İzah edeyim

Gülenistler, “Şu meşhur ‘duygusallık’ meselesi” başlıklı yazımda kullandığım bir cümleye dört elle sarıldılar.

O cenahın internetteki önde gelen haber- manipülasyon sitelerinde “Albayrak’tan Erdoğan’a salvo” falan diye takdim edilen cümlem şu:

“Gezi krizi başlarda yanlış yönetildi, Paralel Devlet Yapılanması’yla mücadelede Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu yargılanması gibi gereksiz davranışlar sergilendi, PKK terörüne çanak tutan malum bildiriyi imzalayan akademisyenlerden bazıları da hiç gereği yokken tutuklandı ve bütün bunlar da Batı’daki menfi Türkiye algısına tuz biber ekti.”

Ben Gezi krizinin sadece “başlarda” yanlış yönetildiğini yazdım, ama onlar Twitter’daki haber anonslarında o kelimeyi kullanmayarak hükümetin Gezi krizindeki tutumunu bütünüyle hatalı bulduğum intibaını uyandırmaya çalıştılar.

Bir zamanların ihtişamlı paralel devletinin buncağız bir kelime oyunuyla avunacak kadar zavallılaşmış olması güzel tabii.

Bu arada birçok kardeşim “Sen o uygulamaları nasıl eleştirirsin? Ayrıca, ‘Batılılara ayıp oluyor’ derdine düşmek sana yakışıyor mu?” diye soruyor.

Arz edeyim…

***

1. İlgili yazım, Türkiye’nin Batı’da ve İslam dünyasında son senelerde itibar kaybettiğini belirtip dış siyasette nerede hata yaptığımızı kendimize sormamız gerektiğini söyleyen Hüseyin Çelik’e cevap mahiyetinde bir yazı olup, “Çelik’in hata dediği şeyler aslında hata değil. Batı’yı üzmemize değecek şeyler yapıldı” mesajını taşıyor. İktibas edilen paragraf, parantez mesabesinde. O paragrafın öncesinde “Hiç mi hatamız yok? Var maalesef.” demişim, sonrasında da “Batı’daki algı bir yana…” deyip bu tür şeylerin asıl Türkiye’deki “Yeni Türkiye” algısını bozması bakımından önemli olduğunu vurgulamışım. “Batı’ya ayıp oluyor”la alâkası yok yani. Keşke o arkadaşlar Gülenistlerin aktardığı kadarıyla yetinmeselerdi de yazının tamamını bulup okusalardı. (Batı kamuoyunun Türkiye konusundaki haksız yargılarını gidermeye matuf etkili adımların atılması gerektiğini tabii ki düşünüyorum, o ayrı. ‘Ne gereği var?’ diyenler bunu Almanya’da yaşayan ve Türkiye ile ilgili saçma sapan yargılarla mücadele etmekten bitap düşen vatandaşlarımıza sorup cevabını onlardan alsınlar. Bkz. “Avrupa kamuoyu bu kadar da cahil bırakılmaz ki!” başlıklı yazım.)

***

2. Başlangıçtaki park-bahçe gündeminin ötesine geçişi itibarı ile Gezi ayaklanmasını Erdoğan’ın şahsında Türkiye ve İslam dünyasının umutlarına bir taarruz olarak gördüm ve tavrımı da ona göre aldım. Sonuna kadar Erdoğan ve hükümetin yanında durdum. İyi ettim. Bugün de olsa aynısını yaparım. Gezi krizinin başlarda yanlış yönetilmesinden kastım, Gezi Parkı’ndaki çadırların yakılması gibi gereksiz tahriklerdir.

***

3. Paralel Yapı’yla mücadele başım gözüm üstüne. MİT tırları meselesinde Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin yargılanmasına da hiçbir itirazım yok. Başkanlık sistemine gidilen yolu dinamitlemek için “üst akıl”ın oluşturmaya çalıştığı diktatörlük algısını besleyeceğini bile bile tutuklu yargılama yoluna gidip, itibarı yerlerde sürünen Cumhuriyet gazetesini ve Can Dündar’ları ‘diktatörlüğe direniş’ markaları haline getirmenin ne alemi olduğunu sorguluyorum sadece. (“Avrupa kamuoyu bu kadar da cahil bırakılmaz ki!” başlıklı yazımın ‘şerh’ kısmında bunu zaten -aşağı yukarı aynı ifadelerle- belirtmiştim).


***

4. PKK terörüyle mücadele eden devletin katliam yapmakla suçlandığı şu meşhur bildirinin altında imzaları bulunan akademisyenlerin durumları farklı. Onların tutuklanmalarını eleştirmekle kalmıyorum, yargılanmalarını da eleştiriyorum. İddiaları akıl almaz derecede korkunç ve haksız, ama ne olursa olsun ilk ve son tahlilde bir “fikir suçu” söz konusu. Ben bu ülkede hiç kimsenin “fikir suçu”ndan ötürü mahkemeye sevk edilmesini ve hapse tıkılmasını istemiyorum kardeşim!

YORUMLAR (10)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
10 Yorum