“Kudüs konusunda elle tutulur adımlar atmak zorundayız”

Dün, Dünya Göçmenler Günü vesilesiyle düzenlenen bir toplantıya katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kudüs sorunu hakkında söylediği şu sözler oldukça önemliydi:

“Kudüs konusunda sorumluluğumuzun gereğini sadece dille ifade ederek yerine getirmiş olamayız. Mutlaka somut, elle tutulur, gözle görülür, netice almaya yönelik adımlar atmak zorundayız. Bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.”

İşte budur. Vallahi de budur, billahi de budur....

Kudüs meselesi İslam dünyasının “kırmızı çizgisi” ise, İslam İşbirliği Teşkilatı da tam da bu amaçla kurulmuş ise... Ki İslam İşbirliği Teşkilatı, liderlerin toplanıp da “sert bir bildiri” altına imza atacakları bir sivil toplum kuruluşu değildir.

Devlet başkanları, ülke liderleri, ülke yöneticileri, “buğz etmek için” bir araya gelmezler, bilakis “elle tutulur, gözle görülür, somut” sonuç aldıracak kararlara imza atabilmek için masaya otururlar.

O masadan çıkması gereken bildiri değil, netice odaklı çözüm olmalıdır.

Günlerdir benim de anlatmaya çalıştığım husus buydu. Anlamaya çalışarak sorduğum soru buydu:

Bu toplantıdan, elle tutulur, gözle görülür, ABD’yi, İsrail’i Kudüs kararından vazgeçirmeye yönelik hangi karar çıktı?

Elbette ki İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bir araya gelmesi, toplanması önemlidir ancak asıl o toplantıyı önemli kılan, o toplantıdan çıkan sonuçtur.

17-12/19/screenshot_1.jpg

TÜRKİYE'NİN ALGISI SADECE BATI'DA DEĞİŞMEDİ...

“Kudüs kırmızı çizgimiz” diyen İslam ülkeleri, Kudüs’ün bekasını ilgilendiren hayati bir konuya neden ilgi göstermediler sorusunun peşine düştüğümde, ikinci bir sorunun olduğunu fark ettim.

Öyle ya...

Bu teşkilatın dönem başkanlığını da Türkiye yapıyor?

Ki, teşkilatın kendisinden daha büyük önem arz ediyor bu durum.

Türkiye’nin bugün Batı ile arası iyi olmuş olsaydı. Batı’da Türkiye’nin demokrasiden uzaklaşıyor algısı hakim olmamış olsaydı. Türkiye yine prestijli günlerindeki gibi olsaydı. AB ile arasında soğuk rüzgarlar esmemiş olsaydı. ABD ile arası eski günlerde olduğu gibi olmuş olsaydı.

Türkiye’nin davetine icabet hangi düzeyde olurdu.

Mesela ABD, 2009 yılında ‘Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti’ ilan etmiş olsaydı ve Türkiye’de o dönem İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanı olmuş olsaydı.

İstanbul Zirvesi’ne kaç ülke lideri katılım gösterirdi?

Ki o dönemler, AK Parti’ye hakim olan hamaset, popülizm değil diplomasi politikasıydı. Demokrasi, özgürlükler, adalet, insan hakları alanlarda reform üstüne reform yapıldığı, yani Türkiye’yi demokrasi rayına oturtmaya çalışan AK Parti hükümetinin Avrupa’dan Arap ülkelerine kadar gıptayla izlendiği dönemler...

Türkiye’nin çevresindeki ülkelerin AK Parti’ye ve ülkemize duyduğu sempatinin giderek yapısal bir nitelik kazanmaya başladığı ve Türkiye’nin Ortadoğu’da ‘arabulucuk’ rolünün bölge tarafından sahiplenildiği, Türkiye’nin Ortadoğu’da lider koltuğuna oturmaya başladığı dönem.

Türkiye’nin, 2003 Irak işgalinde ABD askerlerine üslerini kullanmasına izin vermemesi, Gazze Savaşı sırasında Erdoğan’ın İsrail’e sert çıkışı, Türkiye’nin hem popülaritesini artırmış, hem de İslam ülkelerinde bütün dikkatleri Türkiye’nin üzerine çekmiş, İslam dünyasının sorunlarını çözme noktasında bir güven oluşturmuştu.

Güzel bir hikayesi vardı Türkiye’nin. Ekonomik olarak güçleniyor, Batı ile ilişkileri iyi gidiyordu. Sonunda halklarının çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir ülke, Avrupa Birliği’ne üye olacaktı. Ve Batının giderek saygı duyduğu bir ülke konumundaydı.

2009 yılında TESEV’in yaptığı, ‘Ortadoğu’da Türkiye Algısı” başlıklı bir araştırma var. Araştırma Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin, Suudi Arabistan, Suriye, İran, Irak’tan oluşan sekiz ülkede gerçekleşmiş. Dönüp tekrar o araştırmaya bakmakta ve analiz etmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Araştırmaya göre, “bölge halkının yüzde 73’ü Türkiye’nin bölge siyasetinde daha etkili olabileceğine, bölge sorunlarının çözümü konusunda etkin siyaset yürütecek lider ülkenin Türkiye olduğuna inanıyor.

Yüzde 78’i Türkiye’nin bölgede daha büyük rol oynaması gerektiğine ve İsrail Filistin sorununda arabuluculuk görevini başarıyla yürütebileceğine inanıyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 66’sı, Türkiye’deki demokratikleşme sürecini ilgiyle izliyor ve Türkiyenin, İslam ve demokratikleşmenin bir bileşimi olduğuna inanıyor.

Batı ile ilişkileri iyi, içe kapalı olmayan ve ekonomisi güçlü, içeride bütün sorunlarını çözebilmiş bir Türkiye algısı vardı. Ortadoğu ülkelerine cazip gelen, ve Türkiye’yi bölgede adım adım abi konumuna getiren buydu.

ABD Kudüs’ü 2009’da İsrail’in başkenti olarak tanımaya karar verdiğini açıklamış olsaydı... Türkiye’de İİT’nin dönem başkanlığını yapmış olsaydı. İstanbul Zirvesi’ne kaç lider katılırdı ve o zirveden nasıl kararlar çıkardı?

Son birkaç yıldır, Türkiye’nin sadece Batı’da algısı değişmedi. Ortadoğu’daki Türkiye algısı da değişti.

Eğer, İslam İşbirliği Toplantısı’na bir önem atfedecek isek o da şudur:

İstanbul Zirvesi, Türkiye’nin Ortadoğu’da politik ve sosyal bir model olması ve bölgede yeniden arabuluculuk görevi üstlenmesi konusunda kapıların açılmasına vesile olabilir. Yani AK Parti hükümeti, eğer Kudüs konusunda “elle tutulur, gözle görülür, somut netice” almaya yönelik adımlara öncülük edebilirse, uluslararası arenada Türkiye’yi Ortadoğu’da yeniden aktör konumuna yükseltebilir.

YORUMLAR (31)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
31 Yorum