TBMM İftarı

AK Parti Milletvekili Özlem Zengin’in TBMM’deki iftarı eleştirenlere kendini siper etmesi üzerine, “Neymiş bu iftar, bir bakayım.” dedim. Lebeniye çorbası, iftar tabağı (bal, kaymak, hurma, gün kurusu, bâdem, ceviz, beyaz peynir, eski kaşar, pastırma, domates, salatalık, mevsim yeşilliği, çiğ köfte, siyah zeytin, yeşil zeytin), karamelize soğanlı avokado favalı enginar, içli köfte, sebzeli çıtır börek, çilekli file bâdemli narlı yeşil salata, keşkek yatağında dana antrikot, fındıklı narlı güllaç, zencefilli sumak şerbeti.

Aman Allah’ım, yazarken beynim yandı, yiyenler ne hâlde bilemiyorum.

İftar menüsünün zenginliğinden ziyade yemeklerin isimlerindeki zenginliğe takıldım. Ekonomik kriz varken, vatandaşı Gazze’deki açlığa duyarlı olmaya çağırırken dana antrikot, keşke keşkeke yatmasaydı? Enginar, avokadolu olmasa meselâ? İftar tabağı sade olsa? Yeşil salatada, kilosu en aşağı 200 lira olan mevsim dışı meyve olmasa? İçli köfte varsa çiğ köfte haddini bilse? Bu böyle olsa kıyamet mi kopar?

Açıkçası ben, o iftar tabağıyla doyarım. Pastırmayı hiç affetmem. Yıllardır fiyatına bakıp geçiyorum. Hadi doymadım, çorba, börek ve salatayla kesin doyarım.

Misafirlerin yaş ortalaması malum. Çoğunda şeker, tansiyon, mide vs. sindirim sorunları vardır. Demem o ki bu yemekleri yiyip bitirebilen kesin âcili boylar. Boylamamak için ölçülü yemek lazım.

O hâlde asıl sorulması gereken soru şu: Ölçülü yiyince bu yemekler bitmeyeceğine göre ne kadarı yendi, ne kadarı ziyan oldu? Onun da açıklaması vardır: “Çöpe atmıyoruz, hayvanlara veriyoruz.”

Elbette bizim yemekler memek, vekillerin ki yemek olacak. Yine afilli olsun, sorun değil ama daha sade olamaz mı? Böyle bir menünün duyulursa sıkıntı çıkaracağını, basına düşeceğini tahmin etmek zor mu? Her şeyden öte, Ramazan’ın özüne uygun mu? Meselâ okulda Ramazan etkinliğine katılan bir öğrenciye bu sofrayı nasıl açıklayabilirsiniz?

Düzen aynı düzen. Tek fark, sofralarda içki olmaması. Vereceğim örnek, her şeyin özeti. Ankara’da bir devlet kurumuna, görev icabı gittik. Yemek vakti gelince binanın en üst katına çıkardılar. Sanki beş yıldızlı bir otelin restoranına gittik. Sipariş alan görevli neredeyse yeri öpecek. Öyle bir eğilme yani. Bir devlet kurumunun yemekhanesi böyle olamazdı. “Burası niye böyle?” diye sordum. Meğer misafir olduğumuz için üst düzeylerin yemek yediği yere gitmişiz. Alttakiler, alttaki yemekhanede tabldot yemek yiyorlarmış. Çalıştığım kurumda genel müdür bile gelir, bizimle aynı yemekhanede, aynı yemeği yerdi. Bu lüks mekân, önceki iktidarlar zamanından kalmaydı. Tek fark, önceden içki varmış. Yönetici pozisyonuna terfi edenler, alttaki yemekhaneden buraya da terfi ediyorlarmış. Böyle terfi eden dindar bir yönetici, bu mekân hakkında, “İnsan olduğumu hissettim.” dediğinde çok şaşırmıştım. Eskiden aşağıda kendini ne hissediyordun veya şimdi aşağıdakileri ne olarak görüyorsun?

İşte dava da devrim de bu! Aşağıdakiler yukarıdakiler meselesi. Özlem Zengin, iftarın tartışılmasına kızmış. “Kapansın artık bu konu!” demiş. Olur Özlem Hanım! En iyisi hepimiz susalım, Emile Zola konuşsun. Germinal’de bir anarşist, işçilere şöyle diyor:

“Marsilya’da piyangodan 100.000 frank çıkan iki işçi, bir yer açıp ömürlerinin sonuna kadar çalışmadan yaşayacakmış! Onlar gibi olduğunuzda, geldiğiniz yeri unutuyorsunuz. Elinize mülkiyet geçince de onu paylaşmıyorsunuz. İşte sizin kokuşmuş sınıfınız, acınacak hâldesiniz…”

Allah aşkına nerede o 28 Şubat mağduru Anadolu kızları? Niye bu israfı savunuyorlar? Niye bu Açlık Oyunları’nın sözcüsü olmayı önemsiyorlar? 28 Şubatçıların derdi de sofrayı paylaşmamaktı. Başörtü yasağı falan hikâyeydi! Hanımlarının özel havuzu olan paşalar, aşağıdakilerin yukarı çıkmasını isterler mi?

Özlem Zengin savunmasında vatandaş ne yerse talip olduklarını, gerekirse ekmek peynir yiyeceklerini söylemiş.

Ne diyeyim, gerekmez inşallah!

Not: AK Parti’nin vitrinindeki başörtülü vekiller aşağı yukarı benimle yaşıt. Gerçekten çok okuyan, başarılı, kafası çalışan bir neslin kızlarıydık. Yükselme hikâyelerinde çok heyecanlanırdım. Ağladığım bile vâkidir. Ama şimdi konuştuklarında, “Böyle mi olmalıydı?” diye yine ağlayasım geliyor.

Belki de kedi misali kıskanıyorum. Ne dersin aziz okuyucu?

YORUMLAR (8)
8 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.