Trump’ın kişisel faturasını 8 milyar kişi ödeyecek
Dünya tuhaf bir yer. İnsan tuhaf bir yaratık. Dünyanın düzeni de bu düzenin mimarı olan insan da hiçbir şekilde “rasyonel” değil. Trump gibi müptezel bir adam “dünyanın süper gücü” durumundaki bir ülkenin başına geçebiliyor. Yetmiyor, başındaki “Epstein dosyası” derdini unutturmak ve yaklaşan ara seçimlerde kullanmak amacıyla durduk yerde bir savaş çıkartabiliyor.
Siyonist şeytan 30 senedir hemen her dönem uğraşmasına rağmen hiçbir Amerikan başkanını İran’a savaş açmaya ikna edememişti. Kongre Üyesi Sarah Jacobs, “Netanyahu’nun İran’a saldırmaya ikna ettiği tek aptal Trump oldu” dedi.
Aslında burada mesele Trump’ın aptallığı değil, kendince uyanıklığı. Siyonist şeytanın politik ajandasını kendi kişisel çıkarıyla telif edebilme imkanını görmüş olması. Onun için gerisi önemli değil.
İşin aptallık kısmı, “kibritini çaktığı bu yangının sonunda kendi başını da yiyeceğini anlayamamış olması” diye düşünülebilir. Ancak belki de bu “küçük riski” göze alınabilir buldu “turuncu saçlı adam”. Bu kumarı oynamak istedi. Nasıl olsa, neticede beklediğini bulamasa bile, kişisel olarak fazla bir kaybı olmayacağını düşündü. Kendi cebinden bir şey çıkmayacaktı.
İşte bu hesapsız bencilliğin, sınır tanımaz kötülüğün yol açtığı ve açacağı felaketlerin faturasını yeryüzündeki 8 milyar küsur insan ödemek zorunda kalıyor.
En başta ekonomik sonuçlar söz konusu. Petrol ve doğalgaz fiyatları şimdiden rekor seviyelere fırladı. Bunun devam edeceği ve ardından gıda tedariği alanında çok ciddi sorunların ortaya çıkacağı söyleniyor. Çünkü İran’da ve Körfez bölgesinde bombalanarak faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan petrol rafinerileri tarım sektöründe kullanılan yapay gübre ve koruyucu ilaç üretiminin de önemli bir bölümünü gerçekleştiriyordu.
Birçok ülkeyi korkutan bir risk de savaşın her zamanki gibi mülteci akını veya göç dalgası doğurma ihtimali.
Ama bütün bunlardan daha vahim tehlike, -henüz konuşulmaya başlanmamış olsa da- bu savaşın kültürel ve psikolojik etkileri olacak.
Ekonomik krizlerin, yoksulluğun, işsizliğin artışı toplumsal krizleri tetikleyecek. Dolayısıyla siyasi istikrarsızlıkları da besleyecek. Özellikle Orta Doğu bölgesinde ve bütün olarak İslam dünyasında radikal akımlar güçlenecek. Medeniyetler arası çatışma ve düşmanlık algısı genç nesillerin zihninde terörü -bir çözüm olmasa bile- bir tepki verme şekli olarak öne çıkaracak.
Sözün özü, Trump’ın kişisel çıkarları uğruna çıkartmış olduğu yangının maddi ve manevi faturasını hep birlikte ödeyeceğiz.
Peki, bunu önlemenin yolu yok mu? Zararı hiç değilse asgari seviyeye çekmenin imkanı bulunamaz mı?
Elbette bu “tam manasıyla kirli” savaş ne kadar çabuk durdurulabilirse vereceği zarar o kadar az olur, ne kadar uzun sürerse tahribatı o derecede daha ağır hale gelir. Onun için elden ne geliyorsa vakit geçirmeden yapmak lazım. Ne var ki savaşı başlatanın -arzu ettiği şekilde bir sonuca ulaşamayacağını anlayıp- durdurması dışında bir seçenek yok elimizde.
Kaybedeni 8 milyar küsur insan olan böyle bir facianın önlenmesi veya durdurulması için devreye girebilecek uluslararası bir mekanizma mevcut değil.
Böyle bir amaç doğrultusunda teşkil edilen kuruluşlar gücü elinde bulunduranlar üzerinde yaptırım imkanına sahip değil. Bu yüzden ABD dünyanın her yerinde züccaciye dükkanına giren fil gibi hareket edebiliyor. Yalnızca ABD değil… İsrail de Filistin’de, Çin de Doğu Türkistan’da, Rusya da Kırım’da elindeki kaba güç sayesinde istediğini yapabiliyor.
Homo sapiens ırkının daha uzunca bir süre boyunca da dünya üzerinde adil bir düzen tesis etme iradesini göstermesini beklememek gerekir gibi görünüyor, maalesef.
