Fakirlikte bütünleşme

Konu epey karmaşık; ifadesi de bir o kadar zor. O nedenle biraz dikkatli olmak zorundayız. Aynı dikkati okuyucularımızdan da bekliyorum. 

Dış politikanın iç poltikada kullanılması çok daha sert ve derin etkiler oluşturur. Karşı çıkmak ve uyarmak da bir o kadar zordur. Çünkü karşılığında vatan hainliği bile gündeme gelir.  

Bir örnek verelim: 2017 Başkanlık referandumunda Aile Bakanı’nın Hollanda ziyareti referandumun geçmesinde oldukça etkili oldu. Oysa yurtdışı vatandaşlarımızın oy kullanmasında bu ülkelerle aramızda bir anlaşma vardı. Miting yapmayacağız diye söz vermiştik. Ama iç siyaset için gerekli bir adımdı ve dönemin Başbakanı Binali Yıldırım bile “Gitme dedim” açıklamasına rağmen operasyon başarıldı.  

Türkiye artık ekonomide tam bir çıkmaz noktada. En büyük pazarlarımızı dahi kaybediyoruz. Tabiri caiz ise değerli yalnızlıktan fakilikte yalnızlığa geldik.  

Körfez ülkeleri amborgo sırasında. 

Rusya zaten her fırsatta vuruyor.  

Çin ise 40 milyar dolar havucu göstererek 1 milyar dolarla istediğini alıyor.  

ABD ile zaten finans alanında derin ilişkilerimiz olurdu. Ama kovid-19 başladığında FED ile swap bile işlemedi.     

Ama hepsinden önemlisi Avrupa Birliği ülkeleri. Çünkü en büyük satışlarımız oraya... 

Kovid-19 ile Çin’e bağlanan tedarik zincirinin ne kadar hatalı olduğunu anlayan bir dünya var. Özellikle AB pazarında bizim için tarihi fırsat var. Bölgenin üretim gücü en yüksek ülke Türkiye olabilir.  

Ama o trende kaçıyor.  

Meydan okudukça pazarlar birer birer elimizden gidiyor.  

Şu anda maalesef derin bir çıkmaz içindeyiz. Ya yalnızlığımızı giderecek demokrasi adalet noktasına geleceğiz; ya da fakirliği tercih ederek içe kapanmış bir ülke olacağız.  

“Biz bize yeteriz” kampanyası aslında bir denemeydi.  

Acaba yettik mi biz bize? Ekonomik tabloya bakınca fakir olarak biz bize yeteriz. Ama evlatlarımızın geleceğini de karartarak biz bize yetebiliyoruz.  

Yani zenginlik ve rafahın bu politikada yeri yok.  

İyi ama toplum veya Millet bu işe ne der? Bu konuda bu yıl iki kez yazı yazdım. Maalesef toplum şu ana kadar fakirliği adeta istedi. Evlenemedi, çocuk yapamadı, boşandı ama reisini yedirmedi.  

Ama bu iş burada bitse amenna. Yoksulluk giderek artıyor. Bakın kurlar her gün artıyor. Fakirlik her gün daha büyük kader olarak topluma empoze ediliyor.  

Acaba bu sabır nereye kadar sürecek? İnanın bunu ben bile bilemiyorum. Sadece bildiğim bir şey varsa o da şudur: Bu yüksek fakirlik için bize daha çok dış düşman gerekiyor. Daha çok dış gerilim, daha çok dış politikanın etkinliği bizi bekliyor.  

Hatta içerideki farklı sesleri bastırabilmek için de dış düşman ve içe kapanma tek yol olarak görülebilir.  

Umarım bu tercihin sadece bizim değil, evlatlarımızın ve torunlarımızın da geleceğini karartacağını görebilir ve buna göre hareket edebiliriz. 

 

YORUMLAR (60)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
60 Yorum