Bir siyasi taktik olarak yıldırarak vazgeçirme

Bilimkurgu türüne olan düşkünlüğüm, çocukluk yıllarımda TRT’de yayınlanan ‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisiyle başladı diyebilirim.

Bu dizinin Türkiye’de televizyonda yayınlanmayan ama şimdi çeşitli dijital platformlarda yer alan bir yan dizisi (spin-off) olan ‘Star Trek: The Next Generation’da, Kaptan Picard ve arkadaşlarının karşı karşıya geldiği en büyük düşmanlardan biri, ‘Borg’ adı verilen yarı makine, yarı biyolojik canlılardan oluşan bir uygarlıktır.

Borg; bütün evreni ele geçirme, evrendeki bütün canlıları da kendi sistemine dâhil etme peşinde olan bir uygarlık. Bir rakiple, mesela insanlarla karşılaştıklarında hep aynı mesajı veriyorlar: ‘Resistance is futile.’

Yani, ‘Direnmek beyhude.’

Ama tabii ki insanlar ümitsizliği hiçbir zaman kabul etmiyor, direniyor; hatta sonunda Borg’u tamamen yok edemeseler bile yenip geriletiyorlar.

Dizide sembolik olarak savaş, bireysellik ile kolektiflik arasında geçiyor. Bireyselliğe inanan insanlar; kolektif bir uygarlık olan ve bireyselliğe hiç yer bırakmayan Borg’a her şart altında direniyorlar. Sahiden, teknolojik olarak kendilerinden çok üstün olan bu düşmana karşı direnmenin beyhude göründüğü zamanlarda bile direnmekten başka bir seçenekleri olmadığını düşünüyorlar.

hhh

Türkiye nüfusunun kabaca yarısının, belki biraz daha fazlasının gözünde Tayyip Erdoğan iktidarı da mutlaka direnilmesi ve mücadele edilmesi gereken bir yönetim. Yanlış anlaşılmasın, Tayyip Erdoğan iktidarını dizideki Borg’a ve onun kolektif sistemine benzetiyor değilim. Yapmaya çalıştığım benzetme, Tayyip Erdoğan iktidarının her seferinde toplumun muhalif kesimlerine ‘Direnmek beyhude’ diye seslenmesi.

Haksız da değiller. Erdoğan, 2002 yılından beri girdiği bütün seçimleri kazandı. Bunun iki istisnası, 2015 Haziranı’nda yapılan genel seçim ile 2024’te yapılan yerel seçimdi. 2015’te Erdoğan’ın partisi tek başına iktidar olma statüsünü kaybetti, yüzde 42’ye düştü. (Sonra o seçim Kasım 2015’te tekrar edildi, AK Parti yüzde 50 sınırına dayanıp kazandı.) 2024’teki yerel seçimde ise AK Parti birinci parti olma özelliğini kaybetti, seçimi CHP’nin ardından ikinci parti olarak tamamladı.

Ancak bu iki istisnai durum, Tayyip Erdoğan’ın 2003’ten beri ülkeyi yöneten, bütün kararları alan güce sahip olma statüsünü hiç değiştirmedi.

İşte en son 2023’te yeniden seçimi kazandı, şimdi 2027 veya 2028’de yapılacak seçime hazırlanıyor. Üstelik Anayasa’ya göre bu gelecekteki seçime katılma hakkı olmadığı hâlde, Anayasa’daki bir istisnadan yararlanmanın bir yolunu bulacağından da emin.

Bu anlamda toplumun muhalif kesimlerine ‘Resistance is futile’ yani ‘Direnmek beyhude’ diyor.

Erdoğan iktidarı, tamamen kontrolüne aldığı yargı yoluyla Mart 2025’ten itibaren öyle şeyler yapıyor ki bunları muhalif olsun muvafık olsun mantıklı insanların ‘tuhaf’ bulmaması imkânsız.

Ekrem İmamoğlu’nun 35 yıllık üniversite diplomasının iptal edilmesi bu tuhaflıkların en büyüğü. Ama aynı İmamoğlu, Tayyip Erdoğan’ın kendisi dâhil başkalarının hep tutuksuz yargılandığı birtakım yolsuzluk iddialarıyla 16 aydır hapiste tutuluyor.

‘Yüzyılın yolsuzluğu’ diye şişirilen dava, savunma süreçlerinde konuyu izleyen ve asgari mantığa sahip herkesin gördüğü gibi büyük ölçüde çöktü. Zaten ortada ‘Yüzyılın yolsuzluğu’ unvanını hak edecek bir yolsuzluk iddiası da yok; iddialar milyarlarca dolarlık belediye bütçesinden yapılan yatırımlarla değil, daha çok belediye bütçesinde çerez niteliğinde kalan reklam alanı kiralamaları ve moloz döküm alanı gibi konularla ilgili.

Sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi de değil; hem İstanbul’un CHP yönetimindeki neredeyse bütün ilçe belediyelerine hem de Türkiye’nin dört bir yanındaki CHP’li belediyelere 16 aydır kesintisiz operasyon yapılıyor. Neredeyse her hafta bir belediye basılıyor, başkanı gözaltına alınıyor, sonra tutuklanıyor vs.

Başlangıçta bu olan bitene ciddi, elle tutulur, gözle görülür bir tepki vardı; ama aradan 16 ay geçip yapılanlar devam edince bir yerde polisin bir belediyeyi basıp başkanını gözaltına alması adeta bir “vakayı adiye” sınıfına girmeye başladı.

CHP başından beri bu olup bitenleri tek tek, yerli yersiz yolsuzluk iddiaları olarak görmek yerine partiye karşı bir siyasi saldırı olarak kabul etti ve bu saldırılara karşı her hafta mitingler yapmaya başladı. Bu kez o mitingleri düzenleyen partinin yönetimi bir yargı müdahalesiyle indirildi; yerine daha iş birlikçi olacağı, en azından daha “uygun” muhalefet yapacağı düşünülen eski genel başkan yeniden göreve getirildi.

Evet, ilk günler bu durum genel kamuoyu açısından belki şok ediciydi ama şimdi aradan neredeyse iki ay geçti ve görüyoruz ki bu duruma da alışıldı.

Fatih Altaylı’nın çok hak verdiğim bir gözlemi var: Son iki aydır iktidarı ve onun uygulamalarını tartışmıyoruz, CHP’deki iç durumu konuşuyoruz. AK Parti, en eleştirilmez olduğu iki ayı yaşıyor. Ama sanki ondan da beteri, Tayyip Erdoğan uzunca bir zamandan beri belki ilk kez bir iletişim kampanyasında başarılı oluyor. Bu kavgayı CHP’nin bir iç işi olarak takdim edip sorumluluktan sıyrılmak (kendi elini yıkamak) istedi ve sahiden de öyle oldu: Hepimiz bu meseleyi artık CHP içi bir kavga olarak görüyoruz.

Siyaset bilimci veya siyasal iletişim teorisyeni değilim ama sanki ortada üzerinde kafa yorulması gereken bir durum var: İktidar bir yıldırma ve alıştırma kampanyası yürütüyor, üstelik netice de almak üzere sanki.

Yakında “Direnmek beyhude” diyenlerin sayısı artarsa hiç şaşırmayacağım.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.