyi nerede, hangi ayda bülbül dinleyebilirsiniz? Saka kuşundan tatlı nağmeler dinlemek için hangi mevsimde nereye gitmeli? Segâh akşam ezanı hangi camide okunur? Kuru fasulyenin, enginarın, kıkırdaklı bamyanın, yoğurdun, böreğin vb. iyisi nerede yenebilir? Erguvan ve mor salkım seyri için en uygun yerler nerelerdir? Nerelerde hangi anıt ağaçlar vardır? Kaç tane çınar, kaç tane erguvan, kaç tane çitlembik, kaç tane karadut vb? Kısacası, İstanbul’un gözden ırak mekânları, kendine has ağaçları, çiçekleri, kuşları, suları, yemekleri, sebzeleri, meyveleri, tatlıları gibi, İstanbullu ve fakat İstanbul’da yaşama sanatına vâkıf birinden öğrenilebilecek ayrıntıları bilen bir dostum vardı, artık yok.

Hafta başında, Malazgirt’ten Erciş’e giderken bir trafik kazasında hayata veda eden Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Haluk Dursun’dan söz ediyorum. Vefatından bir gün önce akşamüzeri aramış, Türkiye’nin önemli liselerinden seçilmiş öğrencilerin katıldığı “Anadolu Tarih ve Kültür Birliği” projesinin Kars programına davet etmişti. Bu ayın sonunda Kars’ta buluşacak, oradan Sarıkamış’a geçecek, gençlerle Anadolu’yu, tarihimizi, kültürümüzü konuşacaktık. Telefonda projesini ve gençlerin bu projeye nasıl büyük hevesle katıldıklarını, daha önce gittikleri Çanakkale, Samsun, Erzurum, Sivas, Amasya, Mardin ve Van’da neler yaptıklarını telefonda bitmek bilmeyen heyecanıyla uzun uzun anlatmış, katkıda bulunmamı istemişti. “Hay hay,” demiştim, “Sen istersin de hayır der miyim?”

19-08/24/ekran-resmi-2019-08-24-234453.png
Haluk Dursun’la 2005 yılında Japonya’ya gitmiştik. Bu fotoğraf Kiyoto’da çekilmişti.

***

Haluk Dursun, sadece İstanbul’a değil, Osmanlı kültür coğrafyasının her köşesine aşkla bağlı modern bir Evliya Çelebi’ydi. Bir zamanlar hâkim olduğumuz Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar’da gezmediği, görmediği yer yoktu. Oralarda bir turist gibi değil, içinden geldiğimiz tarihi yeniden keşfe çıkmış bir tarihçi ve çok yönlü bir kültür adamı olarak gezer, izlenimlerini fotoğraf ve yazıyla ebedileştirirdi. Seyahat izlenimlerinin bir kısmını Nil’den Tuna’ya Osmanlı Yazıları isimli kitabında bir araya getirmişti. Haluk -ayağımızı bastığımız ve sonsuza kadar güç alacağımız Anadolu bir yana- Osmanlı coğrafyasında özellikle Balkanlara ve Balkanları temsil eden Tuna’ya kara sevdalıydı. Tuna’nın iki yakasında adımlamadığı bölge kalmamış ve bu sevdasını Tuna Güzellemesi isimli bir kitapla taçlandırmıştı. Dicle, Fırat, Aras, Zapsuyu, Kızılırmak, hatta Nil, Sirderya, Amuderya...  Bu nehirlerin hepsi onun nazarında birer Tuna’ydı. 1883 yılında, Dicle’nin coşkun sularını seyrederken Tuna’yı hatırlayan Muallim Nâci’nin o güzel “Dicle” şiirindeki “Taşkınlığın arttıkça Tuna hayalimde coşmaya başlıyor ve gözümde gittikçe Tunalaşıyorsun” anlamına gelen şu nefis mısralar, bana sorarsanız, Tuna’nın Haluk’un sözlüğünde ne anlama geldiğini de açıklıyor:

Feyezânın tezâyüd ettikçe

Tuna cûş eyliyor hayâlimde

Tunalaştın gözümde gittikçe

19-08/24/ekran-resmi-2019-08-24-234500.png
Bu fotoğrafı, Haluk’un Ayasofya Müzesi olduğu sıralarda düzenlediği bir programda çekmiştim.

