Amerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı?

Bugünlerde Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da, yeryüzünün her köşesinde, hemen herkes nefesini tutmuş, “Trump acaba İran’a saldırı emri verecek mi” diye merak ve kaygı içinde bekliyor…

Dünyada yaklaşık 8 milyar 272 milyon kişi yaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump da bu kadar kişi içinde bir kişi. Ama onun ağzından çıkacak bir söz tüm dünyanın felaketine yol açabilir. Tek kutuplu dünyanın süper gücüne yön verme imkânı onun elinde çünkü.

Üstelik ABD sisteminde Başkan’ın mutlak güç kullanmasının önündeki denge denetleme mekanizmalarına rağmen durum böyle.

Bu arada, dünyadaki 8 milyar 272 milyon kişi içinde Amerikalıların sayısı 349 milyon. Yani dünya nüfusunun sadece yaklaşık yüzde 4’ü Amerikalı. (Yüzde 1’i ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.) Demek ki geriye kalan yüzde 96 adına utanılacak bir tablo var ortada.

“Bırak şimdi bunları, Trump İran’a saldırı emri verecek mi vermeyecek mi, onu söyle” derseniz, gazete yazarınızı bahis oynamak zorunda bırakırsınız. Zira bunu öngörebilmek nesnel olarak imkansızdır.

Savaş kararları, tek bir kişinin iki dudağının arasından çıktığı zamanda bile, birçok farklı değişkenin etkisi altında şekillenir.

Söz gelimi, iç siyasi şartlar…

Savaşlar bazen dış politikanın gerektirdiği sebepler bulunmasa da iç politika gereği çıkartılabilir. Bazen de iç politika gereği savaşlar engellenir.

Nitekim ABD kurumları Trump’ı engelleyemezse de Trump’ın kendi kendisini engellemesi mümkün.

Böyle bir girişimde bulunup istediği şekilde bir sonuç alamadığında güç kaybına uğrayacağını bilir ne de olsa.

Bütün bunlar bir yana, işin hakikati şu ki hiçbir savaşın çıkacağı çıkmadan önce belli olmaz.

Mesela Birinci Dünya Savaşı “asla savaş çıkmaz” denildiği bir zamanda çıktı. Aradan bir asır geçtikten sonra şimdi bakıp o savaşın sebeplerini sayıyoruz ama söz konusu devirde bunu yapmanın imkânı yoktu.

Hatta ünlü İngiliz tarihçi Niall Ferguson bugünden bakıldığında da o gün savaşı gerektiren bir sebebin bulunmadığını ileri sürüyor. O günkü siyasi, sosyal ve ekonomik şartlar itibarıyla bir savaş çıkarmaktansa savaşın önlenmesinin “çok daha rasyonel” bir seçenek olduğunu savunuyor.

“Bu savaş tarihsel sürecin kaçınılmaz sonucu değildi, yanlış politikalar yüzünden kaçınılmaz hale geldi” diyor İngiliz tarihçi ve İngiliz hükümetince alınan hatalı kararları işaret ediyor.

Özetle ve mealen şunu söylüyor Ferguson: “Almanya’nın hedefi küresel hegemonya değil, kıtasal güç dengesi içinde hayatta kalmaktı. Bu yüzden kıtada küçük bir zafer (a quick German victory) kazanmasına göz yumulsaydı savaş büyümez ve daha çabuk sona erebilirdi. Britanya’nın savaşa girmesi ise küçük bir kıtasal savaşı büyük bir dünya savaşına çevirdi.”

İkinci Dünya Savaşı hakkında da benzer çözümlemeler yapılmış, “Bazı hatalı adımlar atılmasa Hitler erken durdurulabilirdi” diyen ciddi tarihçiler çıkmıştır. (Çünkü burada söz konusu olan Nazi soykırım ideolojisi olduğundan bu sefer “a quick German victory” seçeneğini dile getirecek kadar ileri gidilememiştir!)

Zaten yine Ferguson’a göre Birinci Dünya Savaşı olmasaydı İkinci Dünya Savaşı da olmazdı. Çünkü Weimar düzeni çökmeseydi, Hitler iktidara gelemezdi.

Daha yakın zamana gelecek olursak, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin züccaciye dükkanına giden fil tavrıyla başlattığı savaşların rasyonalitesi var mıydı?

Afganistan’ı işgal ederek, Irak’ta Saddam yönetimini devirerek ABD yönetiminin ne elde ettiğini hiçbir jeostrateji uzmanı bulamadı bugüne kadar! Zira bu hareketlerin tek somut neticesi İran’ın doğusundaki ve batısındaki iki büyük tehditten kurtarılması oldu. 11 Eylül’ün yarattığı travma içindeki Amerikan toplumuna siyasi bir kararlılık mesajı verebilmek için Washington’daki “neo-con” çetesinin peşine takılan “Oğul Bush” pek de ne yaptığının farkında gibi görünmedi zaten hiçbir zaman.

Ne var ki bunların bugün için fazla bir önemi yok. Önemli olan bir savaştan önce o savaşın çıkabileceğini öngörmenin imkansızlığı.

“Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur” diye boşuna söylememiş atalarımız.

Şimdi de İran yönetimini değiştirmeyi kafaya takmış gibi görünen bir ABD Başkanı var sahnede. Ona da uyarılarda bulunan birileri var. Böyle bir savaştan ülkesinin göreceği zararın daha fazla olacağını, öncelikle bölge realitesinin taşıdığı riskler itibarıyla anlatıyorlar. Dolayısıyla kendisinin de bundan bir siyasi fayda sağlayamayacağı uyarısı yapıyorlar.

Ancak 1989’dan sonra ABD’nin en büyük düşmanı konumuna gelmiş bir ülkede rejimi değiştirerek “savaş kahramanı” olabilme hayalinin dayanılmaz cazibesini sürekli kulağına fısıldayanlar da var…

Gerçekten de nesnel bir çözümleme İran’a yönelik bir saldırı neticesinde bölgesel bir kaosun patlak verebileceğini gösteriyor ama bu korkutucu karmaşanın nerelere kadar gidebileceğini, nasıl sonuçlar doğurabileceğini öngörmenin imkânı yok.

Ancak herhangi bir siyasi liderin ve bilhassa Trump’ın bu şartlarda ne yapabileceğini öngörmek yine de kolay değil.

YORUMLAR (8)
8 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.