‘Saçmalık’ duvarı yıkıldı
Evvela ‘modernizm’ vardı. Evvela dedimse çok evvela değil. Bizim doğduğumuz, yaşadığımız 20. yüzyıldan biraz önce.
Eski zamanlara göre sanki daha muntazam, köşeli, geometrik bir dönem. Bilim, sanat, devlet, kapitalizm, komünizm, teknoloji, her şey yerli yerinde.
Biz eski kafalılar modernizme bayılmıyorduk hatta mümkün olsa onunla kavga da ederdik. Aslında biraz ettik sayılır ama esaslı bir kavga mümkün değil. Kavga etmek istediğimiz şeyin içinde doğmuşuz. Surat assak da homurdansak da astığımız surat dahil homurtularımız dahil her şeyimiz modern.
Sonra ‘post’lar çıkmaya başladı.
En etkilisi post-modernizm, modern-sonrası. Daha gevşek, daha serbest, modernizme nispetle biraz sevimli. Hatırımda kalan güzel tariflerinden biri, İngilizcedeki ‘post’ lafzını suiistimal eden bir tarif. Kim yapmıştı bilmiyorum. Basit bir cümleden ibaretti: “Postun üstüne oturup modernizmi eleştirmek.”
Aslında ‘modern’in dışına çıkmıyordun, biraz sapıtıyordun o kadar.
Bugünlere bakılınca iyi zamanlardı. Neyin ne olduğu, nerede olduğu aşağı yukarı belliydi.
Sonra Post-truth diye bir şey çıktı. Türkçede dört başı mamur bir karşılığı yok. Hakikat-sonrası diye çevriliyor. Zihindeki çağrışımı ‘hakikat-sonrası’ndan çok fazla. Neyin doğru olduğunun artık önemini kaybettiğini ilan eden bir tabir. Doğuştan bozuk bir şey. Toplumları, insanları içeriden bozan bir şey. Bir nevi insanın ve toplumun içine girmiş bir iblis.
Arada, ‘Cenneti Arayan Adam’ın yazarı Ziyaeddin Serdar ‘post-normal times’ diye bir kavram geliştirdi. ‘Normal-sonrası zamanlar.’
Üzerinde çok çalıştı. Ankara’da bir konferans da verdi. Dinleme fırsatı bulmuştum. Söylediklerinde haklıydı. Artık normal zamanlarda değildik. Ama ‘normal-sonrası zamanlar’ ‘post-truth’ tabir edilen dönemin içinde mütevazı bir motif olarak kaldı.
Post-truth’u tarife çalışanlar daha çok politik alandan misaller veriyorlar. İngiltere’nin AB’den çıktığı Brexit referandumuna ve Trump’ın ilk kez başkan seçildiği 2016 seçimlerine atıflar yapıyorlar. Her iki seçimde bolca kullanılan manipülatif yöntemleri anlatıyorlar.
Yalan her zaman vardı. Her zaman iş görüyordu.
Ama kötü sayılıyordu.
Post-truth dönemlerde yalan artık mutlak olarak ‘kötü’ değil.
İşimize yarıyorsa, maksadımıza ulaştırıyorsa iyi bir şey.
Trump’ın ABD’ye ikinci kez başkan seçilmesiyle dünya post-truth madeninin içine düştü.
Şu anda Trump’ın sözlerinin içindeki doğrularla yalanları ayıklayabilir misiniz?
Diyelim ayıkladınız. Ne anlamı var?
Ayıkladıktan sonra geriye doğrular mı kaldı, yalanlar mı?
Elinizde kalanların doğrular ya da yalanlar olmasının ne anlamı var?
Biz, Türkiye olarak post-truth döneme intibak etme konusunda muvaffak olduk.
Seçimlerde lüzumlu yalanları söyledik, lüzumsuz gerçekleri sakladık.
Hepimiz, beğendiğimiz yalanlara inandık, beğenmediğimiz gerçekleri yalanladık.
Bizimkiler yalan da söyleseler doğrudur, onlar doğru da söyleseler yalandır.
Eğer ‘muasır medeniyet’se en azından bu alanda muasır medeniyete ulaştık. Fakat kabiliyetimiz var, niye ulaşmakla yetinelim, çıkabiliyorsak muasır medeniyetin üzerine çıkalım?
Galiba çıkıyoruz.
Bilhassa siyaset söz konusu olduğunda ‘menfaat’imiz dışında muhafaza edeceğimiz bir değer var mı?
Din, iman buna dahil.
Din herhangi bir menfaatimiz için engel teşkil ettiğinde dini ekarte etmenin yollarını bulabiliyoruz. Ulemamız bu konularda çok kabiliyetli.
Ahlak, hukuk, adalet gibi sabitelerimiz de kaldırıldı.
Zemin kaydı.
Böyle bir dönem ‘post-truth’ tabirini aşan bir adlandırmayı hak ediyor. Post-absürdizm diyeceğim ama değil. Post-absürdizm, Albert Camus’nün absürdizminin bir versiyonu sayılır. Benim kastettiğim, saçmalık duvarının yıkıldığı bir durum. Bir şeyin saçma olup olmamasının anlamını kaybettiği, suallerin ve cevapların önemini kaybettiği bir durum. Hatta bütün cevapların ‘mümkün’ olduğu bir durum.
Mesela insanlar bu sıralar sık sık sualler soruyor. Daha çok politik sualler.
“CHP’nin seçilmiş lideri Özgür Özel başka bir parti kursa o partiyi de kapatırlar mı?”
‘Kapatmazlar’ diyebilir misiniz?
“ABB başkanı Mansur Yavaş’ın başına bir çorap örebilirler mi?”
‘Örülemez’ diyebilir misiniz?
Olan bitenlere bakarak, bu olmaz, bu mümkün değil diyebileceğiniz herhangi bir şey var mı?
