İçimizdeki çığlığı zalimler duyar mı?
Savaşların yarattığı acımasızlıklar, insan kıyımları ve yıkımlar insanlığın hafızasında hep büyük acılar bırakmıştır. Her zaman söylendiği gibi, galiba “Hafıza-i beşer nisyan ile malül.” Bu yüzden de insanoğlu yaşanan acıları, hüzünleri çok çabuk unutuyor.
Arap dünyasının önemli düşünürlerinden birisi olan Abdurrahman Taha’nın şöyle bir sözünü hatırlıyorum: “İnsanı tarif etmek bana bırakılsaydı, ben onu unuttuğunu unutan varlık şeklinde tanımlardım.”
Başka bir açıdan baktığımızda kim bilir belki de hayatın devamı için unutmak gereklidir. Zira unutmasak, acılarımız içimizdeki yangını daha da büyütebilir, dolayısıyla hatırlamamak en azından bir süreliğine kalbimize iyi gelebilir.
Ancak her şeye rağmen, savaşların yarattığı yıkımları unutmamak, insan olmanın erdemi açısından önemlidir diye düşünüyorum.
Genellikle ruh hastası manyakların, egolarını tatmin için başlattıkları savaşlarda yaşanan vahşeti, insanlık dramlarının acısını yüreklerinde derinden hisseden ve eserleriyle bizi hep diri tutanlar sanatçılar, şairler ve müzisyenlerdir.
Şu günlerde neredeyse her gün Metallica’nın 1988 tarihli “And Justic For All” albümünde yer alan “One” şarkısını dinliyorum. Her dinlediğimde adeta bir çıldırmışlık hali yaşıyorum ve insanlığı ateşe veren eli kanlı zalimlere lanetler okuyorum.
Bu parça, savaşın dehşetini anlatan ikonik bir Metallica başyapıtıdır. Dalton Trumbo’nun “Jhonny Got His Gun” adlı savaş karşıtı romanından esinlenerek yazılan bu şarkı, kollarını, bacaklarını ve duyularını kaybeden bir askerin içsel çığlığıdır adeta... Grup, bu şarkıyla 1990’da ilk Grammy’sini kazanmıştır.
Şarkının hikayesi kısaca şöyle: Bir Amerikan genci olan Joe Bonham, vatansever babasının teşviki ile, I. Dünya savaşına katılır ve bir Alman mayınına basarak ayaklarını, kollarını, gözlerini, kulaklarını, dudaklarını ve burnunu kaybeder.
Hastaneye getirildiğinde ilk başlarda ne olduğunu anlamaz, uyuduğunu zanneder. Sonra doktorlar dikişlerini almaya başladığında kollarını ve bacaklarını kaybettiğini, daha da kötüsü görme, konuşma ve duyma işlevlerini de kaybettiğini anlar. Artık yaşayan bir beyinden başka bir şey değildir o. Vücuduna vuran güneşin ısısıyla günleri sayar, insanların ayaklarının yarattığı darbelerle odada birilerinin olduğunu anlar. Bu sırada bir nevi telepatik rüya yoluyla bazı insanlarla iletişim kurar, örneğin babası ile… Bunlar aslında gerçek değildir, ama asla kurtulamayacağı gerçeğini hissetmektedir. Yine bir rüyasında babasının çocukken öğrettiği mors alfabesini hatırlar ve kafasını yastığa vurarak konuşmaya çalışmaktadır. Askeri hastanede olduğu için askerler, bu hareketi okuyarak Joe’nin ötenazi istediğini anlarlar ama general bunun imkansız olduğunu söyleyerek reddeder.
İşte Mettalica’nın bu şarkısı böylesine trajik bir öykü üzerine yazılmıştır. Bir gencin içinde yaşadığı çaresizliği ve savaşın kirli yüzünü anlatan bir şarkı…
/Hatırlayamıyorum hiçbir şeyi
söyleyemem bu rüya mı gerçek mi
çığlık atmak istiyor içimin derinlikleri
bu korkunç sessizlik durduruyor beni.
Şimdi savaş benim içimde
uyanıyorum ama göremiyorum
pek bir şey kalmadığını benden geriye.
Hiç bir şey gerçek değil ama acısı gerçek
nefesimi tut ben dilerken ölmeyi.
Oh lütfen tanrım, uyandır beni
Ana rahmine dönüş bu oldukça gerçek
Hayatı hissetmeliyim kalbim atarken.
Ama sabırsızlanamam açıklamak için
yaşayacak olacağım zamana bakarım
bana bağlı bir tüp besliyor beni.
Bu hayatı benden söküp alın geri
nefesimi tut ben dilerken ölmeyi.
Oh lütfen tanrım, uyandır beni
şimdi dünya yok, ben tek başıma.
Oh tanım, yardım et bana
nefesimi tut ben dilerken ölmeyi.
Oh lütfen tanrım, yardım et bana
karanlık beni hapsediyor.
Yaşayamıyorum, ölemiyorum kendimde hapsoldum
vücudum zindanımdır./
Galiba dünya durdukça, iyiler de kötüler de hep var olacak. Dün Hitler, Stalin, Mao gibi insanlık düşmanı manyaklar milyonlarca insanı katletmişti, bugün de insan öldürmekten zevk alan Netenyahu ve Trump gibi haydutlar insanlığın başına bela olmaya devam ediyorlar. Ne yazık ki yarın başka manyakların çıkmayacağının bir garantisi yok…
