Düşük faiz ekonomiyi büyütmüyor-şişiriyor

Çok tehlikeli bir konuya daha giriş yapmak zorundayım.

Konumuz: Faiz

Acaba düşük faiz her derde deva mı?

Son yıllarda düşük faizin ekonomik büyüme ve refah için nerede ise tek şart olduğu algısı oluşturuldu. Faiz düşünce her sorun bitiyor sanılıyor.

Bu algı ne kadar doğru?

Elbette burada yüksek faizin yararlı olduğunu söylemiyorum. Nasıl ki "her şeyin aşırısı zarar" ise faizde de durum aynı. Yüksek faizin zararları olduğu gibi düşük faizin de zararları olmalı.

Örneğin enflasyon.

Çok düşük enflasyon, aslında bir başka açıdan yaşlılık ve tükenmişliği de ifade eder. Bugün ABD, İngiltere, Almanya enflasyon artsın diye dört gözle bekliyor.

Japonya 20 yıldan uzun süredir düşük enflasyon sorununu aşmaya çalışıyor

Enflasyon ve faizi bir canlı gibi hayal edin. Gençliğin ateşi ile çok fazla atan kalp ritmi gibi, yüksek enflasyon ve faiz de çok tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.

Veya tersine bakın...

Çok düşük enflasyon ve çok düşük faiz oranını bir canlının kalp atışlarının bitmesine benzetebiliriz. Enflasyon ve faizin aşırı düşmesi ölüm işareti gibi geliyor bana...

İşte hayat bir denge ise enflasyon faizde de bir denge olmalı.

Derler ki yüzde 3-5 aralığında bir enflasyon ve ona paralel bir faiz oranı makul seviyedir.

İyi de neye göre? Kime göre?

Bu argüman yaşlı ve gelişmiş ülkeler için geliştirilmedi mi?

Nüfus artış hızı hala yüksek ve geçmişten gelen yığınla genç nesli olan Türkiye için, yüzde 3-5 enflasyon ekonomik büyüme için çare mi?

Açıkçası ben Türkiye'nin dinamizmini bu yüzde 3-5 enflasyon oranlarının karşılayabileceğini düşünmüyorum.... Her yıl 1 milyon kişinin iş piyasasına katıldığı bir ülkede yüzde 3-5 enflasyon çok dar bir aralıktır.

Mesela son bir yılda 1.026.000 kişi iş piyasasına geldi. İş piyasası 29 milyon kişiden 30 milyon kişiye yükseldi. 987 bin kişi iş buldu ve yeni tüketici olarak ekonomiye katıldı. En basit mantıkla yüzde 3,0-4,0 civarında bir yeni güç iş piyasası üzerinden her yıl ekonomiye katılıyor.

Çok düşük enflasyon hedefi ile bu gücü taşıyamayız. Sadece yeni işgücü katılımı bile yıllık yüzde 3-5 enflasyonu kendiliğinden oluşturabiliyor.

Oysa Türkiye'nin bu istihdam dinamizmine ayak uyduran bir ekonomik canlılığı sağlaması gerekiyor.

Gelelim ikinci meseleye:

Faizler çok düşerse ekonomimiz de o kadar iyi oluyor mu?

Türkiye üzerinden olaya bakalım.

2005-2015 yılları faiz-enflasyon grafiğini inceleyelim. 2005-2009 yılları arasında enflasyon ile faiz oranları arasında çok büyük uçurum var. Aslında bu uçurum 2001 krizinden bu yana devam eden bir süreç. Enflasyon oranının iki katı bir faiz oranı ile ekonomi yönetiliyor.

16-01/06/enflasyon-grafik.png

2005-2008 yıllarında ortalama;

Faiz Oranı %17,96

Enflasyon Oranı %8,98

Oysa 2010-2015 yıllarında ortalama;

Faiz Oranı %8,70

Enflasyon Oranı %7,83

Anlayacağınız gibi 2009 yılından sonra Türkiye'de de faiz üzerinden para kazanmanın yolu kapanmış. Nerede ise enflasyon kadar bir faiz oranı oluşmuş. Gerçek faiz kazancı 2009 yılına kadar yaşanmış ve sonrası bitmiş.

Hatta şunu belirtelim. Bizim burada baz aldığımız faiz oranı devlet tahvillerinin faizi. Oysa mevduat faiz oranları daha düşük. Demek ki parasını mevduatta tutan kişiler reel olarak para bile kaybettiler.

2009-2015 yılları arasında reel faiz oranı nerede ise sıfırlanmış...

Faizin "sudan ucuz" olduğu bu dönemde ne oldu? Ekonomi şaha mı kalktı? Yatırımlar mı patladı? Ucuz para bulan iş adamları yatırıma mı koştu?

İşte tablo:

İlk tablomuz 1998 yılından 2014 yılına kadar sektörel durum raporu. Reel faiz oranları düştükçe sanayicilik azalmış.

16-01/06/sanayii-emlak.png

1998 yılında ekonominin (GSYH'nın) yüzde 23,6'sını oluşturan imalat sanayi gücümüz faizlerle beraber sürekli eriyor. İmalat sanayinin GSYH içindeki payı artık yüzde 15,8.

Ve gelelim inşaat+gayrimenkul sektörüne...

Faizler düştükçe adeta şişen sektör inşaat ve gayrimenkul oluyor. İnşaat+Gayrimenkul sektörünün GSYH içindeki payı 1998 yılında yüzde 11,0 iken 2014 yılında yüzde 14,4'e yükseliyor.

Para faizlerdeki düşüşle birlikte sanayicilikten inşaat+gayrimenkul sektörüne yöneliyor.

16-01/06/yatirimlar.png

O kadar ki, son 3 yılda özel sektörün makine-teçhizat yatırımı (üretime yönelik yatırımlar) nerede ise sürekli gerilemiştir.

GSYH oluşumunda izlediğimiz gibi özel sektör ucuz parayı bir yatırım fiısatı olarak değerlendirmemiştir. Para maalesef reel kesimde üretim ve yatırım yerine, inşaat+gayrimenkul sektörlerini şişirmenin ötesine gitmemiş.

Bu kadar mı?

Hayır...

Mesela yatırım araçlarına bakıyoruz.

TL mevduatları 2006 yıl başında 147 milyar liradan 2010 sonunda 402 milyar liraya yükseliyor. Yani TL Mevduatları 2006-2010 arası 5 yılda yüzde 173 oranında artıyor.

TL mevduatları 2010 sonundan 2015 sonuna ise 402 milyar liradan 695 milyar liraya, yani sadece yüzde 73 oranında artıyor.

Aynı dönemlerde ise YP para mevduatlarına bakıyoruz:

2006-2010 dönemi 5 yılda YP mevduatları 80 milyar TL'den 151 milyar TL'ye yükseliyor. (%89 artış)

2010-2015 dönemi 5 yılda YP mevduatları 151 milyar TL'den 455 milyar TL'ye yükseliyor. (%201 artış)

16-01/06/para.png

Özetle faizlerin enflasyondan yüksek olduğu dönemde para TL mevduatına kayıyor ama faizlerin nerede ise negatife döndüğü dönemde ise yerli para hemen yabancılaşmaya başlıyor.

Ülkemizde 2006-2010 yılları arasında 63,3 milyar dolar olan yabancı para mevduatları 109,0 milyar dolara yükseliyor.

2006-2010 arası 45,7 milyar dolar artış var

Ama;

2010-2015 arasında yabancı para (YP) mevduatları 74,5 milyar dolar daha artarak 183,5 milyar dolara yükseliyor.

Faizleri çok düşürdükçe yerli paranın yabancılaşmasına kapı aralanmış oldu. Reel getiri elde etmenin yolu TL'den kaybolunca yerine ABD doları ve Avrupa eurosu doldurmaya başlamış.

TL üzerinden para kazanmanın bir diğer yatırım aracının borsa olduğunu hesaba kattığımızda da durum maalesef iç açıcı değil.

2005 yılı başında 25 bin seviyelerinde seyreden borsa-100 endeksi, 2010 yılının sonlarında 70 bin seviyelerine yükseliyor. Ve 2016 yılında maalesef borsa endeksi hala 70 bin seviyelerinde seyrediyor.

Borsa son beş yılda TL bazında bile kazandırmayarak bir yatırım aracı olma özelliğini kaybetmiş duruma gelmiştir.

Oysa aynı dönemlerde ABD'de mesela borsalar adeta şahlanmış. SP500 endeksi 2005 yılında 1.200 seviyesinde iken 2010 sonunda 1.250 oluyor. Ama SP500 endeksi bugünlerde artık 2 bin puanın üzerinde seyrediyor.

Alman DAX endeksi ise 2005 yılında 4,300 seviyelerinden başlıyor ve 2010 sonunda 7 bin puana ulaşıyor. DAX endeksi onca krize rağmen halen 10 bin puanın üzerinde işlem görüyor.

Kısaca gelişmiş ülkelerde insanlar faiz üzerinden para kazanamayınca borsaya yönelmişler ve borsalar üzerinden büyük kazançlar elde etmişler. Ama maalesef Türkiye'de borsanın kazanç işlevi görememesi TL yatırımcısına bu kapıyı da kapatmıştır.

Geriye bir tek gavurun parası kalıyor.

Maalesef faiz lobisi diye söylerken aslında gavurun parasına mahkum edilmiş bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalmış durumdayız.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum