Siyaset ve Demokratik Cumhuriyet Konferansı
Dünya hali malum. Sadece ülkede değil her yerde demokrasi konusunda ciddi bir gerileme var. Hak ve özgürlük alanlarının daralması, güç, çatışma ile endişe ve savunma refleksinin gündelik hayatları esir alması, savaşlar karşısında hiçe sayılan insan güvenliği, şahısların keyfi hükümranlığı ilk akla gelenler.
Dünyanın böyle halleri olmuştur.
Ekonomik krizlerin, milliyetçi reflekslerin, faşist dalgaların, ulusal meydan okumaların hakim olduğu, Liberal ekonomi, toplum ve siyaset değer ve kurumlarının inişe geçtiği 1920’li yıllar en yakın örneklerden birisi.
Bugün bir yerlerde, dünya savaşı öncesi bir zihin dünyası var.
Kimi gazetelerin internet sayfaları hemen her gün Türkiye’nin silahlanmasına, gücüne gönderme yapan, İsrail ile çatışma ihtimalini değerlendiren başlıklar atıyor.
İç siyasette gelinen nokta ortada.
Kim haklı kim haksız, kim sorumlu bir yana, sonuç olarak CHP üzerinden tüm bir siyaset kurumu itibar kaybı yaşıyor. Siyasetten uzaklaşma, şu anki öfke ve tepkilerin ötesinde, adım adım kamuoyunun önemli bir bölümünü kuşatacak gibi duruyor. Mevcut siyasi rejim ve iktidar, dünya halinin tipik örneklerinden birisi olmayı sürdürürken, üzerine bir de bu “depolitizasyon krizi” eklenecek.
Her siyasetten arınma, uzaklaşma hali otoriterleşmeyi biraz daha doğallaştırır ve derinleştirir.
Buna dair şimdiden pek çok işaret var: Örneğin, iç siyasetle, özellikle CHP’yle ilgili türlü iddialar var. Bu partinin yeni Türkiye koşullarına göre dizayn edildiği, hatta bunun devlet tarafından yapıldığı iddiası bunların başında geliyor. Bu iddianın temel kaynakları son dönemde devletin, makro devlet politikalarının siyasette tuttuğu geniş yer ve 15 Temmuz sonrası Erdoğan-asker/devlet ittifakının pekişmesi gibi unsurlar. Buna dayanarak yapılan siyasi analizler pek çok şeyi es geçiyor. Zira devletin yeri ve gücü dönemsel bir zemini gösterir. Sadece bu zemini dikkate alan bakışlar, gerçek siyaseti, siyasi aktörleri, ilişkilerini ve siyasi dinamikleri azımsar. Bir dönem olduğu üst akıl gibi tabirlerle yapıldığı gibi kompo teorileri ve benzerlerinin hükümranlığı doğar. Kimi siyasetçilerinin son dönemlerde yaptığı, dolaşıma giren spekülatif okumalar siyasetin ve siyasi düşüncenin içini boşaltır.
Ne yazık ki ülkede böyle bir dalga esiyor.
Tartışma siyasi içerik ve siyasi aktör üzerine olmalıdır.
Bu tür dalgalar şükür ki yegane değildir.
Bu hafta sonu bir grup aydının yaptığı bir çağrı üzerine bir konferans düzenleniyor.
Amacı toplumu demokrasi üzerine düşünmeye, konuşmaya, talep etmeye davet etmek.
Çağrı metninin bir bölümü şöyle:
Türkiye tarihinin kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Günümüz Türkiyesi, demokrasi ve hukuk konusunda dünden miras aldığı yapısal sorunlara, yenilerini ekliyor.
Küresel ölçekte savaşlar, otoriterleşme ve eşitsizlikler derinleşiyor, bölgesel düzeyde çatışma iklimi giderek yükseliyor. Ülkede ise yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü aşınıyor, ifade ve örgütlenme özgürlükleri her geçen gün biraz daha daralıyor. Bunlara artan yoksulluk ve gelir eşitsizliği, ekolojik yıkım ve toplumsal kutuplaşma, başta kadına yönelik olmak üzere şiddetin artışı ve yapısallaşması eklendiğinde, ülkenin demokratik geleceğinin ciddi bir tehdit altında bulunduğu açıktır (…) Bugün ihtiyaç duyulan şey; yalnızca eleştiri değil, aynı zamanda kurucu bir iradedir. Barışı toplumsallaştıracak, demokrasiyi derinleştirecek ve eşitliği kurumsallaştıracak adımların atılması için güçlü bir toplumsal katılım ve kolektif akıl gerekiyor. Demokratik Değişim Konferansı’yla; demokratik bir gelecek kurmak için emek veren, itirazı, sözü, iddiası ve önerisi olan, hayal kuran, ortak demokratik geleceğimize inanan herkesi bu ortak düşünme ve tartışma sürecine davet ediyoruz….”
İzlenmeli ve tartışılmalı…
Siyasetten arınma karşısında siyasileşme budur ve hayatidir.
