Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı

2013’te yine Öcalan’ın örgütüne silah bırakın çağrısıyla başlayan ikinci çözüm sürecinde de aynı şeyi yaşadık… Suriye’de bağımsız bir devlet kurma hayali karşılığında Türkiye’deki süreci bitirmeye karar veren örgüt “Rojava’da Kürtlere karşı soykırım yapılıyor, Türk devleti de bunu destekliyor” propagandasıyla Kürt vatandaşlarımızı sokağa dökmeye çalıştı.

Bu güçlü ve etkili propaganda hükümetin yürütmesi gereken bir kamu diplomasisi hamlesiyle boşa çıkarılabilir veya etkisizleştirilebilirdi. Bu yapılamadı. (PKK ise halkın bir kesimi nezdindeki kredisini “hendek” provokasyonuyla kendi kendine bitirdi. Ama daha sonra bizim hükümet “Yallah Kürdistan’a” retoriği ve HDP’li belediyelere kayyum atamak gibi uygulamalarla durumu yine tersine çevirmeyi başardı! Ama bu başka bir konu…)

Bugünkü “çözüm” sürecinde de benzer bir tablo oluştu karşımızda. Hepimize deja vu dedirten bir tablo...

Yalnızca, MHP lideri Bahçeli’nin Meclis kürsüsünden Öcalan’a yaptığı “Çıksın, terörün bittiğini ilan etsin” çağrısından bir hafta sonra DEM Partili belediye başkanlarının yerine kayyum atanması gibi tuhaflıkları kastetmiyorum… bunlar iktidar içi mesajlaşma yöntemleri herhalde.

Bunun yanı sıra, sürecin muhataplarının da Atlantik cihetinden esen rüzgara göre “bir öyle bir böyle” tavırlar takınmaları, Suriye’de bağımsız bir devlet kurma hayaline yeniden kapılıp masayı devirmeye kalkışmaları da deja vu dedirten olaylar.

Keza geçtiğimiz haftalarda yaşanan Halep olayı sırasında hem PKK ve türevlerinin tutumları hem de buna karşı bizim hükümetin cevabı 2015’teki Rojava gündeminde yaşadıklarımızın aynısıydı.

Şam ile SDG arasındaki iktidar kavgasını kendi kamuoyuna “Kürtlere etnik temizlik yapılıyor” diye yansıtabilen örgüt vardı bir tarafta, diğer tarafta ise bir kısım vatandaşlarının hassasiyetlerinin tahrik edilebilmesine istemeden yol açan bir dil kullanan siyasi iktidar… Etkili bir kamu diplomasisi yürütülemedi. Otomatik olarak devreye giren malum retorik PKK’nın propaganda makinasına karşı çare olamadı. Duygular ve algılar yönetilemedi.

Şimdilerde herkes aynı uyarıyı yapıyor: Dilimize dikkat etmeliyiz. DEM Parti cenahı iktidara, iktidar da o cenaha “Zehirli dil kullanma, sürece zarar verirsin” diyor. İkisi de haklı. “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı” demiş Yunus Emre. Ama burada niyet önemli.

Kullandığınız dili belirli bir amaç doğrultusunda belirlersiniz. Durup dururken sertleşmez diliniz, durup dururken de yumuşamaz.

DEM Parti’nin ateşe benzin dökmek amacıyla Suriye sınırında düzenlediği grup toplantısında eş genel başkan Bakırhan, MHP lideri Bahçeli’nin “SDG Kürtleri temsil etmiyor” sözlerine, “Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG bal gibi Kürtleri temsil ediyor” diye cevap vermişti.

PKK’nın Suriye kolu SDG. (Bunun aksini söyleyen bir tek Amerikalılar vardı, şimdi onlar da bu gerçeği inkar etmeye ihtiyaç duymuyorlar.) Demek ki PKK’nın “Kürtlerin temsilcisi” olduğunu savunuyor Türkiye’deki bir siyasi parti. Bunu DEM Partililer dışında birileri söylese “Halkın bir kısmını terörle iltisaklı gösteriyor” diye hapse atılır.

Bu dile niye ihtiyaç duyuluyor, düşünmek lazım. Gerilim kime ne kazandıracak? Unutmayın ki aynı partinin yetkilileri bir süre önce çok daha başka türlü konuşuyorlardı. Bahçeli’ye de saygıda kusur etmiyorlardı. En önemlisi ise artık “Türkiye’nin partisi” olma hedefinin bir kere daha vurgulu bir şekilde dile getirilmesiydi.

Suriye sınırında düzenlenen grup toplantısı sırasında çıkan olaylarda Türk bayrağının indirilmesine DEM Parti tepki gösterdi göstermesine ama “Hiçbir bayrağa saygısızlık edilmemeli” gibi bir ifadeyle yapıldı bu. “Bayrağımız” denmedi. “Türkiye’nin partisi” olma hedefinden vaz geçilmediyse bu dil tercihi nasıl savunulabilir? “Lapsus” mu diyeceksiniz? “Bülbülün çektiği dili belasıdır” diye mi yorumlayacaksınız?

Dil meselesi öylesine şaşırtıcı ki baktığınız zaman iki tarafın birlikte yürüttüğünü düşündüğünüz sürecin adında bile uzlaşma yok gibi görünüyor. Resmi adı “Terörsüz Türkiye” diye açıklanan girişimi DEM Parti kanadı, “Barış ve Demokratik Toplum süreci” olarak adlandırıyor.

İki tarafın da dil tercihlerinde tesadüfün rol oynadığını söylemek zor. Ama yine de sürece zarar vermemek için, “İçinde ne varsa testi onu sızdırır” demeyeceğim, “Dilimize dikkat edelim, etmeyenleri uyaralım” diyeceğim...

YORUMLAR (14)
14 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.