Hukukun üstünlüğü şeytan işi olabilir mi?

Hemen bütün yazılarımda hukukun üstünlüğüne, özgürlüklerin teminat altına alınmasının önemine ve insan haklarına dikkat çeken cümleler kurmaya özen gösteriyorum. Bu yüzden de özellikle bazı dindar çevrelerden ve de Kemalist paradigmaya iman etmiş ulusalcı kesimlerden eleştiriler alıyorum.

Mesela bir okur diyor ki: “Batı’nın değerleri olarak bilinen ve bir bakıma şeytan işi olan hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlükleri adeta putlaştırıyorsunuz. Bu yaptığınız İslami değerleri yozlaştırmaktır ve bu ülkeye ihanettir.”

Hemen belirtelim, bu zihniyet yapısına göre hakkı-hukuku, adaleti savunmak, insanın en temel hakkı olan ifade özgürlüğünü istemek bazı dindarlar için bir ihanet ve şeytan işidir.

Yani dindarlar hakkaniyete dayalı bir adalet anlayışından yana değildirler, bireyin özgür olması gerektiğine inanmazlar ve hukukun üstünlüğünün şeytan işi olduğuna inanırlar öyle mi?

Herhalde Allah’ın akıl ve irade bahşettiği hiçbir aklı başında Müslüman, ya da bir birey böylesine akıl dışı bir anlayış içinde olamaz.

Ama kabul etmek gerekiyor ki, son dönemde ciddi bir akıl tutulması yaşayan, adeta hezeyan halinde evrensel değerlere saldıran bir kesim var ve bunlar aramızda dolaşıyorlar.

Doğrusu açık yüreklilikle şöyle bir soruyu sormak gerekiyor. Acaba hak-hukuk, adalet gibi değerler, gerçekten Müslümanlar için bir anlam ifade etmiyor mu?

Eğer böyleyse, İslam’ın iki ana temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnetin insanlığa önerdiği evrensel doğrularla, hukuka ve özgürlüklere karşı çıkan dindarların İslam’la olan bağlarını yeniden gözden geçirmekte yarar var demektir.

Çünkü Kur’an’ın yöneticiler dahil herkes için bir vecibe olarak önerdiği ‘adalet’, en üst değer ve erdem olarak tarif edilmektedir. Dahası, Kur’an’da özellikle yöneticiler ve karar verici konumunda bulunan herkese adaletle hükmetmek dini bir ödev olarak yüklenmiştir. (1)  İnsanın Allah nezdinde en üstün değer ölçüsü olan takva(2) erdemine nail olabilmesi için adil olması(3) ve adaletli söz söylemesi (4) gerekir. Esasen doğrulukla (sıdk) birlikte adalet (adl) de ilahi kelamın birer niteliğidir. (5)

Hakka-hukuka riayet ve adaletin sağlanması konusunda Kur’an’ın açık emirleri ve Hz. Peygamber’in uygulamaları olmasına rağmen, özellikle bazı dindar kesimlerin adeta bir cahiliye anlayışıyla hareket etmeleri, “hukukun üstünlüğü” kavramını şeytanlaştırmaları kelimenin tam anlamıyla bir talihsizliktir.

Maalesef son yıllarda dindar kesimler, çoğu kez bilinçli bir tercih olmamakla birlikte hamasi nutukların da etkisiyle ulusalcı bir iklime evrilmiş bulunuyorlar. İşte tam da bu yüzden, dindar kesimler dahil toplumun hatırı sayılır önemli bir bölümü gerek İslam’ın insani ve ahlaki değerlerini, gerekse demokratik değerleri bile memleketin bekası üzerinden değerlendirmekte ve gerektiğinde reddedebilmektedirler.

Kısacası, memleketin bekası söz konusuysa dindarlar, ulusalcı Kemalistler ve milliyetçiler ittifak halinde demokratik değerlerin, özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün feda edilmesinde bir beis görmemektedirler.

Ülkenin bekası elbette herkes için önemlidir, ama unutmamak gerekiyor ki hukukun düzgün işlemediği, özgürlüklerin kolaylıkla feda edilebildiği, en doğal insani hakların yok sayıldığı bir ülkenin bekasını sağlamak da mümkün değildir.

1- 196, Nisa 4/58; Maide 5/42; Sad 38/26, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz?, s. 196

2- Hücurat 49/13; 3-Maide 5/8; 4-En’am 6/152 5-en’am 6/115, a.g.e, s. 197

 

YORUMLAR (72)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
72 Yorum