Halkta mı iktidarda mı panik endişe?
İktidarın kamuoyuna “sansür değil”, “gazetecileri hedef almıyor”, “eleştiriyi suç saymıyor”, “haber verme faaliyetine dokunmuyor”, “haberle de haberciyle de ilgisi yok” denilerek kamuoyuna pazarladığı Dezenformasyon Yasası’nın gerçekte kimler için hangi amaçla çıkarıldığı, daha yürürlüğe girer girmez açığa çıkmıştı.
Bu yasanın dezenformasyon değil, bilakis muhalif medyayı susturmak, iktidarın kötü yönetimiyle ilgili haber yapan gazetecileri sindirmek amacıyla çıkartılan sansür yasası olduğu gün gibi ortadaydı.
Nitekim 18 Ekim 2022’de yürürlüğe girmesinden bu yana ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasıyla 70’in üzerinde gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı, onlarca gazeteci gözaltına alındı, hakkında davalar açıldı ve onlarca gazeteci de tutuklandı.
Yine Eski TÜSİAD yöneticileri Orhan Turan ve Ömer Arif Aras hakkında, derneğin genel kurulunda yaptıkları konuşmalar nedeniyle savcılık “‘Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla soruşturma başlattı, gözaltına aldı. Turan ve Aras hakkındaki soruşturma davaya dönüştü, mahkeme iktidarın ekonomi yönetiminin eleştirilmesini “halkı yanıltıcı bilginin yayılması” suçu saydı.
Gazeteci Alican Uludağ’dan sonra Dezenformasyon Yasası kapsamında (TCK 217/A) gözaltına alınan, akabinde de tutuklanan son gazeteci İsmail Arı oldu. Birgün gazetesi muhabiri İsmail Arı, bayramda aile ziyareti için gittiği memleketi Tokat’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gözaltına alındı, Ankara’ya getirildi ve tutuklandı.
Öncelikle İsmail Arı haberlerini dikkatle takip ettiğim, kamu gücünün kötüye kullanılması gibi alanlara yoğunlaşan, kamudaki usulsüzlük, yolsuzluk, suç/çete dosyaları, yargı siyaset bürokrasi ilişkileri üzerine iyi haberler yapan, bu dönemde “kamu kurumlarındaki yolsuzluk, usulsüzlük” haberleri denildiği zaman akla gelen dürüst birkaç gazeteciden biridir.
AİHM 1991’den bu yana verdiği bütün kararlarında; (Observer and Guardian -Birleşik Krallık 1991 /, Castells – İspanya Davası 1992/, Thorgeir Thorgeirson- İzlanda 1992/, Jersild / Danimarka ve Flux/Moldova 1994/, Goodwin / Birleşik Krallık 1996/, Bladet Tromsø ve Stensaas - Norveç 1999/, Sanoma Uitgevers B.V. / Hollanda 2010) demokratik toplumlarda iktidarların yalnızca parlamento ve yargı tarafından değil, özgür basın tarafından da denetlenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda bütün bu kararlarında ısrarlı bir şekilde gazetecilik mesleği için “kamusal bekçilik” nitelendirmesi yapıyor… Basının kamuyu ilgilendiren meselelerde bilgi ve fikirleri dolaşıma sokarak yasama ve yargı organlarının denetim işlevini tamamlayan asli bir demokratik denetim mekanizması olduğunu, iktidarların medyaya müdahalelerinin basının kamusal bekçilik kapasitesini zayıflatacağını vurguluyor.
Ayrıca AİHM kamunun bilgi alma hakkının da altını çiziyor ve gazetecilerin tutuklanmasını “özgürlüğün caydırıcılığı” olarak tanımlıyor.
Tutuklanan gazeteciler Alican Uludağ da İsmail Arı da AİHM içtihatlarındaki “demokratik toplumun kamusal bekçisi” tanımına uygun olarak çalışan, iktidarın hoşnut olmayacağı haberlere imza atan gazeteciler arasındaydı.
