Niye yetişmedi bu dindar nesil veya zilhicce neyimiz olur?
“Dindar nesil yetiştiremedik.” deyip duruyoruz da “Kendimiz dindar olabildik mi?” diye hiç sormuyoruz çünkü olduğumuz hali dindar olmak sayıyoruz. Bir soru daha soracağım: “Hangi gündeyiz biliyor musunuz?” Ne kolay bir soru değil mi? 21 Mayıs 2026 dersiniz hemen, evet doğru ancak istediğim cevap bu değil çünkü 21 Mayıs diye cevap vermek başka bir şeyin göstergesi: Günlük hayat akışına ne kadar kapıldığımızın göstergesi.
Dindar bir Müslüman olarak “21 Mayıs günündeyiz.” demenin yanısıra en azından “Zilhicce ayına girdik.” bilgisi zihnimizin bir köşesinde olmalı, bakın zilhiccenin kaçındayız söyleyemeseniz bile zilhicce ayında olduğumuzun bilincinde olmalıyız çünkü zilhiccenin ilk günleri bir Müslüman için sıradan günler değildir. Biz bunun farkında değilsek, yetiştirmeye çalıştığımız nesiller nasıl farkına varacaklar? Biz Müslüman hayat akışından kopmuşsak yetiştirmeye çalıştığımız nesiller, nasıl Müslümanca bir hayat yaşayacaklar?
İçinizden “Günleri Hicrî takvimle ya da Miladî takvimle ifade etmekle mi Müslüman olunuyor, olmaz öyle şey!” diye geçirenler de olabilir şu an. Evet, günleri Hicrî ya da Miladî takvimle ifade etmekle Müslüman olunmaz ama bunların farkında olmak sandığınız kadar basit bir şey de değildir. Bir ölçüttür, hayata nasıl ve hangi açılardan baktığınızın bir ölçütüdür ve bir Müslüman, hayata Müslümanca bir açıdan bakmayacaksa kim bakacak ki!
Bu soruya döneceğim ama önce zilhicce ayı ve zilhicce ayının ilk on günü hakkında biraz bilgi vermek istiyorum çünkü bilenler bile günlük hayhuy içinde bu bilgileri neredeyse unuttular.
Zilhicce, Ay’ın hareketlerini esas alan Kamerî takvimin son ayıdır. Müslümanların takvimi olan Hicrî takvim de kamerîdir yani Hicrî takvimin son ayı da zilhiccedir. Zilhicce, aynı zamanda Kur’an’da yer alan dört haram aydan (muharrem, recep, zilkade ve zilhicce) biridir. (Haram aylar konusu da başlı başına anlatılması gereken bir konu çünkü Müslümanlar olarak maalesef haram ayların da bilincinde değiliz ama bu yazıda haram aylar konusuna girersem asıl konu dağılır, girmeyeceğim.) Hac, bu ayda yapılır, dolayısıyla Kurban bayramı da bu aydadır. Müslümanlar olarak en azından Kurban bayramına yaklaştığımızın farkındayız, gençlerimiz ve sekülerlerimiz de Kurban bayramı haftasının tatil edilmesinden dolayı, en azından Kurban bayramı öncesindeki günlerde olduğumuzun farkındalar, tam da ‘ağlasak mı gülsek mi’ denecek bir durum, umarım bu tatil farkındalığı, asıl olması gereken hâle yani zilhicce ayının ilk on gününün kıymetini bilmeye dönüşür.
Peki, zilhicce ayının ilk on gününün kıymetini nereden çıkarıyoruz?
Bir Müslüman için asıl kaynak Kur’an’dır. Kur’an’da 89.sure olan Fecr suresinin 2. ayetinde on geceye yemin edilir. Kur’an tefsircilerinin yani müfessirlerin çoğunun ayette geçen bu on gecenin zilhicce ayının ilk on günü olduğuna dair açıklamaları vardır. (Bu on gecenin Muharrem ayının ilk on günü ya da içinde Kadir gecesinin bulunduğu Ramazan ayının son on günü olması da ihtimal dahilindedir ama şu an konumuz bu da değil.) Kur’an’da bir şeye yemin edilmesi, o şeyin önemini anlatmak içindir. Yine Resulullah’ın bu günlerde, çokça sübhanallah, elhamdülillah, la ilahe illallah ve Allahu ekber demeyi öğütlediği ve oruç tuttuğu bilgisi günümüze kadar gelmiştir. Bu, da Resulullahın bu günlere değer verdiğini bizlere göstermesi açısından önemlidir. Zilhiccenin ilk on gününün kıymetini anlatmak için bu kadar bilgi yeterli olur sanırım.
Gelelim, “Bir Müslüman hayata Müslümanca bakmayacaksa kim bakacak?” sorusuna. bugün Müslümanlar olarak modern hayatın hayhuyu içinde önem vermemiz gereken şeyleri unutur ya da bir kenara itersek modern hayatın insan fıtratına yani yaratılışına uygun olmayan ölçütleri bizi adeta esir alır. Sonra kendimizi dindar sanarız, bizim hâl dilimizi kendisine örnek alan çocuklarımız neden kâl dilimizi yani söylediklerimizi önemsemiyor diye de hayıflanırız oysa onlar ayak izlerimizden gidiyorlardır.
Kısaca zilhiccenin Kurban bayramına kadar olan ilk günlerinde tesbihlerimizi, tahmidlerimizi, tehlillerimizi ve tekbirlerimizi arttıralım, ayın başından oruca başlayamadıysak bile birkaç gün, en azından arefe günü oruç tutalım, aile fertlerimize Fecr suresinin ilk ayetlerinde on geceye yemin edildiğinden söz edelim, kendisine yemin edilen o on gecenin içinde olabileceğimizi söyleyelim hatta bir tefsir açıp oradan Fecr suresinin ilk ayetlerinin tefsirini okuyalım. Böylece Müslümanca bir bilinç içinde yaşamış oluruz ve hâl dilimiz de bunu söyler.
