İktidarın bahane bulma konusundaki muazzam mahareti
AK Parti iktidarının en istikrarlı başarısı, kötü yönetimine her defasında kamuoyuna şapka çıkartacak maharette bir bahane üretmesidir. Bu maharet, artık başlı başına iktidarın bir yönetim modeline dönüşmüş durumda.
Her zaman güçlü bir bahanesi oldu, hiçbir zaman kusur iktidarda olmadı.
Alfred Nobel, siyasi iktidarlar için “Kötü Yönetim Politikasına Bahane Bulma” dalında bir ödül ihdas etseydi, AK Parti iktidarı bu törene rakipsiz katılır; ödülü de yıllarca dünyada hiçbir iktidar partisine bırakmadan açık ara kazanırdı.
Ama ödüller “fizik, kimya, tıp, edebiyat ve barış” alanlarında “insanlığa en büyük faydayı sağlayan” kişi ve kurumlara veriliyor ve maalesef böyle bir kategori yok.
***
İktidar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle ülkeyi yönetmeye başladıkları Temmuz 2018 tarihinden bu yana “ha bu yılın sonu düşecek, ha gelecek yılın başı düşüyor” açıklamaları yaptıkları ama bir türlü düşüremedikleri enflasyonun da günah keçisini buldular çok şükür: İran Savaşı!
Uzunca zamandır “yüksek enflasyon, hayat pahalılığı” konusunda tek kelime etmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki kabine toplantısının ardından kameraların karşısına çıktı ve şöyle dedi:
“Sizlerin de takip ettiği gibi 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarla başlayan krizin artçı sarsıntıları birçok alanda devam ediyor. İran savaşıyla iş tahammül sınırlarını aşmış, küresel ekonomik refah açısından tahripkâr boyutlara ulaştı, enflasyon dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçti. Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor.” (18 Mayıs)
Doğru, İran Savaşı dünyayı petrol ve doğalgaz fiyatları üzerinden etkiledi. Enerji pahalanınca bütün dünyada benzin, elektrik, ulaşım ve üretim maliyetleri arttı. Hala da etkileri sürüyor, doğru savaş İran ve Amerika arasında ama savaşın faturası bir şekilde her ülkenin cebine yansıyor.
Dolayısıyla Erdoğan’ın “enflasyon dünyada tırmanışa geçti” sözünün kısmen doğru olduğunun altını çizelim. IMF, daha savaşın ilk günlerinde İran Savaşı’nın küresel ve asimetrik bir şoka yol açacağına dikkat çekerek; rezervi zayıf, borcu yüksek ve ekonomisi kırılgan ülkelerin bu şoku daha ağır hissedeceği uyarısında bulunmuş, “en savunmasız ülkeler en ağır yükü taşıyacak” diyerek risk altındaki ülkeleri açıklamıştı. (31 Mart 2026)
Yani özetle mesele savaşın çıkması değil, ülkelerin böylesi kriz ortamlarına nasıl bir ekonomik bünyeyle yakalandığıdır.
***
Ülkemiz maalesef İran Savaşına zaten yüksek enflasyonla ve kötü ekonomisiyle yakalandı.
“Türkiye ekonomisinin sorumlusunun bizzat kendisi” olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan 2017 yılından bu yana enflasyon düşecek açıklamaları yapıyordu.
7 Eylül 2017 tarihinde partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında şöyle demişti:
“Enflasyon her ne kadar çift haneye çıktıysa da önümüzdeki aylarda yeniden tek haneye inecektir.”
Enflasyon oranı yüzde 11.20’ydi.
6 Mayıs 2018 tarihinde partisinin İstanbul İl kongresinde seçim manifestosu olarak “Ahdim olsun ki, faizler, enflasyon ve cari açık düşecek” vaadinde bulunmuştu.
Bu tarihte ülkemizde enflasyon oranı yüzde 12.15’ti. Bir puan daha artmış!
Erdoğan 19 Haziran 2018’de seçmenlerden “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra faizle, enflasyonla, kurla nasıl mücadele edilirmiş göreceksiniz” diyerek oy istemişti.
Bu tarihte enflasyon oranı 15.39’du.
Türkiye 9 Temmuz 2018 tarihinde CB sistemine geçti ve ülkemizin ekonomisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon sonuç” teziyle yönetilmeye başladı.
Ve enflasyon, faiz aldı başını gitti.
