Mehmet Akif’in meali niçin yakıldı?

CUMARTESİ YAZILARI

27 Mayıs 1960 Darbesi sonrasında Nurculuğu en önemli tehdit olarak kabul ettiği anlaşılan devlet ricalinin, milli mücadele karşıtlığıyla bilinen “Şeyhülislam Mustafa Sabri” tarafından yazılmış gibi gösterilen “sahte” bir kitap yayınlattığını duymuş muydunuz?

“Osmanlı İmparatorluğu sabık şeyhülislâmı Mustafa Sabri” imzasıyla ve “Tuhfetü’r-Reddiye ala Mezhebi Saiydi’l-Kürdiyye” adıyla yayınlanan bu kitabın yanısıra yine aynı dönemde Nurcu hareketi hedef alan benzer başka yayınlar da yapıldığını biliyor muydunuz?

Ben kendi hesabıma en azından “Tuhfetü’r-Reddiye” olayını bilmiyordum, İsmail Kara’nın yeni kitabındaki yazılardan birini okurken öğrendim.

Söz konusu olay hakkında “Bu broşürün 27 Mayıs Darbesi’nin din politikalarının bir parçası olduğunda şüphe yok” değerlendirmesinde bulunan Prof. Kara, “Fakat niçin sadece Nurculuk ve Risâle-i Nur’lar merkeze alınıyor” sorusuna ise “Büyütmek, daha doğrusu şişirmek için olabilir mi?” sorusuyla cevap veriyor.

Kara’nın yeni kitabı ağırlıklı olarak son dönemde yazılmış kitap eleştirilerinden oluşuyor. 27 Mayısçıların Nurculuk aleyhindeki neşriyatını ele alan söz konusu yazı gibi birkaç istisna dışında, bunlar farklı alanlardan belirli kitaplar için yazılmış akademik eleştiriler.

Eleştiri diyoruz ama değerlendirme desek belki daha doğru olacak. Çünkü eleştiri bizde bir eserdeki yanlışları bulup göstermekten ibaret gibi anlaşılıyor. Yalnızca bu değil eleştiri. Eksikler ve yanlışlar varsa gösterilir tabii ama esas olarak, Batılıların review dediği şekilde, eserin özellikle ilgili literatüre katkısı çerçevesinde genel bir değerlendirmesi demektir eleştiri. İsmail Kara’nın kitap yazıları bu türden eleştiriler.

Unutmayalım ki belirli eserler üzerine üstadların kaleminden çıkmış değerlendirmeler ilgili alandaki en öğretici yazılardır çoğu zaman. Kara’nın bu kitapta bir araya getirilen yazılarından da ben kendi adıma -her zamanki gibi- birçok yeni şey öğrendim. Çünkü gerçek eleştiri yazılarının gerçek işlevi ele aldığı bilimsel/akademik ve hatta popüler yayınlardan bizlerin ne öğrenebileceğimizi göstermesidir.

Cumhuriyet dönemi din-devlet-toplum ilişkileri üzerine çok değerli çalışmaları yanında İslamcılık akımına ilişkin aşılmamış eserleri bulunan düşünce tarihçisi Prof. İsmail Kara kendi uzmanlığı çerçevesinde yapıyor bu yol gösterme işini.

Söz gelimi, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Fatma M. Şen ile birlikte yayınladığı “Akif’ten Emanetler” kitabı vesilesiyle Mehmet Akif’in Kuran mealine dair başka çalışmaları da ele alan yazı “bilimsel bir problemi çözme örneği” olarak okunmalı.

Herkesin bildiği üzere, 1925 yılında TBMM tarafından Akif’e Kuran-ı Kerim meali hazırlama görevi verilmiştir. (Aynı proje kapsamında Elmalılı Hamdi Kuran-ı Kerim’in tefsirini, Babanzâde Ahmet Naim de Sahîh-i Buhârî’nin çevirisini ve şerhini hazırlamayı üstlendi.) Ancak milli şairimiz hazırladığı meali teslim etmemiş ve hatta ölümünden sonra yakılmasını vasiyet etmiştir.

Bunun sebebi olarak yaygın şekilde kabul edilen görüş, Akif’in Türkiye’de 1924 sonrası başlatılan inkılaplara tepki göstermek veya laiklik adı altında gündeme getirilen Türkçe ibadet uygulamasına başlanması durumunda kendi mealinin bu amaçla kullanılmasına izin vermemek istemesidir.

