Ülke yanarken nasıl söner?

Rahmetli Adnan Kahveci’den bir anıyı anlatarak başlamak istiyorum. Babam 1990 yılında Ankara’ya ziyarete gittiğinde Adnan Kahveci’yi çok düşünceli görür... Nedenini sorduğunda “Süleyman biz (ANAP) yeni büyük fikirler ve dönüşümler sağlayamıyoruz. Sanırım bizim bir dönem muhalefete geçip yeni büyük değişimler için hazırlanmamız gerekiyor” demişti.

Bu bölüm iktidara gelsin: Yahu 21 yıldır yönetimde olan bir iktidarın üreteceği ve ülkeye vereceği neyi kalmış olur ki? Sizler Adnan Kahveci’den çok daha mı iyi biliyorsunuz büyük değişimleri... Ve 21 yıldır yapmadığınız ne kaldı?

Gelelim devamına...

1991 seçimlerine giderken vaatler havada uçuşur... Demirel-Çiller adeta yer-gök vaat etmektedir. Bu vaat edilenlerin nelere yol açacağını, Ülkemizi ne hale getireceğini ise işi bilenler anlar.

Babam yine ziyarete gitmiş ve bu sefer Adnan Kahveci’yi çok sinirli ve gergin görür. Sebebini sorduğunda “Eyvah Süleyman gitti ülke, Süleyman en az 10 yıl kaybettik; Ülke bitti” der.

Nitekim 90’lı yıllar adeta kapkaranlık geçer.

Hatıranın bu bölümü de seçmen tarafına... Sizler 2 anahtara kanabilirsiniz, güzel nutuklara bayılabilirsiniz ama işi bilenler gidişatın nereye olduğunu söylediğinde buna biraz dikkat etmelisiniz.

Bugün Türkiye için tek ama tek neden söyleyeyim: Baskıcı yönetim ve bozulan adalet ve yaşam düzeni okumuşları Batı’ya göç etmeye zorluyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan doktorlar için “giderlerse gitsinler” bile demişti.

Üniversitelerin hali ortada... Okumanın değeri bitirildi. Taban sınıf baş sınıf yapıldığında ayakların baş olmasına döndük.

Okuyanlar gidince ne mi oluyor? Onların yerine Afganistan’dan, Yemen’den, Somali’den, Irak’tan savaşçı nitelikte göçler alıyoruz. Okuyanları yolluyor, savaşçı nitelikte göçler alıyor ve ülkenin geleceğini adeta bile-isteye uçuruma atıyoruz.

Sadece ve sadece bu demografik yönetim şekli bile bu ülkede geleceğimizin ne olacağını bize anlatmış oluyor. Sokaklarımızın güvenliğinden, ikamet imkanımızın olabilirliğine kadar çok geniş bir sorun sarmalı bizi bekliyor. Hatta bu günlerde dahi “Barınma Hakkı” için “ öz yurdunda garip bir toplum olmadık mı?

***

Deprem oldu ne yaptık? Devletin depremde çatır sattığına ilk kez tanık olduk. Depremin 2. günü koca ülke deprem bölgesine daha yeni sadece 18 vinç yolluyordu. Enkazların başında adeta ilk 3 gün öylece bekledik.

Ölmemesi gereken binlerce kişinin vebali üzerimizde öylece kaldı. Ne yapacağız şimdi?

İnşaat yaparak kurtarmış mı olacağız? Ya da inşaat gerçekten yapabilecek miyiz?

Konut fiyat ve kiralarının adeta patladığı şu günlerde dahi yabancıya konut satışını kaldıramıyoruz. O durumdayız yani...

Ülkenin büyük yaralarını sarması için yeni kaynaklara ihtiyacı var. Para basarak bu yatırımları yapamayız, öyle bir durumda fiyatlar kaça katlanır siz hesap edin.

Kaynak bulmak için güvenilir bir ekonomi yönetimi gerekiyor. Nureddin Nebati ve Partili Cumhurbaşkanlığı ile bu kaynağı bulmamız imkansız.

Merkez Bankası Başkanı’nı soracak olursanız orası zaten işlevsiz...

Kısaca iş ciddi... Hem de çok ciddi.

Dün yazmıştım ve sürekli de tekrar ediyorum: Bu gidişat Venezuela yolunu gösteriyor. Hızla ilerliyoruz o yolda...

Adeta yanan bile ülke olarak akaryakıt istasyonuna dalacağız. Görüntü bu şekilde...

Tek çıkış yolu politikaları ve politikacıları değiştirmek. Başka imkan yok.

O nedenle böyle süreçlerde birlik ve beraberlik çok önemli. ‘Ben’ yerine ‘Biz’ diyerek yolumuzu ilerletebiliriz.

Evlatlarımıza bir gelecek bırakmak istiyorsak bunu şimdi yapabiliriz.

Çünkü bizim için YARIN YOK...

YORUMLAR (60)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
60 Yorum