Kimin kazandığı mı önemli, sonunda kimlerin kazanacağı mı?
İsrail’in itmesiyle ABD’nin karıştığı İran’a karşı açılmış savaş yeni bir safhaya girdi. Savaşın 40. gününde silahların bazısı susunca dünyanın her tarafında aynı soruya cevap aranıyor: Kim kazandı, kim kaybetti?
Netanyahu “Biz ‘bitti’ demeden savaş bitmez” havasında; Lübnan’a füzeler göndermeye devam ediyor İsrail…
Ültimatomunun bitimine dakikalar kala, askerlerine “Dur” emrini veren Donald Trump arzuladıkları amacın gerçekleştiğini ileri sürüp kazananın kendisi ve ülkesi olduğunu söylüyor…
Saldırılan İran’da ise, kitleler, yönetimin de teşvikiyle, sokaklarda zafer kutlamaları yapmaktalar…
Gerçekte ne oldu, bu işten kim kazançlı çıktı?
Tabloya biraz yakından bakıldığında kesin bir karar vermek zor.
İran, dini lideri ile birlikte yönetici kadronun kaymak tabakasını bu savaşta yitirdiği gibi, herhalde halkın refahı için sarf etmeyi yeğleyeceği değerleri füze ve insansız hava aracı olarak saldırganların üzerine göndermek zorunda kaldı.
Direnebildi İran; yıkılmadı, ayakta. Uygarlığına da bir şey olmadı.
Trump’ın “Kazandım” demesini hak eden bir görüntü yok ortada. Ne İran halkını sokaklara dökebildi, ne dirençlerini kırabildi, ne de rejimlerini değiştirebildi. Yalnız ülkesinin değerlerini bir inat uğruna heder etmekle kalmadı, yanlışlığına alet olmak istemeyince kullandığı ağır üslup yüzünden ülkesinin en yakın müttefiklerini kızdırdığı gibi, global ekonomiyi derinden etkileyen gelişmelere kapı aralayarak dünya halklarını da perişan etti Trump.
Bu arada, ABD’nin itibarı da yerle bir oldu.
İsrail ‘düşman’ bellediği İran’ı Netanyahu’nun iddia ettiği gibi yeryüzünden silemedi; çok güvendiği güvenlik sisteminin İran’dan atılan füzelerle delinmesine engel olamadı. Attığı füzelerle sivillerin ölümlerine yol açarak bütün dünyanın nefretini kazanmış oldu; buna ‘kazanmak’ denilebilirse…
En önemlisi de, ‘Holokost’ sayesinde kendilerine şefkatle bakan başta Amerikan halkı olmak üzere Batı ülkeleri insanlarına görüş değiştirtecek farklı bir imaja sahip hale geldi İsrail…
İran’ın savaştan kazanarak çıktığı varsayılsa bile, sergilediği çaresizlik yüzünden saldırganların aynı iddiayı tekrarlaması imkansız.
Bu noktada durup farklı bir zihin jimnastiğine başvurmanın zamanı…
Çizdiğim tabloda bana tuhaf gelen, ABD’nin durumu.
Sayılarını bilmekte zorlandıkları çok istihbarat örgütü var ABD’nin; noktasal atışlarla kritik hedefleri yok edebilmeleri bunu gösteriyor… İran’ı hırpalasa bile nakavt edemedi ama. Günün sonunda kaybedenlerden oldu ABD.
İyi de, istihbarat örgütleri elemanları, güçlü ordusunun komutanları sonucun hezimet olacağını bilemediler mi?
Yoksa bildiler, uyardılar ama kabul mü ettiremediler?
İhmal edilmeyecek sayıda istihbaratçı, diplomat, komutan, yüksek bürokrat ve bir bakanın savaşa karşı çıkarak istifa ettikleri düşünülürse, uyarılarının işe yaramadığı anlaşılıyor.
O zaman şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor: Acaba öncesinde iletilen uyarılara rağmen savaşı başlatanlar -özellikle Trump- için, ulaşılmak istenen esas hedef şu anda karşımıza çıkan tablo olabilir mi?
ABD’yi en yakın müttefiklerinden soyutladı Trump; NATO’dan çıkma tehdidiyle Avrupa güvenlik mimarisini ABD’den koparma noktasına getirdi; bölgenin doğal kaynaklarını kilitleyerek dünya ekonomisini zor duruma düşürdü ve askeri üsleri bulunan ülkeleri koruyamayarak onları yeni ittifaklar aramaya zorladı…
Avrupa ve Asya’daki ülkeler yönlerini ABD’den Rusya ve Çin’e doğru çevirirlerse şaşırmamak gerekiyor…
Bu arada İkinci Dünya Savaşı sonrasında bir daha savaşlar çıkmasın diye kurulmuş Birleşmiş Milletler’i de işlevsiz hale de getirdi Trump…
ABD ve İsrail bundan böyle kendi başlarına kalabilir.
Yoksa Trump’ın ve ona destek veren güçlerin istedikleri zaten bu mu?
Savaşın başlaması ardından yapılan tahlillerde ABD’deki sistemin seçilmiş başkana sağladığı, şimdiki başkanın da seleflerinden daha fazla kullandığı güç düşünülerek, alınan kararlar hep Trump’a mal ediliyor.
İsrail ile birlikte savaşa giren o. Savaşı ülkesine kabul ettiren, kabule yanaşmayanları dışlayan o. Savaşın devam ettiği 39 gün boyunca ülkesi ve dünya kamuoyu önüne çıkarak günde birkaç kez değişen görüşlerini paylaşan da, 40. gün ateşkes ilan eden de yine o…
Acaba onu da yönlendiren, görüşünden etkilendiği veya danıştığı kişiler var mıdır?
Savaşla birlikte dünyamızın dengeleri köklü bir biçimde değişime girdi de ondan soruyorum bu soruyu.
Değişimden zarar görecekler yanında, mutlaka kâr edecekler de olacaktır; acaba onlar kim?
Yazımda cevaptan fazla soru bulunduğunun elbette farkındayım; bulmaca çözmek yerine bu tür sorulara cevap arayın derim.