İsmail Kara’ya göre, “bu istikamette akan fikir ve yorumlar yeni bilgi ve belgelerle büyük ölçüde temelsiz ve geçersiz hâle gelmiştir.”

Aslında daha önce başta Eşref Edip olmak üzere, şairin yakınları ve kimi yazarlar aksini söylemişlerse de “Türkçe ibadet uygulamasına geçilmesi durumunda, buna alet olmak istemediği için yazdığı meali Ankara’ya teslim etmedi ve bu yüzden yakılmasını vasiyet etti” görüşü nedense terk edilmedi.

İsmail Kara, ortaya koyduğu yeni bilgi, belge ve tanıklıklar aracılığıyla bu görüşün artık savunulamaz hale geldiğini gösteriyor. Hatta söz konusu bilgi, belge ve tanıklıkların yer aldığı eserlerin müellifleri yerleşik görüşü savunmaya devam etseler de… (Üstadların elinden çıkma kitap yazılarının değerini anlatırken bunu kastediyordum işte…)

Modernist İslamcı düşüncenin başlıca temsilcilerinden biri olmakla beraber, milli şairimizin laiklik adına gerçekleştirilen bazı inkılapları desteklemediği, o günkü yönetimin de Akif’ten hazzetmediği bilinen bir gerçek. Ama her iki tarafın da bu yaklaşımlarını meal konusuna karıştırmadığı anlaşılıyor.

İsmail Kara da tek parti devrinin laiklik uygulamalarına eleştirel bakan bir bilim ve düşünce insanı. Anca o da eleştirel bakışını güçlendirebilecek tutamaklar aramıyor, gerçeğin ne olduğunu bulmak istiyor. Bunun altını çizmekte fayda var.

Burada inkılaplar yahut kötüye kullanılmak gibi harici tesirlerle meali bitirmekten vaz geçmek veya onu kasd-ı mahsusla Ankara’ya teslim etmemek, yayınlamamak fikri baştan beri hiç yok gibidir” diyerek Akif’in tutumunu açıklıyor Prof. İsmail Kara ve devamla asıl gerekçenin ne olduğunu açık ve seçik şekilde izah ediyor:

Kendi ifadelerinden, yakın dostlarının aktarma ve tahminlerinden açıkça anlaşılıyor ki bütün gecikme ve tehirlerin, mütemadi bekletmelerin, bir daha gözden geçirmelerin arkasında esas itibariyle Kur’an-ı Kerim’in mucize olan beyanına büyük ölçüde muvafık düşecek, büyük şairin içine sinecek, Türkçe dil hassasiyetlerine karşılık gelecek bir meâl seviyesine ulaşmak arayışı, arzusu, iradesi ve azmi bulunmaktadır.”

Aslına bakılırsa, Türkiye’ye giderken meâli emanet ettiği dostu İhsan Efendi’ye “sağ kalır dönersem tamamlarım, ölürsem bunu yakarsın” demesi başka türlü yorumlanamayacak ve başka izahlara ihtiyaç duyurmayacak kadar açık bir beyan.

Yakın dostlarından Eşref Edip ve Mithat Cemal’in ayrı ayrı naklettikleri üzere, ölümünden önce İstanbul’da hasta yatağındayken “meal” konusunda söylediği son söz şudur: “Kendim beğenmedim ki neşredeyim. Tercümeyi tamamen yaptım, hatta iki defa yukardan aşağı tetkik ve tashih ettim. Fakat yine istediğim gibi olmadı…”

Ancak, Mehmet Akif’in kendisi de söylese, ezberlenmiş görüşlere uymayan hiçbir sözü kabule yanaşmayacak kişiler olacağını da unutmamak gerekiyor.

Son olarak… Akif’in vasiyeti gereği yakılan meal metninin bir başka nüshasının ortaya çıkma ihtimali hakkında -herhalde somut bir bilgiye dayalı olarak- “Gün doğmadan neler doğar” şeklinde ümitleri tazeleyen bir imada bulunuyor İsmail Kara.

Yoksa bana mı öyle geldi?

kitap.png

YORUMLAR (8)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.