Öğretmen geldi, ayağa kalksana!

‘Okula gitmek istemiyorum… offff! Yine mi okul yaa… Neden okula gidiyorum ki?’ serzenişlerini mutlaka işitmişsinizdir çocuklardan. Ya da dile getirmese de halinden anlayabilirsiniz. Sırtında sanki 10 ton taşırmışçasına yüklendiği çantayla omuzları düşmüş, çoğu zaman yarı uyur yarı uyanık okula gönderdiğimiz ve yahut öğretmen olarak okulda karşıladığımız çocuklarımız. Her gün gitmek istemediğiniz, neden gittiğinize anlam veremediğiniz bir yere gittiğinizi düşünün. İstemeyerek bir misafirliğe gidin mesela. Oturduğunuz yerden 40 dakika hiç kalmak yok. Haa öyle istediğin vakit konuşup sohbet edemezsin, parmak kaldırmalısın, izin verilirse konuşursun. Su içmekte yok. Bir de üstüne üstlük de anlamlandıramadığınız birçok kavramı size öğretmek için sürekli konuşan biri... Orta çağda mıyız sanki? Yok yok, düşünmeyin bence çok kötü! Askeri düzen gibi, otoriteye dayalı tamamen. Çoğu okullar da böyle. Kimse kızmasın. Hâlbuki 21. Yüzyıl becerileri kazandırıyoruz diye diye övünüp durduğumuz okullarımızda otoriter eğitimden özgürleştirici eğitime geçmedik mi ya hu? Hala öğretmen geldiğinde ayağa kalma geleneğini devam ettiren okullar varken ‘hayır geçmemişiz’ diyebiliriz o vakit.

Oysaki insanlar rahat ettiği, güven duyduğu, özgür olduğu yerlerde bulunmak ister. Biz yetişkinler istemediğimiz ve bizim kararımız dışında yapılan bir şey söz konusu olduğunda ‘kendi adımıza alınan kararlar için bize danışılmalı’ diyoruz. Benim hayatım diyor ve bunun için mücadele ediyoruz. Ya çocuklarımız?

Sağ olsunlar zaten ilk başta anneler babalar çocuklar adına kararlar alıp uyguluyorlar. Mutlu çocuklar yazımızda buna değinmiştik. Sonra öğretmenler, okullar… Bu ara okuduğumuz, duyduğumuz gibi Milli Eğitim Bakanlığında da sistemi iyileştirme çalışmaları var. Bunun için programın yenilenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Ders ekleniyor, konu çıkarılıyor. Bu değişiklerle sistemdeki birçok sorunun çözüleceği bekleniyor. Yine çocuklar adına kararlar alınıyor farkında mıyız? İşin muhatabına yani çocuklara danışsak çok net bir cevap alırız ‘aslında sorun programlarda değil uygulamadadır’ Dersler gerçek yaşamdan o kadar uzak ki kavramları anlamaları imkânsızlaşıyor. Çocuk anlamadıkça sıkılıp bunalıyor. E bir de üstüne ‘öğretmen gelince ayağa kalk, parmak kaldırarak konuş, tek sıra ol!’ gibi militarist hareketler… Sınavları ve not verme işini hiç dile getirmiyorum bile. Malum sonuç ‘oofff ya yine mi okul!’

Küçücükken okula başlamak için sabırsızlanan çocuklarımızın bu istek ve sevincini yine eğitim yoluyla ellerinden alıyoruz. Ne ironi ama…

Çocuklarımız bir günde 7-8 saatini onların değil bizim belirlediğimiz akademik çalışmalarla geçiriyor. Onların öğrenmeleri için rahatlatıcı ve zengin bir ortam hazırlayarak rehberlik etmek yetecektir. Kuralların katı ya da esnek olmasına gerek yok makul olmaları yeterli. Onların sosyal becerilerini geliştirebildikleri, günlük yaşam adına tecrübeler edinebildikleri, merak duygularını ateşleyen, bolca oyun oynayabildikleri, güven duydukları, öğretmenin öğrencinin önünde değil yanında durduğu ve ona yardım ettiği okullarda okuması çok mu zor. Böyle bir programın içinden özgürce düşünebilen, özgürce hareket ettiği kadar ‘özgürlüğünden doğan iç denetimi gelişmiş’ çocuklar doğacaktır. Madem 21. Yüzyıl eğitimi diye bir şey var, bu yüzyılda en önemlisi güçlü ve güvenli kişilikler yetiştirebilmek…

Bu eğitim yılımız alışageldiği gibi bir sene olmasın. Çocukların çocuk olmalarına izin verelim. Bırakalım oynasınlar, konuşsunlar. Çünkü onlar böyle öğreniyor. Kendini ifade ederek gelişiyor. Koşa koşa okula giden çocuklar olsun bu yıl…

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum