Yunanistan izlenimleri…
Türkiye-Yunanistan ilişkileri hemen her zaman sorunlu oldu. Sorunların çözülmesi için de yönetilmesi için de çok çalışıldı. Sayısız toplantılar yapıldı, pozitif ajandalar gündeme getirildi. Ticaret hacmi arttırıldı, sivil inisiyatifler geliştirildi, diplomatlar ve siyasiler en üst düzeyde görüştü. Ancak iki tarafa, özellikle de Yunanistan’a hâkim olan güvensizlik aşılamadı. Ege ve Akdeniz’deki sorunlara ek olarak Kıbrıs da bu güvensizliği besledi.
Kendileri açısından bile en olmadık zamanda Yunanistan Başbakanı ve GKRY Cumhurbaşkanı İsrail’e gidip UCM’nin tevkif tezkeresi çıkarttığı Netanyahu ile görüştü. İsrail’le ittifak arayışına girdi, bu arayışı görünür hale getirmeye, Türkiye’nin askeri teknoloji alanındaki atılımını dengelemeye çalıştı. İsrail ile bir olup Türkiye’ye saldırmayacaklarına göre Yunanistan caydırıcılığını güçlendirmeyi hedefledi.
Varsayımları muhtemelen İsrail-Türkiye ilişkilerinin hep gergin kalacağı, bundan sonra yeni bir normalleşmenin gerçekleşmeyeceği yönündeydi. Ayrıca İsrail’e hem askeri hem de siyasi olarak güvenilebileceğini, tedarik ettikleri askeri sistemlerin günün birinde kendi kontrol ve iradeleri dışında kullanılmayacağına inanmış, patlayan çağrı cihazlarının ya da BAE’nin başına gelenlerin kendi başlarına gelmeyeceğini düşünmüşlerdi.
Kim bilir belki de hiçbir şey düşünmediler, ontolojikleşen, varoluşsal bir gerçekliğe dönüşen Türkiye endişeleri onları sürekli yeni tedbirler almaya, taktik kararlar vermeye sevk etti. Evet, Yunan siyasetine büyük ölçüde hâkim olan Türkiye kaygısında maksimalist beklentilerinin karşılanmamış olmasının rolü olduğuna da şüphe yok. Ege’den Kıbrıs’a bunu görmek ve hissetmek mümkün. Ege’de 12 mil arzusu, Kıbrıs’ta üniter çözüm ideali ne yazık ki hala bir şekilde gündemde.
Görünen iki ülke arasındaki insani sorunlar dışındakilerin yakın bir gelecekte çözülemeyeceği, Yunanistan’da hiçbir iktidarın akıntıya karşı kürek çekip Ege ve Akdeniz’de hakkaniyetli bir çözüme razı olmayacağı. Bu şartlar altında savaşmak istemeyeceğimiz, savaşla bu sorunları çözmeyeceğimiz, AB ve ABD’yi karşımıza almayı tercih etmeyeceğimiz için bizim açımızdan en makul alternatif çözüm yerine sorunları dondurmak, kriz çıkartacak davranışlardan kaçınmak.
Zaten resmi Türkiye’nin de yaptığı büyük ölçüde bu. En azından Türk-Yunan Forumu üyesi olarak son iki gündür Atina’da yaptığımız temaslardan, kendi aramızdaki konuşmalardan edindiğim izlenim bu yönde. Mesela Cumhurbaşkanlığında hazırlanan ve Meclis Başkanlığı’na sunulan Deniz Yetki Alanları Kanun taslağının iki ülke arasında gereksiz bir gerilime yol açmaması için açıklamalar yapılıyor. Taslağın herhangi bir harita ya da aidiyeti tartışmalı ada, adacık veya kayalığın içinde yer almadığı her düzeyde muhataplara anlatılmaya çalışılıyor.
Ama sosyal medyaya baktığınızda onlarca anonim hesap 152 adadan, bir emekli amiralimizin çizdiği haritayla özdeşleşen, muğlaklığı ve siyasi cazibesi nedeniyle resmiyetin de benimsediği Mavi Vatan kavramından söz ediyor. Bazıları bırakın krizi iki ülke arasında savaşı bile başlatmış. Uçak gemisinin adalar için inşa edildiğini söyleyen de var, hangi füzeyle Yunanistan’ın hangi şehrini vuracağımızı beyan eden de.
Konunun yabancısı X’ te biraz gezinse Türkiye’nin tek derdinin Yunanistan olduğunu düşünür. Oysa Yunanistan şu sıralardan Türkiye’nin dış ve güvenlik gündeminin alt sıralarında. Sanmıyorum ki Ankara’da ciddiye alınabilecek biri Yunanistan’ı samimiyetle tehdit olarak görsün, yalnız veya İsrail ya da Fransa ile bize saldıracağını düşünsün. Bence artık hepimizin büyük düşünmesi, aklındaki Türkiye’yi küresel siyasetin içinde konumlandırması gerekiyor.
Unutmayalım ki Türkiye NATO Zirvesine hazırlanıyor, Amerika-Çin ilişkilerini takip ediyor, Ukrayna’daki savaşının bitmesi için çaba harcıyor. Libya, Somali ve Suriye “dosyalarını” Yunanistan’dan daha fazla önemsiyor. Dünyaya silah satıyor, küresel istikrarın koruyucu unsurlarından biri haline geliyor. Çoğumuz fark etmese de eski Türkiye geride kaldı. Kanaat önderlerimizin de akademik dünyanın da siyasi elitlerin de her uçağı, her füzeyi, her dronu, her gemiyi Yunanistan için inşa etmediğimizi görmeleri şart.
Ancak biz öyle görürsek, kendimize güvenip olup olmadık her şeyi tehdit olarak algılamazsak, hepsinin ötesinde de onların hassasiyetlerine saygı gösterirsek, sorunları çözemesek de ilişkileri yönetebiliriz, iki taraf için de fayda devşirebiliriz. Biraz empati, biraz stratejiyle çok şey başarabiliriz. İç düzenleme dahi olsa bu tür yasa taslaklarını sürpriz olmaması için gayri resmi yollardan önceden paylaşabiliriz…
