Çöküş!

İktisat bilimini yeniden yazdığımız kesin... En azından Merkez Bankası eliyle faizi düşürürken piyasada faizlerin yükselmesini sağlamak pek kimseye nasip olmazdı.

İşte bunu da başardık.

Öyle bir teori yazıyoruz ki; amaçların hiçbiri gerçekleşmiyor ama amaçlanmayan ne varsa gerçekleşiyor.

Böyle bir teoriyi yazmak normal akıl dışı bir beceri gerektiriyor. Elhamdülillah hepsini başarıyoruz.

Ya da şöyle izah edelim: Güzel ülkemizi başımıza yıkmak için ne gerekiyorsa epeyce gayret gösteriyoruz.

Bir örnek verelim mi? Hani faizler düşecek ve girişimciler yatırıma koşacaktı ya. Allah rızası için soruyorum: Kimse GSYH verilerinden ‘Makine-Teçhizat’ yatırımlarına bakıyor mu?

2015 yılı sonrasında adeta çakılan fabrika yatırımları, 2020 yılı son çeyreğinde nihayet eşiği aşarak reel artışa döndü. Hatta bu yatırımlar 2021/3. çeyrekte de azalışa rağmen devam ediyordu.

Şimdi neyi başardık biliyor musunuz? İşte o yatırım hamlesini de durdurmaya başardık. Dünya Gazetesinden haber şöyle: Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş: “Yatırım iştahını düşük faiz değil, yüksek kur etkiledi.”

Geçmiş olsun...

Kur artışı nedeniyle fiyatlandırmanın yapılamadığı yerde, ticaret olur mu? Ticaretin olmadığı yerde ise üretim olur mu? Üretimin olmadığı yerde de yatırım olur mu?

Bunlar keskin rakamlar değil elbette ama sekteye uğradığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten stokçuluk neden kaynaklandı ki? Bugün ülkemizde herkes bir bakıma stokçu oldu. Çünkü umut ve istikrar kalmadı.

***

Bu teoriyi anlatırken kurlar artacaktı. Kurlar artınca ihracat artıp, ithalat azalacaktı. Ve cari fazla ile beraber kurlar düşmeye başlayacaktı.

Bir kere ihracatımızın kur duyarlılığından daha yüksek AB duyarlılığı var. Ve bu yıl AB’den inanılmaz talep alıyoruz.

Buna rağmen ithalatımız (altın hariç) ihracatımızdan daha ciddi artıyor.

Neyse,

Biz ödemeler dengesine bakalım: Ağustos-Ekim dönemi 3 ayda 5 milyar 723 milyon dolar cari fazla vermişiz. Aynı dönemde finans hesabından net yabancı sermaye girişi de 8 milyar 601 milyon dolar olmuş. Yine aynı dönemde net hata-noksan kaleminden de 6 milyar 017 milyon dolar gelmiş (ya da sisteme kayıtlanmış).

Böylece ağustos-ekim dönemi sadece ve sadece 3 ayda ülkemizin net döviz varlıkları 20 milyar 316 milyon dolar artış göstermiş.

Ama o da ne?

Cari fazla, yabancıdan gelen sermaye ve kaynağı belirsiz dövizle 20,3 milyar dolar artı yazmamıza rağmen tam da bu dönemde dolar/TL 8,45’den 9,60’a gelmiş.

Oysa cari fazla yanında yabancıdan da döviz gelmesine rağmen 20,3 milyar doları kim almış ki dövizi yükseltmiş olsun?

Not: Tabii ki Merkez Bankası....

Sonra da kimse çıkıp şer güçler, darbeyle yapamadıklarını dolarla yapıyorlar vs demesin. Çünkü bunlar gerçek değil ve hiçbir rakamda yer almıyor. Sadece yabancının swap çıkışı var onu da Merkez kontrol ediyor.

***

Bugün ülkemiz yakın tarihin en büyük yıkımlarından birini yaşıyor. Adeta çöküş içindeyiz.

İyi ama biz buraya nasıl geldik? Bir anda gelmediğimiz de kesin.

Ortaya attığımız çözüm reçeteleri adeta ilaç yerine zehir içeriyor. O zaman bu çöküşten nasıl kurtulacağız?

***

İnanın ben de bir şey söyleyemiyorum.

Sokakta vatandaş ile söyleşi yapanları dahi eve tıkmaya başladıysak durum sadece ekonomik değil, bilesiniz...

Demokrasi dışında arayışları harekete geçirdiğimiz de izlenmektedir.

Ama yarın herkes anılacaktır.

Baban kimdi?

Sorulduğunda aslında en büyük mirasın ne olduğunu o soruya başı dik cevap veren evlatlar söyleyecektir.

Başka miras yoktur.

Ülke çökerken neredeydiniz sorusuna da cevabı siz vicdanınızda verin. Bunun cevabını evladınıza bırakmayın derim.

YORUMLAR (95)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
95 Yorum