Adalet bizim mahalleyi terk ettiği günden bu yana…
Bu köşede, bıkmadan usanmadan hukuksuzlukların, adaletsizliklerin altını çizmeye çalışıyoruz. Bu tür yazılar, başta Türkiye olmak üzere, İslam ülkelerinde dört başı mamur bir hukuk sisteminin hakim olmasını, adaletin terazisinin düzgün tartmasını sağlamak için elbette yeterli olmayacaktır. Ama her şeye rağmen, hukuk konusunda ilkesel bir duruş ortaya koymak son derece önemli.
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı hukuksuzlukların bir dökümünü yapsak, herhalde bu ülkeye ilişkin bütün umutlarımızı kaybederiz.
Her ne kadar günümüz İslam ülkelerinde hakka-hukuka riayet etmek, artık Müslüman olmanın bir gereği gibi görülmese de dahası, Müslümanlıktan istifa etmiş olsak da belki bir gün insan olmanın erdemini kavrayan bir bilinç düzeyi oluşur diye umut ediyoruz. Galiba büyük şairimiz Mehmet Akif de şiirlerinde böyle bir hakikate işaret ediyordu…
/Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile
Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
Kaç hakiki Müslüman gördümse hep makberdedir
Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir./
Yazıya neden böyle bir umutsuzluk duygusuyla başladığımı merak edenlere hemen izah edeyim. Malum, AK Parti iktidarı öncesinde darbeler ve ağır baskı dönemleri yaşadık. Ama ne yazık ki yaşadığımız bu acı tecrübelerden sonra, 21. Yüzyıl için özel olarak icat ettiğimiz ‘siyaset mühendisliği’ projesiyle 19 Mart 2025’te bir sahur vakti operasyonuyla İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayıp hapse attık.
Bu kadarla da kalmayıp, neredeyse CHP’li bütün belediye başkanlarını konvoylar halinde tutuklayıp hapse attık. Öyle anlaşılıyor ki şimdi de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la ilgili bir hazırlık yapılıyor. Ancak bu furya öyle bir noktaya ulaştı ki yeterli belge ve kanıt bulunamadığı durumlarda başkanların anne-babaları, eşleri, çocukları ve yanlarında çalışan insanlar bile mecburi itirafçı parantezine alınmaya başlandı.
Mesela en son, halen tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in davası sürerken, İmar Şube Müdür Vekili Tuncay Kaya mahkemenin ikinci gün oturumunda mecburen itirafçı olduğunu belirterek “Bana yöneltilen suçları kabul etmek zorunda kaldım. İtirafçı olmam için haber gönderildi. Mecburen iş insanı üç kişinin daha ismini vererek para aldığımı iddia ettim. Ben o üç kişiden özür dilerim, haklarını helal etsinler” dedi. Bunun üzerine Böcek’in iki şoförü gözaltına alınıp tutuklandı.
Herhalde hukuk tarihimizde böyle bir durumu ilk kez yaşıyoruz. Seçilmişler, atanmışlar ve de tek tek bireyler herhangi bir suç isnadıyla yargılanabilirler, bu konuda kimsenin bir ayrıcalığı olamaz. Ama yeterli kanıt ve belge bulunamadıkça, suç isnadıyla tutuklanan insanların aile efradını ya da yakınlarını ‘itirafçı-iftiracı’ olmaya zorlamayı nasıl bir hukuk mantığı ile izah edeceğiz doğrusu anlamak mümkün değil.
Ayrıca bu furyanın, AK Partili belediyelerin semtine bile uğramaması zihinlerde tuhaf soruları akla getirmeye devam ediyor.
Maalesef ‘adalet’ bizim mahalleyi terk ettiği günden bu yana, hukuksal anlamda derin bir meşruiyet krizi yaşıyoruz. Hiçbir evrensel hukuk kuralına itibar etmeden, insanları neredeyse konvoylar halinde hapse attığımız için de vicdanlar kanamaya devam ediyor.
Kuşkusuz bu adaletsizlik hali sadece Türkiye özelinde değil, uluslararası alanda da bir meşruiyet krizine yol açmış bulunuyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’ne gönderdiği mesajda, bu meşruiyet krizinin altını çiziyor: “Cihan Harbi sonrası galipler eliyle tesis edilen uluslararası sistem, neredeyse her alanda büyük bir meşruiyet krizi yaşıyor. Sistemin temelini teşkil eden kurum, kural ve değerler manzumesi günden güne işlevini yitiriyor.”
Demek ki kurallar, değerler ve hukuk kaybolunca gerek ulusal ölçekte gerekse uluslararası alanda derin bir meşruiyet krizinin yaşanması kaçınılmaz hale geliyormuş…
Her an adil bir hakimin huzurunda olduğumuza inanmanın, kalp sahibi olmamız için kafi olduğunu belirten değerli düşünürümüz Nurettin Topçu’nun şu tespitini dikkatle okumakta yarar var: “Adil insan, yapamayacağı şeylerin değil, yapacağı şeylerin düsturunu arıyor ve onu kendi kalbinin aydınlığında bulmaya çalışıyor. Adalet yabancı bir hakim huzurunda mücrime hareketinin fenalığını anlatan bir ispat değil, ferdin kalbinden doğarak ferdiyetini bazı noktalara kadar fedaya hazırlayan ilahi bir emirdir.” (Yarınki Türkiye, s.209)
Eğer bir gün adalet bizim mahalleye de uğrarsa, belki o zaman hakka-hukuka riayet etmenin, merhametin ve adil insan olmanın nasıl bir erdem olduğunu anlayabiliriz.
