Yargı, kendi mensupları için kanunu farklı uygulayabilir mi?

Sosyal medyada yer alan bir video haber:

Esenler’deki evine giderken acil tuvalet ihtiyacını gidermek için mola verdiği akaryakıt istasyonunda aracını park edecek uygun bir yer bulamayan M. Sait Akdeniz isimli bir vatandaş, otomobilini kısa süreliğine elektrikli araç şarj istasyonunun önüne bıraktı. Döndüğünde ise aracını şarj etmek üzere gelen bir kişinin tepkisiyle karşılaştı. Aracını usulsüz park etmesine öfkelenen ve bir yandan cep telefonuyla kendisini görüntüye alan bu kişiyle arasında kısa süreli bir tartışma yaşandı. Tartışma sırasında Akdeniz’in, görüntüsünün alınmasını engellemek amacıyla karşı tarafın telefon tuttuğu elini ittiği, iş yeri güvenlik kameralarına yansıdı.

Olay yerinden ayrıldıktan sonra polis ekiplerince gözaltına alınan Akdeniz, emniyette tartıştığı kişinin Cumhuriyet savcısı olduğunu öğrendi. Haberlerde yer alan bilgilere göre, savcı ile arasında yaşanan tartışma ve elini itmesi nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Akdeniz, iki haftayı aşkın süredir cezaevinde bulunuyor. Yakınları, yaşananların basit bir tartışmadan ibaret olduğunu belirterek tutuklama kararına tepki gösterdi. Olaya ilişkin savcılık veya emniyet makamlarınca ise şu ana kadar herhangi bir resmi açıklama yapılmadı.

Yine yargının işleyişi ve adaletin tarafsızlığıyla ilgili tartışma doğuran bir uygulama…

Video kaydına göre, olayda herhangi bir kavga, itişme-kakışma, darp veya şiddet kullanımı yok.

Aracı usulsüz park etmek, bir trafik suçudur ve ancak “trafik para cezasını” gerektirir.

Video görüntüsü alınmasına tepki olarak elin itilmesi darp eylemini oluşturur mu? Buradan herhangi bir şekilde iş görmeye mani bir darp raporu çıkarılabilir mi?

Bu eylemden hareketle, bir kişi hakkında gözaltına alınmasını gerektirecek ne tür bir itham ve soruşturma gerekçesi çıkarılabilir?

Yaralamaya teşebbüs mü? Tartışma sırasında birine elle dokunmak yaralama girişimi olarak değerlendirilebilir mi?

Yargı mensuplarının çeşitli vesilelerle vatandaşlarla karşıya geldiklerinde, mesleklerinin ve pozisyonlarının kendilerine sağladığı konumu; bir üstünlük ve baskı aracı olarak kullanmaya yönelik sergiledikleri tutum ve davranışların kamuoyunda tepki ile karşılandığına dair olaylar sık sık medyaya yansıyor. Hatta son zamanlarda haklarında bu konuda açılmış soruşturmalar var.

Türkiye’deki suç soruşturma pratiğinde;

Kemik kırığına neden olan yaralamalarda, bıçakla işlenen bazı yaralama suçlarında, hatta hastanede tedavi gerektiren birçok yaralama olayında bile; şüphelinin sabit ikametgâhı varsa, deliller toplanmışsa ve kaçma şüphesi bulunmuyorsa adli kontrol tedbirleri uygulanarak yargılanması yönüne gidilmektedir.

Kaldı ki, hayatın günlük akışı içinde çeşitli sebeplerle yaşanabilecek basit sözlü tartışmalar ve kısa süreli gerginliklerin önemli bir kısmı, tarafların olay yerinden ayrılmasıyla sona ermekte; bunların önemli bir bölümü ise herhangi bir adli soruşturma veya kovuşturma sürecine konu olmamaktadır.

Kamuoyuna yansıyan bilgiler esas alındığında, bu tartışmanın savcının herhangi bir adli görevi sırasında değil, günlük hayatı içinde ortaya çıkan sıradan bir park yeri anlaşmazlığından kaynaklandığı anlaşılıyor. Bu nedenle, aksi yönde kamuoyuna açıklanmamış farklı bir hukuki durum bulunmadığı sürece, soruşturma ve koruma tedbirlerinin uygulanması bakımından tarafların kanun önünde eşitliği ilkesinin esas alınması gerektiği açıktır.

Konuya ilişkin sosyal medya paylaşımlarının altına yapılan bazı yorumlar şöyle:

-Arabayı insan gibi park etmemiş. Bu da yetmiyor adamın elini itiyor. 1-2 sene yatar nasipse inşallah.

-Özür dileyeceği yerde artislik yapıp ileri geri konuşmuştur; çünkü barzolar medeniyete düşmandır. İyi yapmış savcı. böyle barzoların hakettiği muamele budur.

