Oy verirken neyi hatırlayacağız
Yeryüzündeki en akıllı ve zeki canlılar olduğumuzu düşünüyoruz. Herhalde öyleyiz. Bu arada türümüzün -kendi seçtiğimiz- adı da homo sapiens, yani akıllı insan. Irkımıza verdiğimiz ad ise homo sapiens sapiens, yani akıllının akıllısı insan.
Bununla birlikte en makul yolun hangisi olduğunu her zaman bilemiyoruz. Çünkü aklımızdan çok duygularımız belirliyor davranışlarımızın yönünü.
Hatırlama kabiliyetimizle de çok övünüyoruz ama hafızamızda sakladığımız bilgilerin seçimini de duygularımız yapıyor aslında.
Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın -iki meslektaşıyla birlikte yürüttükleri deneysel çalışmalar sonucunda- geliştirdiği zirve-son kuralı (The peak–end rule) bu konuyla ilgili…
Söz konusu “kural” insanların herhangi bir deneyimi o süreçte yaşadıkları “en yoğun duygusal an” ve “son anlar” üzerinden hatırladıklarını ortaya koyuyor.
Kahneman’a göre beyin her şeyi saklayamaz, bu yüzden de ulaşılabilir yerlere “en ayırt edici anlar” ve final kaydedilir.
Örneğin, sıkıcı bir tatil sırasında iş yerinizden maaşınıza zam geldiğine veya terfi ettiğinize dair bir e-posta almışsanız o tatili keyifli bir deneyim olarak hatırlarsınız. Çünkü “en yoğun duygusal an” yaşadığınız deneyime orantısız şekilde damga vurur.
Bir de “son an”lar… Söz gelimi, çok güzel geçen bir tatilin ardından trafik yüzünden havaalanına geç kalıp dönüş uçağını kaçırmışsanız tüm seyahatiniz kötü bir anıya dönüşebilir. Çünkü “final anı” deneyimin tamamını mühürler.
Siyaset alanında da söz konusu kuralın işlediğini görebiliyoruz.
Daha önce de bu sütunda aktarmıştım: Prof. Ali Akarcalı, ekonomik şartların seçmen davranışına etkilerini açıklarken “seçmen miyoptur” der. Vatandaş uzun vadeli ekonomik performansa değil, oy verdiği dönemdeki güncel duruma bakar. Zira insanlar sürecin bütününü değil, zirveyi ve finali oylar.
Demek ki seçmenin siyasi aktörlere ilişkin algısı yine iki “kilit an” üzerinden şekilleniyor. Mesela hükümet bir dönem boyunca birçok bakımdan başarısız bir yönetim sergilemiş olsun. Enflasyon, işsizlik, yolsuzluk vs. alıp başını gitmiş olsun… Seçimden iki ay önce yapılacak maaş artışları veya bedava doğalgaz jesti bütün bunları unutturabilir. Çünkü deneyiminizi “final anı” mühürler.
Ben demiyorum, bilim insanları diyor!
Bir de bu dönemde yine hükümetin hataları yüzünden büyük bir güvenlik krizi yaşanmış olsun… Eğer toplumu tedirgin edip korkutan bu ciddi tehdit hükümetin sert müdahalesiyle ve göz dolduran bir liderlik sergilenerek kontrol altına alınmışsa seçmen bu olayı hükümetin başarısı olarak hatırlayacaktır.
Çünkü daima “en yoğun duygusal an” yaşadığınız deneyime damga vurur.
Siyasetçinin “en yoğun duygusal an”ınızı belirlemesi çok zordur ama seçim öncesinde iyi bir final yapmak için seçenekleri vardır. Özellikle iktidar mevkiindeyse…
Bu durumda, mesela, Karadeniz’de doğalgaz bulduğunu ilan edip bundan sonra gaza para verilmeyeceğini vaat edebilir.
Muhalefetin bu anlamda imkanları daha azdır ama o da seçmene “en yoğun duygusal an” olarak çektiği sıkıntıların zirve yaptığı anları hatırlatabilir. Vurucu bir final olarak da kimsenin aklına gelmeyecek vaatlerde bulunabilir veya son anda iktidarı zora sokacak bazı bilgileri kamuoyu ile paylaşabilir.
Peki, seçmenin son anda fikrini değiştirmeye ikna edilmesi o kadar kolay mı?
Kolay değil ama imkansız da değil. Her şeyden önce ikna edilmek için son anı bekleyen bir seçmen kitlesi var.
Amerika ve Avrupa ülkelerinde yapılan anket analizlerine göre seçmenin yaklaşık yüzde 20 ila 30’u kararını son hafta kesinleştiriyor veya değiştiriyor. Bu grubun yüzde 10 ila 15’i ise kararını seçim gününe bırakabiliyor.
Türkiye’de bu oranlar nispeten daha düşük görünüyor. Kararını son haftaya bırakanların oranı yüzde 10’u geçmiyor. Ancak “kararsız” seçmen kitlesinde bu oran yüzde 90’lara yaklaşıyor ki söz konusu kitlenin genel seçmen içindeki oranı yüzde 20’den aşağı düşmediği için bu ciddi bir seçmen kümesine tekabül ediyor.
Demek ki Türkiye’de de seçim kampanyalarının son ana kadar sürdürülmesi boşuna değil.
Bir de şöyle bir örnek durum var: Bugünlerde memur ve emekli maaşlarına yapılması gereken dönemlik artışlar gündemde… Maaş zamları TÜİK’in hesapladığı enflasyon oranlarına göre yapılacak.
Hiç kimsenin gerçekliğine inanmadığı söz konusu tartışmalı veriler doğrultusunda SSK ve Bağ-Kur emeklileri için altı aylık yüzde 12 civarında artış bekleniyor. Böyle bir artışın emeklileri hayat pahalılığı karşısında daha da savunmasız hale getireceği muhakkak.
Büyük holdinglerden, garantiyle çalışan müteahhit firmalardan ve bankalardan esirgenmeyen mali desteğin vatandaşa çok görülmesi hükümete yönelik bir tepki oluşturacak kuşkusuz. Buna rağmen iktidar niye bunu o kadar umursamıyor?
Çünkü yakın bir zamanda seçim yok. Vatandaşın sandık tercihini son dönemdeki ekonomik performansın belirleyeceğini biliyor hükümet. Seçime doğru vatandaşın gönlünü almanın bir yolunu bulacağını hesaplıyor herhalde.
Tabii, evdeki hesap çarşıya uyacak mı, onu seçim günü göreceğiz.
