Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girince…
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin nasıl işlediğini ve nasıl keyfî bir yönetim şekli olduğunu somut bir şekilde ortaya koyan son örnek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bilgi Üniversitesiyle ilgili kararları oldu.
10 Ocak 2023 tarihinde bu köşede “AK Partililer dahil Meclis’teki bütün milletvekilleri bir sabah uyandıklarında bir de bakacaklar ki görevleri sona ermiş, artık milletvekili değiller, çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan iki satırlık bir yazıyla parlamentoyu feshetmiş, ülke seçime gidiyor. Böyle okuyunca ortaya çıkan tablo baya tuhaf duruyor değil mi ama “bütün yetkilerin tek elde toplandığı bu sistemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böyle bir yetkisi var” diye yazmışım.
TBMM’deki milletvekillerimiz böyle bir şok yaşamadı; ama Bilgi Üniversitesi’nde okuyan yirmi beş bin gencimiz, bin akademisyenimiz ve yüzlerce çalışanımız bu şoku yaşadı. Ve elbette milletvekillerimizin böyle bir sabaha uyanmayacaklarının garantisi yok.
Var mı?
***
Bilgi Üniversitesi’ndeki on binlerce gencimiz ve akademisyenlerimiz 22 Mayıs sabahı yıllarını ve emeklerini verdikleri üniversitenin “iki satırlık bir yazı ve tek bir imzayla” kapatıldığı bir Türkiye’ye uyandılar.
Şaka değil; gerçekten de Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkemizin medar-ı iftiharlarından biri olan bir üniversitenin faaliyetini, şu iki satırın altına attığı imzasıyla durdurdu:
“Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına, 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanununun en 11’inci maddesi gereğince karar verilmiştir.”
Bu kadar.
Cuma sabahı on binlerce genç, bir uyandılar ki okulları yok olmuş. İçlerinde günlerdir final sınavlarına hazırlananlar, o gün sınava girecek olanlar vardı. Bir ay sonra diploma alıp hayata atılacak olanlar vardı. Sabah bir uyandılar ki günlerce çalıştıkları emek yok olmuş. Üniversitede çalışan yüzlerce personel bir uyandılar ki artık işsiz kalmışlar.
Kimin haberi vardı? Hiç kimsenin. Üniversitenin rektörünün haberi yok. Ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversiteye atadığı kayyım? Onun da yok.
Peki ne oldu da bir gecede Cumhurbaşkanı Erdoğan 25 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversiteyi kapatmaya karar verdi? Üniversite nasıl bir suç işlemiş olabilir? Kimse bilmiyor, sebep ne, bilen yok.
10 bin öğrenci kapasiteli Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin yöneticileri de aynı sabah, 25 bin öğrencinin kendi üniversitelerine aktarılacağı haberlerine uyandı. Böylece 10 bin kişilik kapasite bir anda 35 bine çıkıyordu. Nasıl mümkün olacaktı? Bu da soru mu? Cumhurbaşkanı Erdoğan öyle karar verdi, olacak! Fiziki kapasite, akademik planlama, derslik, hoca, bütçe gibi ayrıntılar, imzanın arkasından gelmesi gereken küçük teknik ayrıntılar. Bunlarla da Cumhurbaşkanı uğraşacak değildi ya!
***
Sonra Akbelen’de olduğu gibi tanıdık bir sahne yaşandı.
İktidara yakın gazeteciler, sosyal medya hesaplarından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “devreye gireceğini” ve Bilgi Üniversitesi’nin “inşallah” faaliyetlerine devam edeceğini müjdelediler.
Meğer üniversite hakkında henüz son söz söylenmemişmiş! Üniversiteye atanan kayyım heyeti bir rapor hazırlamış ve YÖK’e sunulmuş. Öğrencilerin mağdur olmaması için süreç yeniden değerlendirilecekmiş; Cumhurbaşkanı Erdoğan da meseleye müdahil olacakmış!
Ve öylede oldu nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kapatma kararı verdiği Bilgi Üniversitesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girdi; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kararın yanlış olduğuna ikna etti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç gün sonra Bilgi Üniversitesi’ni kapatma kararını geri aldı.
***
Hatırlayacaksınız Akbelen’de de aynı şey yaşanmıştı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan 11 Mart 2024 günü iki satırla ve tek imzasıyla Limak -İC ortaklığının termik santralinin kömür sahasını genişletmek için yüzlerce ağacın katledildiği Akbelen’deki tarım arazilerinin “acele kamulaştırılmasına” karar vermişti.
Karar Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.
Yerel seçim dönemiydi biliyorsunuz. 13 Mart 2024 günü AK Partinin Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Aydın Ayaydın “Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak yeşile, doğaya ve köylünün tarlasına olan sevgim ve bağlılığımdan dolayı bu kararı kabul etmem mümkün değildi. Sayın Cumhurbaşkanımızı aradım, bu kararı gözden geçirmesini talep ettim. Sağolsun Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda yardımcı olacak, desteklerini esirgemeyecek” açıklaması yapmış, gece yayınlanacak Resmi Gazete’yi işaret etmişti.
Ve gece, 14 Mart 2024 tarihli Resmi Gazete yayımlandı. Erdoğan, 11 Mart’ta iki satırın altına attığı imzayla aldığı acele kamulaştırma kararını, iki gün sonra yine iki satırlık başka bir kararla geri almıştı.
Bilgi Üniversitesi’nde devreye hatırlı kim veya kimler girdi bilmiyoruz. Yoksa Cumhurbaşkanı’na bu üniversite hakkında verilen bilgiler üç gün içinde değişivermiş miydi? Kapatma kararı YÖK’ten gelen bilgiye göre kaldırıldığına göre, niye önceden YÖK’ün görüşü alınmadan kapatma kararı verilmişti?
CB sisteminin işleyişindeki tuhaflıkları yansıtan bu soruların cevaplarını maalesef bilmiyoruz.
Elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararının değiştirmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devreye girmesi için kimler devreye girdiyse yahut kimler doğru bilgiyi ileterek üniversitenin açılmasına vesile olduysa sağ olsunlar, var olsunlar.
Fakat yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden Bilgi Üniversitesi’ni kapatma kararı vermeyeceğinin bir garantisi yine yok.
***
Çünkü bu hükümet sistemi buna izin veriyor. CB hükümet sistemi canı nasıl isterse öyle davranmasını sağlayan bir yönetim modeli. Bir maliyeti yok, Bilgi Üniversitesi’ni canı öyle istediği için bir gece kapatma kararı verebilir, ertesi gece “vazgeçtim” diyebilir. Kim ne hesap sorabilir? Anayasa’nın 130. Maddesine göre vakıf yükseköğretim kurumları da devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları gibi kanunla kurulurmuş. Dolayısıyla kanunla kurulan bir kurum ancak kanunla ortadan kaldırılırmış… Cumhurbaşkanı kararı ise bir idari işlemmiş, idari bir işlemle Meclis’in kurduğu bir tüzel kişilik sona erdirilemezmiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bilgi Üniversitesi’ni kapatma kararının bu nedenle hukuka aykırıymış, Anayasa’ya aykırıymış, bu karar açıktan yetki aşımı niteliği taşıyormuş!
Bütün bu gerçeklerin CB sisteminde karşılığı var mı?
Ülkemizin gerçeği şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan “istediği kararı istediği gibi verebildiği tek kişilik bir hükümet sistemiyle” ülkeyi yönetiyor.
Dün yetkisini kullandı, iki satırla, tek imzayla, ülkemizin medar-ı iftiharlarından olan Şehir Üniversitesi’ni kapattı.
Ama tabii bir anda yapmadı. Önce 7 bin öğrencisi olan Şehir Üniversitesi’nin başının üstüne balyoz gibi Halk Bankasını indirdi. Üniversite çalışanlarını evlerine ekmek götüremeyecek, nefes alamayacak hale getirdi. Oysa Şehir’de okuyanlar AK Partili siyasetçilerin çocuklarıydı, torunlarıydı. Üniversitenin yönetiminde olanlar yol arkadaşlarıydı, görev yapan akademisyenlerin bir çoğu AK Partiye, Erdoğan’a dost isimlerdi.
Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu partinin faturası Şehir Üniversitesi’ne kesildi. Önce kayyım atandı, peşinden kapatma kararı geldi.
Şehir Üniversitesinin neden kapatıldığı ortadaydı. Şimdi Bilgi Üniversitesini kapattı, Bilgi’nin neden kapatıldığının sebepleri şimdilik bilinmiyor. Ama Şehir Üniversitesi’nden daha şanslı çıktı da Cumhurbaşkanı Erdoğan şimdilik faaliyetine devam etmesine karar verdi.
Ama tabi yarın ne olacağı muamma!
Bu sistemin Cumhurbaşkanı’na yasama, yürütme ve yargı alanlarını kuşatan çok ama çok geniş ve denetimsiz yetkiler sağlayacak otoriter bir yönetim modeli olduğu, ülkemizin felaketi olacağı başından belliydi.