***

Halûk’un İstanbul sevdasını hatırlatarak söz başlamıştım. Onun sevdası “Ah nerede o eski İstanbul?” yakınmalarıyla başlayanlarınkinden çok farklıydı. Eski İstanbul nostaljisini reddederdi Haluk, çünkü ona göre ne kadar tahrip edilmiş olursa olsun, yaşayan İstanbul hâlâ benzersiz güzelliklere ve zenginliklere sahipti. Yeter ki bilinerek gezilsin... Her fırsatta Fransızların L’art de livre (yaşama sanatı) ve L’art de genre (yaşama üslûbu) tabirlerini ve Avrupa şehirleri hakkında yazılan kitaplara mutlaka “L’art de livre” isminin verildiğini hatırlatırdı. Paris’te Yaşama Sanatı, Londra’da Yaşama Sanatı gibi. Bizde ise böyle kitaplar hep “Gezi Rehberi” gibi isimler taşır. Halbuki bir şehri sıradan bir turist gibi gezmek başka, bilerek, hissederek, tadına vararak gezmek başkadır. İkincisi bir çeşit sanat... Haluk bir flanör (şehir gezgini) olarak gezdiği İstanbul’un farkına varılmayan inceliklerini, güzelliklerini, zenginliklerini anlattığı yazılarından oluşan kitabına İstanbul’da Yaşama Sanatı ismini vermişti. Şu cümleler onundur:

“Bir şehri şehir yapan oradaki kendine özgü yaşama imkânları, renkleri, çeşitlilikleri, havasıdır. Eğer bütün bu bileşimleri, armoniyi fark edemez, onu sindiremez, o güzellikleri idrak edemeyip oradaki yaşama sanatını gerektiği gibi icra ve tatbik edemezseniz o şehirde bulunuyor, vakit geçiriyor, hatta doğup ölüyor, ama o şehirde yaşama sanatının farkına varamıyorsunuz demektir.”

Haluk, Paris’ten şehirde yaşama sanatını öğrenmiş bir flanör olarak dönen ve meşhur şiirinde “Yaşamıştır derim en hoş ve güzel rüyada / Sen çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan” diyen Yahya Kemal’i çok severdi. Bir Anadolu çocuğu olan Haluk, belki de İstanbul sevdasını ve Tuna hasretini Yahya Kemal’i okuyarak edinmişti.

***

Şehirde yaşama sanatı üzerine düşünüp yazdıkları Haluk’u “şehirlilik” meselesi üzerinde yoğunlaştırmıştı. Tarihi şehirlerimizin ancak o şehirlerde yaşama sanatını idrak edebilmiş, yani “şehirli” olabilmiş sakinleri tarafından korunabileceğine inanırdı. Kelimenin asıl manasında şehirli olduklarını düşündüğü aydınları gençlere tanıtarak şehirlilik şuuru yaratmak amacıyla “Beş Şehirli” isimli bir projeyi hayata geçirmişti. Niyeti bu projeyi yeni isimlerle devam ettirmekti. Gerçek bir “şehirli” olduğuna inandığı koleksiyoner Nuri Arlasez hakkında bir kitap yazmaya beni teşvik eden odur.

Bir ara Ayasofya’da ve Topkapı Sarayı Müzesi’nde başkan olarak da görev yapan Haluk’un bu müzelerde başardıkları ayrı bir yazının konusu olabilir.

Haluk, gençlere de çok emek vermişti. Yetiştirdiği gençlerin onun bıraktığı büyük boşluğu dolduracaklarından, misyonunu devam ettireceklerinden eminim.

Çok sevdiği memleketinde, Hereke’de toprağa emanet edilen aziz dostuma Allah’ta rahmet, ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyorum. Nur içinde yatsın.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 06 Eylül 2019 22:09
Rabbim gani rahmet eylesin... Böyle güzel bir şahsiyete devletin tüm imkanlarını seferber ederek kültür dünyamıza katkısını sağlamak için ön açan liderimize de selam olsun...
KARAR OKURU 03 Eylül 2019 15:15
Kitaplarını içer gibi okumuştum. İzmirden İstanbul’a İstanbul’da yaşama sanatından notlarla gidip geziyordum. Allah gani gani rahmet eylesin. Keşke yüzyüze görüşme imkanım olsaydı.
KARAR OKURU 03 Eylül 2019 10:52
Amin
OKURUNUZ 01 Eylül 2019 12:16
Allah rahmet eylesin. Resim yazısı yanlış olmuş, Ayasofya Müzesi Müdürü olacaktı, müdür kelimesi unutulmuş.
Ohannik Akopcan 01 Eylül 2019 08:59
Beşir bey bu yazınızda geçen “ l’ard de livre” sanırım “ l’art de vivre” olacaktı. Ohannik Akopcan
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 14:01
Allah mekânını cennet eylesin. Masabaşı bürokratı olmadığını , yüreğinin hizmet aşkıyla memleket sevdası ile dopdolu olduğunu görüyoruz. Teşekkür ederim. Mustafa Aydın Diksiyon ve Edebiyat Dergisi Yönetmeni
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 23:14
Yakinen bildiğim için yazıyorum. İlmi konusunda bir şey söyleyemem. Allah rahmet eylesin. Ancak İstanbul'da müzelerde iş tuttuğu ekip yanlıştı. Inşallah el atan çıkar bu konuya.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 11:17
Kültür bakanlığında çalışan genç kızlardan, dolma sarmalarını, çay yapmalarını bekleyen, yapamazlar diye de iddia eden; kompostoyla hoşaf arasındaki farkı bilmemelerini hayati bir ders sanan; bu kızlarımızın "tirilye ile kalamata" arasındaki farkı bile bilmemelerini memleket meselesi olarak çok çok önemseyen; kızlarımıza, çan çan çenelerinden başka bir özellikleri yok, diyen Dursun'dan "gençlere de çok emek vermişti" diye bahsetmek, Ayvazoğlu muzipliği olsa gerek. Kusura bakma Hocam, espri anlayışınız hiç de derin değil.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 14:01
2
Doğru demiş haluk hoca. Neresi yanlış. Senin espri kalabiliyetin zayıf aslında.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 15:27
1
Sıradan ve sürüden olmayın derken tam da bunu kastederdi hocam... Sizin de "can can çeneden" başka bir meziyetiniz yok belli ki, yazık. Allah gittiğiniz yerde gönlünüzü ferah tutsun Hocam, biz sizi anladık.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 20:48
0
Doğru yerde doğru sözler söylemiş... Hatta az söylemiş.. Kültür Bakanlığında çalışanlar kültürümüzü çoklarının bildiğinden daha fazla bilmesi gerekir... Herhalde o sözün muhatapları çok alınmışki... Hocanın söylediği cümlenin şifrelerini çözme yerine sitemkar tavır almışlar... 1976 yılında 19 yaşında fark ettiği kültürel yozlaşmayı şu başlıkla ifade etmiş.... Kültür Emperyalizminin Batılı Yeniçerileri... Derken hedefi bulmuş sözler... Kültürel değerler.. Sadece somut varlıklar değil... Yaşam sanatı... Giyim sanatı.. Edebiyat... Çevre.,Sosyal....... ve Konuşma sanatı.. Bu kültürel değerlerin i
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 04:49
Allah gani gani rahmet eylesin.
Eyüp ÇAKAR 24 Ağustos 2019 23:57
Muhterem Haluk Dursun Hoca, milletine sevdalı, bu coğrafyanın dostu, değerli bir ilim adamı idi. Üzüntümüzü ifadede de keimeler yetersiz. Allah gani gani rahmet etsin.
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 08:04
0
Cemal Zehir Bu gece ülkede kültür tarihi açısından yeri doldurulamayacak bir kaç ilim ehlinden bir alimdi.Aynı zamanda bir dava ,düşünce ve tefekkür insanı idi.Vatan ,millet ve Allah yolunda bir Serdengeçti idi.Yeri nur mekanı cennet olsun.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN