Ev yok, umut yok, adalet yok ve de çocuk yok
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş kendi gazetecilerine özel demeç vermiş. Sabah, Yeni Şafak ve Türkiye Gazetelerinden haberi okudum.
Sayın Bakan doğum oranlarının düşüşünden şikayet ediyor.
Önce şunu söyleyeyim: Sorunun varlığını farketmeleri bile büyük başarı. Bundan yaklaşık 3-4 yıl önce bu konuyu gündeme getirdiğimde AK Partililer sosyal medyada hakkımda kampanya yapmışlardı: Sorunu kişisel cinsel problemi olarak algılayıp mesaj üstüne mesaj atmışlardı.
Kafa bu…
***
Diyorlar ki, Erdoğan ilk Başbakanlık döneminde bile 3 çocuk diyerek sorunu kavramıştı. Evet ama Sayın Erdoğan’ın nice söylemleri ile eylemleri birbirinin tam zıttı olmadı mı? “Koltuğa yapışanlardan olmayacağız” cümlesi bile yeterlidir.
Bilal Erdoğan’da doğum oranlarındaki düşüşü refah artışına bağlamıştı. Diğer AK Partililer gibi…
Önce bu soruna tekrar değinelim: İki grafik var; biri doğum oranı diğeri doğum sayısı… 2001 krizinde hızla düşen doğum oranı ve sayısı sonrasında toparlanıyor. Ama doğum oranı sadece 2,09’dan 2,19’a kadar çıkabiliyor. Doğum sayısı ise 1.198.927’den 1.351.088’e çıkıyor.
Yani oran fazla artmıyor ama sayı artıyor. Bu normal durumdur.
Genel doğum oranı ekonomik gelişme ile beraber uzun yıllardır düşmektedir. Bu doğrudur… Mesela 2001 yılında 1.323 bin doğumda oran 2,38’dir. Oysa 2014 yılında daha çok doğum olmuş (1.351 bin) ama oran 2,19’da kalmıştır.
Şimdi püf noktayı soralım: Doğum oranları ve sayısındaki düşüşler refaha dayalı olsaydı 2002-2014 dönemindeki artışın nedeni nedir? Kısaca daha net söyleyelim: AK Partili kafasına göre Türkiye 2002-2014 döneminde gerileme mi yaşamıştır da doğum sayısı ve oranı artmıştır?
Bakın bu soru çok basit. Bir kişi buna cevap verse keşke.
***
2014-2017 arası gerileme var ama daha sınırlı… Lakin 2018 ve sonrası ülkemizde doğum oranı ve sayısı adeta şok düşüş içerisinde girmiştir.
Sorarım size… Büyük ekonomik buhran yaşadığımı bu Başkanlık dönemi acayip bir refah artışından mı doğumlar düşmüştür yoksa umutsuzluk ve mutsuzluktan mı?
Nitekim UMUT düzeyine bakıyoruz, 2017 sonrası adeta umutsuzluk karanlığına girmişiz. Mutluluk düzeyine bakıyoruz, orada da gülmeyi unuttuğumuz bir dönem yaşadığımız ortaya çıkıyor.
Umut yok, mutluluk yok = Çocuk yok.
Sadece bu kadar mı?
2013 sonrası ülkede kiracılık oranı adeta patlıyor. 10 milyon 534 bin yeni nüfusun 7 milyon 359 bini meğerse kiracıymış. Yani Ak parti öncesi yüzde 20 olan kiracılık oranı 2014 sonrası yeni nüfusta yüzde 70 kiracılığa yükselmiş.
Ev yok, umut yok, mutluluk yok = Çocuk yok
***
Türkiye için 2014 adeta miladi bir dönüşüm tarihidir. Yapısal Yıkım dediğim büyük kötüye gidiş o tarihlerde başlıyor.
Mesela gelir dağılımındaki bozulma bile o tarihlerde yeniden olumsuza dönüyor.
Kısa ne varsa 2014 ve sonrasında kötüye gidiş yoluna giriyor.
Ve doğum sayısı ile oranları da…
TÜİK 2025 yılının ilk 6 aylık verilerini açıkladı. Bu verilere göre doğum oranı 1,48’den 1,36’ya iniyor. Doğum sayısı da 938 binden 864 bine geriliyor. Bakın bu oran ve sayı küçük sapma gösterebilir ama nihayetinde durum budur.
2018 yılında AB’de ilk sırada yer alırken şimdi AB ortalamasının bile gerisine düşüyoruz. Çok çok felaket bir şey.
Nüfusumuz hızla yaşlanıyor ve biz hala emeklilik vs konuşuyoruz. Bunu da sol kesim anlamıyor.
İki arada kalmış biri olarak söylüyorum: Tehlike çok ama çok büyük.