Gazetecilik yapmak dışında bir şey yapmadılar. Basın özgürlüğü ülkemizde her devirde baskı altındaydı ama kabul edelim ki 28 Şubat dönemi dahil hiçbir dönem bu kadar baskı altında olmadı.
İktidarın elinde iki güçlü sopa var; biri yerel mahkemelerin üzerindeki HSK sopası. HSK iktidarın yakından takip ettiği kritik dava dosyalarında iktidarın hoşnut olacağı şekilde karar vermeyen hakimleri ya sürgüne gönderiyor ya da anında dosyadan uzaklaştırıyor, iktidar medyasında da hukuka uygun kararlar veren hakimler itibar suikastına uğruyor, ayrıca iktidarın hoşnut olacağı şekilde kararları verenleri de ödüllendiriyor. Yargının sistematik bir şekilde siyasallaşması böyle gerçekleşti.
İktidarın elindeki ikinci sopa ise Dezenformasyon Yasası oldu… Dezenformasyon Yasası iktidar aleyhine haber yapan gazetecilerin başında Demokles’in Kılıcı gibi sallanıyor. İktidarı köşeye sıkıştıran haberlere imza atan gazeteciler için “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla yargı hemen devreye giriyor.
Oysa dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve iktidarın yetkili isimleri Dezenformasyon Yasasının halkta endişe, panik, korku yaratan kişiler için işleyeceğini söylüyorlardı. Kanuna göre de bir haberin, açıklamanın suç olabilmesi için şu dört ana şartın gerçekleşmesi gerekiyordu:
Ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili,
Gerçek olmayan bir bilgiyi
Kamu barışını bozmaya elverişli bir şekilde
Sırf halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla alenen yaymış olacak.
Ancak bu dört şart bir araya geldiğinde “yanıltıcı bilgi” suçu oluşabilirdi.
Dezenformasyon Yasasının mimarlarından AK Parti Milletvekili Ahmet Özdemir bu maddenin uygulanması için “dört ana unsurun gerçekleşmesi gerektiğini, bir tanesi bile eksik olsa uygulanmayacağını” söylemişti. (14 Ekim 2022)
Bu madde yürürlüğe girdiğinden bu yana gözaltına alınan, tutuklanan, hakkında soruşturma yapılan gazetecilerden hangisi ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığıyla ilgili halkta endişe, panik, korku yaratmak maksadıyla gerçek olmayan bir bilgiyi paylaşmış?
Gazeteci Alican Uludağ’ın hangi haberinde bu dört unsur gerçekleşmiş?
Gazeteci İsmail Arı’nın hangi haberinde, sosyal medya paylaşımında bu dört unsur gerçekleşmiş?
Değil dört unsur bir tanesi bile yok.
Elbette ki bir devlet halk arasında endişe, panik, korku yaratan yalan haberle mücadele edecek. Etsin de…
Soru şu: Alican Uludağ, İsmail Arı halkı panikletecek, halkta endişe, korku yaratacak haberlere mi imza attılar, yoksa iktidarı panikletecek, endişeye sevk edecek, kızdıracak haberlere mi imza attılar?
Bir önemli ayrıntıda şudur, yargının muhalif kesime nasıl düşman hukuku uygulandığının, iktidarın yargı eliyle muhalif kesimi sindirmeye çalıştığının bir kanıtıdır.
İsmail Arı Ankara’da yaşıyor; soruşturmayı yürüten makam da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. Hal böyleyken savcılık İsmail Arı’yı hem de bayram günü memleketinde, annesin babasının ziyarete gitmişken gözaltına aldı.
Sebep ne? İsmail Arı azılı bir terörist mi, bayram günü ortalığı kana mı bulayacaktı? Bir gazeteci ve üç ay önce yaptığı bir paylaşımdan dolayı savcılık işlem başlatıyor.
Üç ay bekleyen savcılık üç gün daha bekleyemedi mi?
Kimse çıkıp tesadüf, böyle denk gelmiş, savcılık işini yapmayacak mı falan filan demesin. Bu iktidarın araçsallaştırdığı siyasallaşmış yargının güç gösterisinden başka bir şey değildir.
