Böyle dost düşman başına…
ABD Başkanı Trump, her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler düzüyor; aralarındaki dostluğun altını çiziyor ve Erdoğan’a sevgisini açıkça sergiliyor. Nitekim zirve öncesinde Beştepe’deki basın toplantısında da aralarındaki yakın dostluğun altını çizdi:
“Çok yakın arkadaşız, çok yakın dostuz. Başından beri çok iyi bir ilişkimiz var, çok iyi bir kimyamız var. Çok özel bir ilişki gerçekten aramızdaki. Bu ilişkimizden dolayı da her şey çok iyi gidiyor.”
Trump “Cumhurbaşkanı Erdoğan çok iyi bir iş çıkartıyor” diyerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini havalimanında adının konulduğu bir bina ile karşıladığını açıkladı ve bundan dolayı çok mutlu olduğunu ifade etti.
Trump’ın sevgisi de övgüsü de aslında memnuniyet duyulacak bir şey değil ama iktidar da medyası da bu durumdan bir hayli memnun. Trump’ın Erdoğan’a yönelik sevgi sözlerini ve aralarındaki yakın dostluğa yaptığı vurguları, büyük bir siyasi başarıymış gibi, gurur duyulacak bir şeymiş gibi gururla, sevinçle manşetlerine taşıyorlar.
Bu manşetlerin en gösterişlisi, aynı zamanda en gülümseteni, Trump’ın NATO Zirvesi’ne “Erdoğan için katıldığını” söylediği sözleriydi. Çünkü bu yılki zirveye Erdoğan için geldiğini söyleyen Trump, başkan olduğu dönemlerde düzenlenen NATO liderler toplantılarının zaten hiçbirini kaçırmamıştı. İktidar medyasının neşelerine gölge düşürmek, o pek memnun hallerini bozmak istemem ama Erdoğan’a atfedilen bu “özel jest”, üzgünüm, ABD Başkanı’nın görev icabı katıldığı sıradan bir NATO zirvesinden ibaret, daha ötesinde bir durum yok.
Beştepe’nin Trump’a dair en büyük beklentisi CAATSA yaptırımlarının kalkması ve ülkemizin yeniden F-35 programına dahil edilmesiydi. Bu iki konuda da neredeyse Beştepe emin gibiydi çünkü Trump Ankara’ya gelmeden önce yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediyelerle geleceğini duyurmuştu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’la düzenledikleri basın toplantısında da Erdoğan’a büyük saygı duyduğunu yineleyerek “CAATSA yaptırımlarını kaldırabiliriz, bu gerçekten de iki ülkenin faydasına” demişti.
Biliyorsunuz, Trump CAATSA yaptırımlarını kaldıracağını söylerken Cumhurbaşkanı Erdoğan da gazetecilere dönerek, âdeta “İşte, söyledi” dercesine Trump’ı işaret etmişti. (7 Temmuz)
Ama tipik Trump işte Ankara’dan ayrılırken bir anda ağız değiştirdi ve “F-35 konusunda karar vermedim” deyiverdi. (8 Temmuz)
Trump’ın bu kafa karıştıran tavrı, F-35 süreci kapsamında S-400’lerin geleceği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulduğunda yanıtı “Bizi izlemeye devam edin” oldu.
Mevzu karışık, dolayısıyla biz de öyle yapacağız ve “izlemeye” devam edeceğiz.
CAATSA yaptırımların kalkması da ülkemizin yeniden F-35 programına yeniden dahil edilmesinin kararını verecek olan Trump değil Senato elbette, dolayısıyla süreci izlemekte fayda var.
Gelelim benim asıl yazmak istediğim hususa. Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı övgülere boğma meselesine ve övme sebebine.
Daha önce yazdım yine yazacağım. Bir insanın itibarını düşmanı değil onu yanlış yerden öven dostu zedeler. Dostun aptalı öyle yanlış bir yerden över ki karşı tarafa savunulacak alan bile bırakmaz ve öylece ortada bırakıverir.
ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan’a gösterdiği dostluk tam da bu türden. Övüyorum derken hasar veriyor ama görünen o ki Beştepe’de de bunu pek önemseyen yok.
Rahip Brunson hadisesinden bahsediyorum. Trump, bir kez daha, üstelik bu kez Beştepe’de, Rahip Brunson’ın kendi sözü üzerine serbest bırakıldığını, Erdoğan’ın üzerindeki etkisini övgüyle anlattı:
“Rahip Brunson’ı hatırlıyorsunuzdur. 35 yıl hapse çarptırılmıştı. Evanjelik bir kahramandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aradım, serbest bıraktı. Hiçbir şey ödemedim. Obama ya da Biden milyarlarca dolar ödüyor sürekli. Ben hiçbir şeyler ödemedim. Sadece serbest bırak dedim. Bir sonraki gün Brunson’ı Oval Ofis’te ağırladım.”
Gerçek tam olarak böyle de değil üstelik. Brunson 35 yılla tutuklu yargılandı ama 35 yıl mahkumiyet almadı. Trump’ın bu sözleri ülkemiz adına üzücü ve ülkemizin itibarı açısından son derece vahim. Ülkemizin hukuk devleti olmadığını, yargıçların hukuka göre değil iktidarın isteklerine göre karar verdiklerini bütün dünyaya duyuran ABD Başkanı geldi ve bu kez Ankara’dan bütün dünyaya iktidarın yargıyı nasıl araçsallaştırdığını söyledi. Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında iktidarın yargıya nasıl müdahale ettiğini bir kez daha söyledi.
Bu övülecek bir durum mu? Bu gurur duyulacak bir şey mi?
Gerçek bir dost dostuna böyle bir şey yapar mı?
Yapmaz. Ama Trump yapıyor. Erdoğan’ı AK Parti tabanında zor durumda bırakacak ne varsa hepsini söylüyor ama överek söylüyor “Erdoğan çok güçlü bir lider” diyor ama peşinden “Ben ne dersem onu yapıyor” diyor. “Cumhurbaşkanı Erdoğan muhteşem bir lider” diyor peşinden ekliyor “İran’ın yanında İsrail’e karşı savaşa girecekti, benim sayemde İsrail’e cephe almadı” diyor.
Mesela Erdoğan’ın İsrail Başbakanı Netanyahu ile birbirlerini sevmediklerini ama Erdoğan’ın Natenyahu ile aralarının çok iyi olduğunu söylüyor! Bu bilginin Türkiye’de özellikle AK Parti tabanında nasıl etki yaratacağını bilmiyor olabilir mi?
Yine mesela Trump “Erdoğan’ı çok beğeniyorum” diyor peşinden “Bana kırmızı halıyı serdi, o müthiş biri” diyor.
Bir dost bir dosta böyle davranır mı? Üst perdeden konuşur mu?
Konuşmaz elbette.
Bir devlet lideri böyle mi övülür. Trump Erdoğan’ı övüyor ama demokratik bir sistem içinde hesap veren bir lider olarak değil, kurumların üstünde duran, kendisini sistemin merkezine yerleştiren, siyasi gücü kendi şahsında toplayan bir lider olarak övüyor.
Böylesi bir övgü Türkiye açısından da iktidar açısından da gururu duyulacak bir tablo değil.
Böyle dostluk ilişkisi olur mu?
Olmaz elbette, böyle dostluk düşman başına değil mi?
AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Sofya’da 28 AB üyesi ülkenin liderlerini bir araya getireceği akşam yemeği öncesinde basına yaptığı açıklamada Trump için “Böyle dostlar oldukça düşmana ihtiyaç yok” diyerek eleştirmişti. (16 Mayıs 2018)
Bana asıl garip gelen ise Beştepe’den en azından Rahip Brunson konusunda ağız ucuyla bile olsa “Brunson konusu tam olarak Trump’ın dediği gibi değil, 35 yılla yargılandı ama mahkumiyet almadı, yargımız bağımsız karar verdi” açıklaması yapılması.
Ama Beştepe’den ses gelmiyor.