-Şarj istasyonunun önüne park etmiş şehre yeni inen mahlukat. Üzerine artistlik yapmış cezasını çeksin.

Bu yorumlar, Türkiye’de hukuka ve ceza adaletine ilişkin toplumsal algının geldiği nokta bakımından düşündürücüdür.

Yorumların önemli bir kısmında, tutuklama tedbirinin kanuni şartları, ölçülülük ilkesi ve hukuk devleti anlayışı yerine; kişinin usulsüz park etmiş olması veya tartışma sırasındaki tavrı esas alınarak; tutuklama adeta hak edilmiş bir ceza, kişiye “ders verme” aracı veya toplumun öfkesini tatmin eden bir yaptırım olarak değerlendiriliyor.

Esasen yorumlarda bir linç mantığıyla, iyi olmuş,” “hak etmiş,” “dersini almış” şeklindeki değerlendirmelerin yaygınlaşması; ceza adaletinin temel ilkeleri ile toplumsal adalet algısı arasındaki mesafenin giderek açıldığını göstermesi bakımından üzerinde endişeyle durulması gereken bir olgudur.

Ortadaki bu tabloya göre şu soruların sorulması gerekiyor:

-Tartışma, savcının görevini yerine getirmesini engelleyici mahiyette değil de sıradan bir anlaşmazlıktan doğduysa; savcının, aynı konumda yer alabilecek diğer insanlardan ne farkı var? Hukuken, kanun önünde herkes eşit olduğuna göre; tutuklama tedbirinin uygulanıp uygulanmayacağı da mağdurun mesleğine göre değil, somut delillere ve kanundaki şartlara göre değerlendirilmesi gereken bir husus değil midir?

-Yasal mevzuatta, karşısındakinin kolunu itmek, tutuklanmayı gerektiren bir neden olarak düzenlenmemişken; muhatabın savcı olması hâlinde tutuklanması gerektiğine dair özel bir hüküm mü bulunmaktadır? Yoksa soruşturma dosyasında, kamuoyuna henüz yansımayan; farklı suç isnatları veya olayın hukuki niteliğine ilişkin farklı bir değerlendirme mi söz konusudur?

Ancak bu ihtimal dahi, tek başına tutuklama tedbirinin uygulanmasını zorunlu kılan bir neden olarak kabul edilemez.

İlk bakışta oluşan izlenim; aracını şarj etmek isteyen bir yargı mensubunun, kendisine gösterilen tepkiyi yalnızca sıradan bir vatandaşla yaşanan bir tartışma olarak değil, aynı zamanda mesleki otoritesine yöneltilmiş bir saygısızlık olarak değerlendirmiş olabileceği yönündedir. Böyle bir algının oluşması bile, yargının tarafsızlığı ve kamuoyundaki saygınlığı açısından başlı başına üzerinde durulması gereken bir sorundur.

Daha da önemlisi, kamuoyuna yansıyan bilgiler çerçevesinde haftalarca devam eden tutukluluk hali; bazı çevrelerde, ceza muhakemesi tedbirlerinin hukuki zorunluluktan ziyade, yargı mensubuna yönelik davranışın karşılıksız bırakılmaması ve cezalandırılması amacıyla kullanıldığı yönünde bir izlenim doğurmaktadır. Olayın gerçekliğinden bağımsız, bu yönde bir kanaatin oluşmuş olması bile yargıya duyulan güven bakımından ciddi bir problemdir. Hukuk devletlerinde yargının yalnızca adil ve tarafsız olması yetmez, aynı zamanda dışarıdan bakıldığında da kesinlikle tarafsız görünmesi zorunludur. "Objektif tarafsızlık" olarak bilinen bu evrensel ilke, toplumun adalet sistemine duyduğu güveni ve yargının meşruiyetini korumak için vazgeçilmezdir.

Yargı organlarının ve özellikle yargı mensuplarının, kendilerini ilgilendiren olaylarda çok daha yüksek bir objektiflik, soğukkanlılık, ölçülülük ve öz denetim anlayışıyla hareket etmeleri beklenir. Çünkü adalet terazisinin en hassas tartması gereken dosyalar, bizzat yargı mensuplarının taraf olduğu dosyalardır. Zira adaletin meşruiyeti, sadece kanunların doğru uygulanmasına değil, bu uygulamanın her durumda kişisel duygu, öfke, kırgınlık veya statüden tamamen bağımsız olarak gerçekleştirildiğine dair toplumda gerekli güvenin oluşturulmasına dayanır. Bu tür dosyalarda sergilenecek en küçük taraflı hareket veya buna dair bir izlenim; yalnızca ilgili kişileri değil, yargı teşkilatının itibarına yönelik toplumsal algıyı da bütünüyle zedeler.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.