En çok satan hikayemiz Haçlı zihniyeti...

15. ve 16. Yüzyıldan itibaren Müslüman dünyanın pozitif bilimler, hatta İslami bilimlerde gerileme sürecine girmesinin Batı ile arasındaki mesafenin negatif anlamda açılmasına yol açtığını hepimiz biliyoruz. Kuşkusuz mesafenin giderek açılması sadece geri kalmayı doğurmamış, aynı zamanda Batı’nın emperyal heveslerini de tetiklemiştir. 

İşte bu emperyal heveslerin, özellikle 20. Yüzyılda yol açtığı travmalar yüzünden Müslüman toplumlar, modern dünyada yaşanan gelişmeleri, değişimleri anlama konusunda ne yazık ki gerekli çabayı gösterememişlerdir. 

Evet, Batı’nın geçmişteki emperyal hevesleri yüzünden Müslüman toplumlarda büyük acılar yaşanmış ve bu yüzden de Batı’ya karşı ciddi bir nefret birikimi oluşmuştur. Ancak nefretin kalıcı hale gelmesi doğal olarak Müslümanların reel dünya ile bağlarının kopmasına yol açmıştır. Elbette yaşanan travmaları yok sayamayız, ama dünyanın dışında da kalamayız. 

Maalesef günümüzün Müslüman toplumları da bu öfke ikliminden kurtulamadıkları için, Batı’ya küfretmenin bir adım ötesine geçemiyorlar. Çünkü İslam ülkelerinin neredeyse hiçbirinde hukuk yok, demokrasi yok, özgürlük yok, insan hakları yok, şeffaflık ve hesap verilebilirlik yok... Sadece despotizm ve diktatöryal yönetimler var. 

Her ne kadar kabul etmek de zorlansak da, despotik İslam toplumlarındaki bu hastalıklı iklimden beslenen ve kafa kesen ‘cihatçı’ teröristler İslam’ın izzetine gölge düşürmektedirler. Her zaman olduğu gibi Müslüman dünya olarak yaşadığımız perişanlığı sorgulamak yerine, “Müslümanların bu halde olmasının sorumlusu Batılılardır, Haçlı zihniyetidir” gibi söylemlerle müşterisi bol, çok satan hikayeler yazabiliriz, ama bu bizim özgürlük fukaralığımıza, insan hakları ayıplarımıza çare olmaz. Dahası, despotik iklimlerimizden beslenen ‘cihatçı’ teröristleri açıklamaya da yetmez... 

Eğer insan hakları temelinde güçlü bir hukuk devleti inşa edememişseniz, eleştirel düşüncenin ve fikir özgürlüğünün olmadığı bir yönetim anlayışına mahkumsanız, iktidarlarınız hesap verebilir ve şeffaf değilse dünyanın sonuna kadar Batı’ya küfretseniz de bilimde, teknolojide geri kalmaktan ve fukaralıktan asla kurtulamazsınız. 

İşte tam da bu yüzden “Batı’nın çöküşü başladı, yıkılışı çok yakın” gibi hayali söylemlerle travmalarımızı besleyip kendimizi kandırmak yerine, aklı, bilimi ve ahlakı esas alan sahici bir özeleştiri yapmak zorundayız. Eğer bunu yapamazsak, son günlerde özellikle Fransa Devlet Başkanı Macron’un sırf siyasi geleceğini tahkim etmek için İslamofobik dil üzerinden ürettiği saçmalıklar karşısında hamaset hikayeleri yazmaktan bir adım öteye geçemeyiz. 

Çok açık ki Macron, çağımızın özgürlük diliyle asla uyuşmayan Jakoben tavrıyla toplumdaki laiklik duygularını köpürtüp nefreti körükleyerek iki yıl sonraki seçimler için Le Pen çizgisindeki faşist sağa göz kırpmaktadır. Müslümanlar açısından bu tavrı eleştirmekten daha doğal bir durum olamaz. Ama Macron’un bu nefret söylemini eleştirmenin yolu, “zihinsel tedavi” benzeri ifadelerle onu aşağılamak değildir. 

Kabul etmek gerekiyor ki bu dil, bütün İslamofobik çevrelerin faşist ittifakını tahkim eden ve onlara hayat veren bir dildir... Oysa esas yapılması gereken, Batı’daki özgürlükçü çevrelerin elini güçlendiren ve onları jakoben zihniyete karşı teşvik eden bir dil geliştirmektir. 

Ama bunun için öncelikle Müslüman dünyanın sağlıklı bir dindarlık bilincine sahip olması gerekiyor. Eğer dinin dünyaya açık şefkat ve merhamet mesajını insanlara ulaştırmak yerine, arka bahçemizdeki despotik iklimden beslenen ‘cihatçı’ teröristleri görmezden gelmeyi tercih edersek dünyaya söyleyecek hiçbir sözümüz olamaz. 

Evet Macron’un nefret üreten İslamofobik dilini şiddetle eleştirmeliyiz, ama aynı şekilde 16 Ekim’de Fransa’da tarih öğretmeni Samuel Paty’nin, derste çocuklara Charlie Hebdo’da yayınlanan karikatürü gösterdiği için Çeçen bir göçmen tarafından başı kesilerek vahşice öldürülmesini de amasız, fakatsız lanetleyebilmeliyiz. 

Bilelim ki Türkiye dahil, özgürlük endeksinde geri sıralarda yer alan İslam ülkelerinin bugün itibariyle yürüttükleri politikalarla Müslümanların hiçbir derdine çare olmaları mümkün değildir. 

YORUMLAR (93)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
93 Yorum