Madame Bovary bugün influencer olur muydu?

Gustave Flaubert’in Madame Bovary’si çoğu zaman mutsuz bir kadının hikâyesi olarak okunur. Taşra sıkıntısı, sıradan bir koca, boğucu bir hayat… Bunların hepsi doğrudur ama eksiktir. Emma’nın trajedisi yalnızca içinde bulunduğu hayat değildir; daha çok, o hayatın hiçbir zaman zihninde kurduğu hikâyeye dönüşmemesidir.

Emma, gerçekliğe değil, anlatılara âşıktır.

Jean-Paul Sartre, insanın “özgürlüğe mahkûm” olduğunu söyler. İlk anda çelişkili gibi duran bu ifade, aslında varoluşçu düşüncenin en sert gerçeklerinden birini taşır: İnsan seçmek zorundadır. Kaçmak, ertelemek, susmak, beklemek… Bunların her biri de bir seçimdir. Sartre için özgürlük, canının istediğini yapmak değil; yaptığı seçimin sorumluluğunu üstlenmektir.

Ama burada rahatsız edici başka bir soru belirir: Ya seçtiğimizi sandığımız şeyler gerçekten bize ait değilse?

İşte burada René Girard bize başka bir anahtar verir.

Girard’a göre insan arzusu sanıldığı kadar özgün değildir. Çoğu zaman bir şeyi doğrudan arzulamayız; başkasının arzusunu taklit ederiz. Bir nesneyi, bir ilişkiyi, bir hayat biçimini değerli kılan şey, onun kendi niteliğinden çok başkasının ona yüklediği anlamdır. Girard buna “taklitçi arzu” der. İnsan çoğu zaman neyi istediğini kendi içinde keşfetmez; neyin istenmeye değer olduğunu çevresinden öğrenir.

Bu fikir modern dünyayı anlamak için olduğu kadar edebiyatı anlamak için de güçlü bir formüldür.

Ve belki Emma Bovary’yi de.

Gustave Flaubert’in Madame Bovary’si çoğu zaman mutsuz bir kadının hikâyesi olarak okunur. Taşra sıkıntısı, sıradan bir koca, boğucu bir hayat… Bunların hepsi doğrudur ama eksiktir. Emma’nın trajedisi yalnızca içinde bulunduğu hayat değildir; daha çok, o hayatın hiçbir zaman zihninde kurduğu hikâyeye dönüşmemesidir.

Emma, gerçekliğe değil, anlatılara âşıktır.

Romantik romanlarla büyüyen zihni, ona aşkın büyük olması gerektiğini öğretmiştir. Tutkulu, sarsıcı, dönüştürücü bir aşk. Gündelik hayatın küçük ritimleri ise ona eksiklik gibi görünür. Burada mesele yalnızca duygusal tatminsizlik değildir; arzu nesnesinin dışarıdan kurulmuş olmasıdır. Emma ne istediğini gerçekten biliyor mudur? Yoksa yalnızca arzulanması gerektiği öğretilmiş bir hayatı mı istemektedir?

Girard tam burada keskinleşir. Çünkü ona göre arzu çoğu zaman üçgendir: özne, arzu nesnesi ve modele dönüşen üçüncü kişi. Emma için bu üçüncü kişi bazen roman kahramanlarıdır. Bazen aristokrat hayatlara dair imgeler. Bazen kendi gerçekliğinin dışında duran, daha parlak görünen ihtimaller.

Belki Emma bugünün insanına bu yüzden bu kadar tanıdık gelir. Çünkü artık günümüzde romantik romanların yerini ekranlar aldı.

Kusursuz kahvaltılar. Estetik tatiller. İyi ışıkta çekilmiş yüzler. Mutlu ilişkilerin dikkatle kurgulanmış fragmanları. Bugünün insanı da çoğu zaman hayatını yaşamıyor; hayatını başka hayatlarla kıyaslayarak deneyimliyor.

Bu yüzden “Madame Bovary bugün influencer olur muydu?” sorusu eğlenceli ama eksik.

Daha doğru soru şu olabilir: Emma bugün kimi takip ederdi?

Çünkü Emma’nın meselesi görünmek değil; başka bir hayatın içinde yaşamak istemesiydi.

Roman boyunca tüketim de bu arzunun en çarpıcı dili hâline gelir. Satın alınan kıyafetler, eşyalar, borçla kurulmuş küçük ihtişamlar… Bunlar yalnızca nesne değildir; başka bir benliğe yaklaşma girişimleridir. İnsan bazen bir şeyi kullanmak için değil, o şeye sahip olan kişinin hayatına yaklaşmak için ister.

Ve burada Sartre yeniden masaya gelir.

Eğer insan özgürse, arzusunun sorumluluğunu da taşımak zorunda değil midir? Ama arzularımız ödünçse, özgürlüğümüz ne kadar bize aittir? Belki modern insanın asıl çıkmazı tam burada.

Çünkü bize bugün de sürekli neyi istememiz gerektiği gösteriliyor.

Daha fit bir beden.
Daha güzel bir ev.
Daha heyecanlı bir ilişki.
Daha estetik bir hayat.

Sürekli başka ihtimallerin parıltısına maruz kalan insan, elindekini deneyimlemeyi unutuyor.

Emma Bovary bu yüzden yalnızca trajik bir roman karakteri değil. Modern insanın erken bir portresi. Belki bazı mutsuzluklarımız gerçekten eksiklikten doğmuyor.

Kim bilir, belki de yalnızca bize ait olmayan arzuların ağırlığını taşıyoruz ve ruhumuz bile duymuyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.