Hu hu komşu, komşu… CHP kadroları nerede?
Sizin de dikkatinizi çekti mi; CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın adını ‘Kadın ve Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı’ olarak değiştirme vaadine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gösterdiği tepkide kullandığı bir ifade bir hayli ironikti.
Erdoğan “CHP Genel Başkanı, gerçekten millete ve kadınlara bir faydası dokunsun istiyorsa bakanlık isimleriyle uğraşmaktan vazgeçsin” diyor ve CHP liderine “İlla bir yapı kurmak istiyorsa partisi bünyesinde ‘yolsuzluklardan arınma başkanlığı’ kursun” tavsiyesinde bulunuyor.
Bu sözlerde bir şey yok. Elbette CHP de kursun, diğer bütün partiler de kursun ama önce AK Parti’nin kendisi, partisinin bünyesinde bir “yolsuzluklardan arınma başkanlığı, ekibi” kurması gerekmiyor mu?
Sonuçta iktidar partisi ülkenin ana muhalefet partisine sözlü tavsiyede bulunmak yerine önce kendisi kurarak örnek olmalıdır. Ayrıca topluma “ilkeli ve ahlaklı, temiz siyaset yürütmeyi vaat eden” ve “siyasetin kirlenmesini, siyasi partileri kazanç kapısı haline getirmeyi önleyecek yasal düzenlemeler” yapacağı taahhüdüyle iktidara gelen AK Parti bu topluma 24 yıllık devri iktidarında “siyasi etik yasayı” neden çıkaramadığını bir izah etmesi gerekiyor.
***
Gelelim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir hayli ironikti dediğim sözüne. CHP liderine “partisinin bünyesinde ‘yolsuzluklardan arınma başkanlığı’ kursun” tavsiyesinde bulunuyor ama diyor ki “tabi yeterli kadroyu bulabilirse” diyor.
CHP ülkenin yüz yıllık partisi, ülkemizin ana muhalefet partisi. Normal şartlarda CHP’nin bir kadro sorunu olabilir mi?
Ama Erdoğan’ın sözü bir gerçeğe tekabül ediyor maalesef, doğru CHP’nin bir kadro sorunu olabilir.
Çünkü 19 Mart seçimlerinden bu yana iktidarın yargı eliyle kuşattığı, kadrolarını cezaevine koyduğu bir CHP var.
İronik demem bu yüzden. İktidar bir yandan yargı eliyle her sabah CHP teşkilatlarına gözaltı operasyonları yaparken, CHP’yi soruşturmalarla kuşatırken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kadro bulabilirse” demesi bir hayli tuhaf.
En son CHP’nin kadrosundan Ankara İl Başkanı “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı.
Bu, öylesine söylenmiş, ağızdan kaçmış bir söz değil. İktidar burada son derece açık siyasal bir tutum içerisinde; kamuoyunu, hatta kendi seçmeninin tamamını bile CHP’ye yönelik operasyonların siyasi değil hukuki olduğuna ikna edemediğini görüyor, fakat bunu artık dert etmiyor.
İktidar, bunu azıcık olsun mesele etseydi, AK Partili belediye başkanları hakkında da ‘yolsuzluk’ ve ‘rüşvet’ soruşturmaları başlatırdı. Ama yargı üzerinde bu denli etkiliyken bile böyle bir süreci işletmiyor.
Neden? AK Partili belediyeler gerçekten püritemiz olduğu için mi; yoksa fiilen ‘layüsel’ kabul edildikleri için mi? Şimdi iktidar teşkilatları, belediyeleri, kadroları ve bürokratları hakkında soruşturma açılmaması, kamuoyunda onların gerçekten temiz olduğu algısını mı yaratıyor?
Kamuoyu, iktidar kadrolarının adeta layüsel bir konumda tutulduğunu; bu yüzden haklarında etkili soruşturma mekanizmalarının işletilmediğini görüyor. Sonuçta, siyasal alanda bir kirlilikten söz edilecekse, asıl bakılması gereken yer öncelikle iktidardır. Çünkü güç aynı zamanda kirliliktir, hele de denetlenmeyen güç sistematik bir şekilde kirlilik üretir.
Ama yargı asıl bakması gereken yeri es geçiyor. İktidarın önemsediği tek bir şey var o da önümüzdeki seçime risksiz bir şekilde girmesi ve seçimi kazanması.
Çekincesi yok derken kastettiğim tam da bu.
Nitekim uzun süredir hem kamuoyunda hem de AK Parti’ye yakın çevrelerde, ‘İmamoğlu’ndan sonra sırada Mansur Yavaş var; dosyası hazır, zamanı bekleniyor’ türünden iddialar açıkça konuşuluyordu. Ve nihayet İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Mansur Yavaş hakkında, “2023’te Karabük’te düzenlenen seçim mitinginde belediyeye ait araçların kullanıldığı iddiasıyla” soruşturma iznini verdi, imzaladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi anında “Mansur Yavaş’ın değil seçim dönemlerinde kamu kaynaklarının kullanılmasını, kampanya sürecinde belediye başkanlık maaşını dahi almadığını, hatta belediyede kamu kaynakları ve siyasi faaliyetler arasında kesin bir ayrım yapılmasını sağladığını” açıkladı. (13 Nisan)
Şimdi, böyle bir soruşturmayı başlatan iktidarın kamu kaynaklarının kullanımı konusunda herkesten önce hassasiyet göstermesi gerekmez mi? Aynı şekilde, böyle bir soruşturmayı başlatan yargının da seçim kampanyalarında kamu kaynaklarını kullanan tüm partiler ve buna göz yuman ya da buna iştirak eden bürokratlar hakkında eşit biçimde harekete geçmesi gerekmez mi?
***
Yargı mesela 2019 seçimlerinde AK Partinin İBB adayı Binali Yıldırım TBMM araçlarını, kamu kaynaklarını, kullanmasıyla ilgili neden bir soruşturma başlatmıyor? CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen “Binali Yıldırım’ın başbakanlık için kiralanan araçları seçim kampanyasında kullandığı iddialarını” dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından cevaplanması için Meclis gündemine taşıdı. 2019 belediye seçimlerinde Kaymakamların, Kızılay Başkanının, Valinin, Bakanların, kamu görevlilerinin yasal olmadığı halde seçim kampanyasında çalıştığına dair verdiği soru önergesi neden sümenaltı edildi.
2019 ve 2023 seçimlerinde kamu kaynaklarını, belediye araçlarını kullanan AK Partili belediyeler hakkında neden bir soruşturma yok? AK Partili belediyelerin seçim kampanyasında kullandığı araçlar plaka plaka haber oldu, yargı bütün bunlar için soruşturma başlatabilirdi, neden başlatılmadı?
Yine CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, 2019 İBB seçimlerinde Binali Yıldırım’ın seçim kampanyasında 42 kamu aracının kullanıldığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, sosyal medya hesabından da bütün araçların plakalarını yayımlamıştı. Peki, bir tane savcı bu suç duyurusunu neden gündemine almadı?
Şimdi bütün bunlar ortadayken, Mansur Yavaş hakkında soruşturma başlatıldığı için kamuoyu iktidarı, ‘kamu kaynaklarına Hazreti Ömer hassasiyetiyle sahip çıkıyor’ diyerek alkışlayacak mı?
Ama zaten iktidarın böyle bir beklentisi de, böyle bir hassasiyeti de yok. Meselenin yolsuzluk ya da kamu kaynağı olmadığı, 19 Mart 2024’ten bu yana yapılan operasyonlarla ayan beyan ortaya konuyor.
Kaldı ki AK Parti’nin yolsuzluk ve rüşvet konusunda gerçek bir hassasiyeti olsaydı, çoktan Siyasi Etik Kanunu’nu çıkarmış olurdu.
CHP tarafından, ‘belediye başkanlarının yakınlarını ve akrabalarını belediyelere atamalarını, belediye başkanlarının belediye iştiraklerinden ikinci bir maaş almalarını’ ve yine ‘milletvekilleri ile bakanların kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlarda ve sendikalarda yönetim kurullarında görev almalarını’ engellemeyi amaçlayan ‘Siyasi Etik Kanun Teklifi’nin AK Parti tarafından sümenaltı edildiğini hatırlatmakta fayda var. Hatta CHP’nin Meclis’e sunduğu ‘Siyasi Etik Yasa’ teklifiyle ilgili AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in o meşhur yanıtını hatırlıyorsunuz, değil mi?
“CHP önce İş Bankası hisselerini Hazine’ye devretsin, önce kendi evinini önünü süpürsün” (7 Temmuz 2019)
Siyasi Etik Yasa teklifinin CHP’nin İş Bankası hisseleriyle ne ilgili var diyorsunuz değil mi?
E, Bursa’da tecelli eden milli iradenin hikmetinden sual olunur mu?
