Ülkede refah nasıl artar?
Bu ülkede mevcut düzenin (sistemin demiyorum) sürmesi halinde refah seviyemiz kalıcı bir artış gösteremez.
Bu net…
Mesela emekliye verilen ücreti radikal seviyede artırmakla da bu iş çözülmez. Hatta çalışanlara verilen ücreti de artırarak radikal ve kalıcı refah artışı sağlanamaz.
Ona bunu vereceğiz, şuna onu vereceğiz yöntemi sadece ve sadece ülke içindeki havuzun paylaşımını değiştirir. Kalıcı refah artışı sağlamaz.
Peki, ne olmalı?
Bugün havuzu büyütmeye yönelik nerede ise kimseden ses çıkmıyor. Hatta şu iddialı cümleyi kurabilirim: Özal sonrası ülkede kayda değer bir kalkınma programı hiç uygulanmadı. Hala daha Özal’ın diktiği ağaçların meyvesini yiyoruz.
Size 1980 yılı dış ticaret verisinden bahsedeyim: 2,9 milyar dolar ihracatımız vardı ve bunun 1 milyar 672 milyon doları tarım ürünleriydi. Yani fındık, üzüm, incir satarak ülkenin döviz ihtiyacını karşılamaya çalışıyorduk.
1980-1990 dönemine bakın: İhracat 4,5 kat artarken ithalat 2,8 kat artışta kaldı. Ülkeye 1 milyon turist gelirken 1990’da turist sayısı 5 milyonu aşmıştı. 70 sente muhtaç ülke bir anda döviz krizlerinden kurtulmuştu.
Bu arada not: 2002-2012 Ak Partinin en başarılı ilk 10 yılında ihracat 4,2 kat, ithalat ise 4,6 kat artmıştır. Dikkat ediniz, Özal döneminde ihracat artışı reeldi yurtiçi üretime bağlıydı. Oysa AK Parti’nin ihracat artışı ithalat artışına bağlı gelişti.
Gelelim bugüne.
Önceki gün aralık ayı verileri ile 2025 yılı dış ticaret rakamları ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarihin en yüksek ihracatı vesilesi ile törende konuşma gerçekleştirdi.
Aralık ayında 26,4 milyar dolar ihracat ve 35,8 milyar dolar ithalat gerçekleştirdik. Böylece 2025 yılı ihracatımız 273,4 milyar dolara ulaşırken ithalatımız da 365,5 milyar dolara ulaştı.
Dış ticaret açığımız 92,1 milyar dolar olurken altın ve enerji hariç dış açığımız 30,0 milyar dolar oldu.
Yıllık dış ticaret açığımız Mayıs 2023’de 122,2 milyar dolarla rekor kırmıştı. Lakin o dönemde altın ve enerji hariç dış açığımız 26,4 milyar dolardı. Bunun anlamı şu: Mayıs 2023’e göre dış ticaret açığı 122,2 milyar dolardan 92,1 milyar dolara geriliyor ya, işte bunun tamamı altın ve enerji faturasının azalmasından geliyor.
Dış ticarette ekonomik aktiviteye bağlı zerre kadar bir düzelme yok.
Hatta şunu ekleyeyim: Mayıs 2023’de yıllık tüketim malı ithalatı 37,8 milyar dolarken şimdi 59,2 milyar dolara çıktı. Tüketim malı ithalatı Mehmet Şimşek’in kemer sıkma döneminde 21,5 milyar dolar (%56,9) artış göstermiştir.
Sayın Şimşek kimin kemerini sıktığını buradan izleyebilir.
Gelelim asıl püf noktaya.
İhracatımız çok sınırlı artıyor ama nasıl artıyor? Ya da değer üreterek mi artıyor?
2000-2002 toplam 3 yılın ortalaması ve 2023-2025 yine 3 yılın ortalamasına göre;
-Yüksek teknolojik ürün ihracatı 4,8 kat artışla 9,3 milyar dolara
-Orta-yüksek teknolojik ürün ihracatı 14,2 kat artışla 94,2 milyar dolara
-Orta-düşük teknolojik ürün ihracatımız 10,8 kat artışla 69,7 milyar dolara
-Düşük teknolojik irin ihracatımız ise 8,5 kat artışla 75,2 milyar dolar seviyesine çıktı.
Dikkat ettiniz mi? İhracat artışımızın en düşük olduğu alan yüksek teknolojik ürünlerin olduğu yerdir. Yani asıl kazanç getirecek yerde ihracat artışımız görece eksiye gitmiştir.
Yıl 2025
Yüksek teknolojik ürünlerin ihracattaki payı AK parti öncesinde %6,64 paya sahipken AK Parti döneminde bu pay %3,74’e gerilemiştir.
Yüksek ve orta-yüksek teknolojik ürünlerin ihracat payındaki değişim ise sadece %29,41’den %41,66’ya çıkabilmiştir.
23 yılda orta teknolojik payımız sadece ve sadece 12,26 puan artabilmiştir ve o artışın da kaynağı yüksek teknoloji değil bir alt kademesinden gelmektedir.
Teknolojisi ilerlemeyen ülkede büyüme refah getirmez.
Nitekim 2021 yılında kişi başına gelirimiz 9.917 $ ve şimdi 17.927 $. Lakin gıda alım gücümüz 2021 yılında 29,3 katken şimdi 28,0 kata gerilemiştir.
Tekrar ediyorum: Dolar bazında zenginleşmiş gibi görüldüğümüz son 4 yılda alım gücümüz artmıyor, tersine geriliyor.
Bu durumu bir de gelir paylaşımındaki bozulma ile değerlendirdiğimizde nasıl bir felaket yaşadığımızı anlarsınız. O nedenle TÜİK verileri gerçeği yansıtmıyor diyebiliyoruz.
***
SONUÇ: Türkiye’de kalkınma veya havuzu yapısal olarak değiştirme konusunda pek kimsenin ağzı açılmıyor. Oysa demografik yapımız sürenin bitmekte olduğunu gösteriyor; hızla yaşlanıyoruz.
Ben emekliye şunu veririm, ben asgari ücrete bunu veririm demekle sadece mevcut havuzun paylaşımını konuşuyoruz. Oysa ülkenin kaynaklarını tabiri caiz ise bir an önce kalkınmaya ve ekonomik gelişmeye yatırmamız gerekiyor.
Yaşlı ve fakir ülke olarak kaldık ve kalacağız. Bunu anlayın artık.