Ülkenin iki yakası bir daha bir araya gelemedi. Enflasyon yükseldikçe Cumhurbaşkanı Erdoğan çıktı ahdim olsun diye diye “ha önümüzdeki ay enflasyon oranı tek haneye düşecek” dedi “ ha önümüzdeki yıl sonunda düşecek” açıklamaları yaptı.
Erdoğan, yüksek enflasyon oranlarının Türkiye’ye yakışmadığını söyledi. Ama enflasyon yükselmeye, ülke ekonomisi ise ağır hasar almaya devam etti. Çünkü Erdoğan, ülke neredeyse uçurumun kenarına gelinceye kadar “faiz sebep, enflasyon sonuç” tezinden bir milim geri adım atmadı.
Ekonomi felaketin eşiğine geldiğinde yönetimi Mehmet Şimşek’e devretti. Ama ondan, hukuk olmadan ekonomiyi düzeltmesini istedi. Oysa hukuksuz ekonomi düzelmez; hukuk olmadan ekonomi rasyonel zemine oturmaz, enflasyon da doğal olarak düşmez.
Nitekim ülkemiz İran Savaşı’na işte bu yüksek enflasyon ve kırılgan ekonomiyle yakalandı.
***
Dolayısıyla “küresel şok”, dünyada enflasyonun bir miktar yükselmesine yol açtı fakat “tsunami” etkisini ekonomide sadece Türkiye yaşıyor! Enflasyonumuz savaş içindeki ülkelerin hepsinden, Rusya’dan, Ukrayna’dan, İran’da da yüksek. Çünkü, ülkemizin ekonomisini hasta eden İran Savaşı değil, ülkemizin ekonomisi zaten ağır hastaydı, İran savaşı hasta olan ekonomimizin ateşini daha da yükseltti. Bütün sinir uçları açıkta olan ekonomimiz büyük bir darbe ağırlığı hissetti.
***
1929’daki Büyük Buhranla mukayese edilen, bütün dünyayı kasıp kavuran, küresel piyasaları alt üst eden, ağır tahribatlara yol açan 2008 Ekonomik Krizinin yaşandığı günlerde Erdoğan’ın yaptığı açıklamayı hatırlıyor musunuz? Şöyle demişti:
“Bu küresel kriz bizi teğet geçecek. Bizi böyle gelip de diğerlerini vurduğu gibi kesinlikle vurmayacak, vuramayacak. Çünkü biz rehavete düşmedik, mali disiplinden taviz vermedik, işi sağlama aldık. Yüzde 30 olan enflasyonu yüzde 7’ye indirdik. Paradan altı sıfırı attık, enflasyonu patlatmadık, tam aksine çatlattık.” (20 Ekim 2008)
Erdoğan 15 Ocak 2025 tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada bir kez daha 2008 ekonomik krizine değindi, dedi ki:
“2008 krizinde herkes yandık bittik havasındayken biz ‘bu kriz Türkiye’yi teğet geçecek’ dedik ve hamdolsun haklı çıktık.”
İşte mesele tam olarak bu. Bütün dünyayı gerçekten kasıp kavuran ve gerçek bir ekonomik buhran olan 2008 ekonomik krizini gönül rahatlığı ile geçiren Türkiye…
Şimdi neden tsunami vurmuş gibi hissediyor? Soru bu…
Birkaç ipucu vereyim mi? 2008’de ekonominin başında farklı isimler vardı, Merkez Bankası bağımsızdı, Türkiye reformlar yapıyor, hukuk devleti güvenliğini yükseltiyordu, Erdoğan “faiz hayatın gerçeğidir” diyordu…
Bugün o güven veren kurumsal yapı mevcut olmadığı gibi “faiz sebeptir” diye özetlenen heterodoks politikaların faturası da milletçe sırtımızda…
Bakın İspanya örneği hemen yanı başımızda duruyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, demokrasisi ve ekonomisi güçlü bir ülkenin lideri olarak Trump’ın açıktan “ticari ilişkileri keserim” tehdidine rağmen geri adım atmadı mesela, Amerika’ya kafa tuttu. İran Savaşı’nda da ahlaki bir eşikte konumlandı. Çünkü güçlü ekonomisinin sağladığı özgüven vardı.
Beştepe artık kötü yönetimine bahane üretmeye ve hikâye yazmaya ayırdığı enerjiyi artık ekonomiyi gerçekten düzeltecek esaslı politikalara harcamalıdır. CHP ile uğraşmayı bırakıp ülkenin yakıcı sorunlarına odaklanmalıdır.
