Back To Top
Tahammülsüzlük korku toplumunun yolunu açıyor

Tahammülsüzlük korku toplumunun yolunu açıyor

 - Son Güncelleme: 26.08.2019 Pazartesi 09:01
- A +

Siyasal ve toplumsal tarihimizin hemen bütün evrelerinde partiler, gruplar, mahalleler, cemaatler başkalarının haklarına, özgürlüklerine, renklerine, tarzlarına, mahalle kültürlerine karşı hep dayatmacı, ötekileştirici ve tahammülsüz bir tavır sergilemişlerdir. Kuşkusuz sadece biz de değil, son yıllarda modern demokratik toplumlarda da tahammül kültürünün azaldığı ve “öteki”ne karşı ayrımcılığın arttığı da bir gerçek. Ama özellikle demokratik hoşgörüye karşı mesafeli duran başta Türkiye olmak üzere Doğu toplumlarında tahammülsüzlük çok daha yaralayıcı bir hal almış bulunuyor. Sadece Cumhuriyet’ten bu yana yaşanan siyasi mücadelelere baktığımızda bile bu acıtıcı durumun sayısız örneklerini görmek mümkün.

Çünkü biz kimlikler üzerinden çok derin yarılmaların hüküm sürdüğü, korku ve karşılıklı güvensizliğin hâkim olduğu bir toplumsal kültürden geliyoruz.

Mesela, tarihsel perspektiften baktığımızda Cumhuriyet projesinin farklı kimliklere karşı yukarıdan aşağıya doğru zorla dayatılmış bir proje olduğunu görürüz. Ve bu anlayış, projeyi benimseyen ve benimsemeyenler arasında ekonomik ve toplumsal ayrıcalıkların dağıtımında ayrımcı politikaları da beraberinde getirmiştir. Ne yazık ki bu ayrışmacı anlayış siyasi muarızlar arasındaki gerilimi hep üst düzeyde tutmuş, çok partili hayata geçtikten sonra bile siyasi mücadeleler çok kıyıcı ve yıkıcı olmuştur. Öyle ki siyasi tarihimize küçük bir yolculuk yaptığımızda bugün siyasette hakim olan yıkıcı dilin, aslında çok partili hayata geçiş sürecinde de neredeyse aynen yaşandığını rahatlıkla görebiliriz. Mesela o yıllarda CHP, DP’yi “kaos yaratmak ve ihtilal ile iktidara gelmek istemekle” suçlarken, DP lideri Menderes, CHP’yi “Milli iradeyi seneler senesi zımni baskılarla ayak altında tutan, kahırla, Türkiye’nin kırk bin köyünde zulüm yapmak suretiyle vatandaşın rey hakkını ihlal” etmek gibi sert ifadelerle suçlamıştır. (Tanel Demirel, Türkiye’nin Uzun On Yılı, s.157) Bu çerçevede Tanel Demirel’in kitabında yer verdiği şu örnek son derece çarpıcıdır: “Demokrat Parti İzmir Belediye Başkanı, İsmet İnönü’nün Abdülmecid gibi sürgüne gönderilmesini istemiştir.” Elbette sonuçta bu gerçekleşmemiştir ama, siyasetteki kıyıcı mücadele bugün de aynen bu minval üzere devam etmektedir.

Kuşkusuz tarihimizden miras olarak devraldığımız bu tahammülsüzlük kültürünün yarattığı endişeli bir toplumsal ortamda yaşıyoruz. Yarım yüzyıldan fazla bir sürede, demokratikleşmede ve özgürlüklerde görece bir mesafe alınmış olmasına rağmen, kabul etmek gerekiyor ki düne göre toplumda daha fazla hoşgörüsüzlük hakim ve aynı zamanda derin eşitsizlikler yaşanıyor. Ayrıca son yıllarda yaşadığımız ekonomik kriz, insanların günlük hayatını derinden etkilediği gibi gelecek umutlarını da yok ediyor.

Ülkelerin hayatında zaman zaman derin ekonomik sarsıntılar olabilir, toplumsal dayanışma ruhu bunu atlatmanın yollarını bulabilir, yeter ki birlikte yaşama iradesi sağlam olsun. Esas tehlike, topluma vaziyet etmesi gereken siyasal iktidarların yönetimde kalıcı olabilmek için özgürlük, ahlaki erdemler ve adalet gibi değerlerden çok, zümre, sınıf ve yandaş çıkarlarına itibar eder hale gelmesidir.

Maalesef siyasetten futbol sahalarına ve trafiğe kadar her alanda yaşadığımız negatif örnekler çatışmacı ve tahammülsüz bir toplum fotoğrafı oluşturuyor. Ve doğal olarak böyle bir tabloda insanlar saldırganlığı ve gerilimi bir çözüm yolu olarak görmeye başlıyorlar ki bu son derece tehlikeli...

Özellikle de son yıllarda siyasette muarızlarını itham eden, ihanetle ve terör yandaşlığı ile suçlayan dil yüzünden toplumsal kutuplaşma derinleşiyor, insanlar birbirine tahammülsüz ve adeta çatışmaya hazır hale geliyorlar.

Bu yüzden de yıllardır çözülemeyen Kürt sorununu, Alevilerin taleplerini tartışamıyoruz, gelir adaletsizliğinin artmasını, özgürlüklerin kalitesinin azalmasını ve hukuksuzluğun derinleşmesini sadece uzaktan seyrediyoruz.

Halihazırda “ehvenişer bir demokrasi” görüntüsü vermemize rağmen, aslında hâlâ demokratik değerleri içselleştirme anlamında bir arpa boyu mesafe alabilmiş değiliz. Hala iktidar katında ve yargısal kurumlarımızda herkesin eşitliğini sindiremeyen, imtiyaz ve kayırmacılığa dayalı ve adalet duygusunun güçlü olmadığı bir zihniyet dünyasına mahkum durumdayız.

Bugün geldiğimiz noktada meselenin özü şudur; eğer siyasi alanda ”biz ve ötekiler” diye bir bölünme tarifi yapmaya devam edersek toplumdaki ayrımcılığın önüne geçmemiz imkansız hale gelebilir ve asla birbirimize tahammül edemeyiz.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Zafer Kıran 26 Ağustos 2019 20:00
Yazar vekil olunca yadırgamıştım.Yurt sever insan diye.Ancak yazılarını okuyunca saygım artmaya başladı.Tesbitleri hep yerinde.dalkavuk gazetede olsa kovarlardı.saygılar
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 12:02
TC yıkıldı, tabelaya takılmayın, artık AKP devleti var, ortadoğu devletleri gibi. İş, aş ve liyakatin bu devlete itaatine bağlı. Mavala gerek yok, iş artık bu noktada. İkinci cumhuriyet istedik, bize bunu verdiler, hayırlı olsun, bu bize de ders olsun. Kimseye güvenme, sadece ilkelerle hareket et, dersi.
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 11:48
Yol verme tartışması ölümle sonuçlandı. Akrabaların arazi anlaşmazlığı kanlı bitti. Park yeri kavgasında silahlar konuştu. Düğünde maganda kurşunu can aldı. Piknik alanında pompalı dehşeti. Boşandığı karısını öldürdü. Ayrıldığı kız arkadaşını bıçakladı. Bu haberlerin kaçını modern bir ülkede görebilirsiniz? Ayağına şalvar, üstüne smokin giyen soytarı gibiyiz. Şehirde köylü kafasıyla yaşamaya çalışıyoruz. Demokrasimiz de o kadar işte.
Karar Okuru 26 Ağustos 2019 07:17
Bu toplumun az gelişmiş olmasından. Dünyada da az gelişmiş kültürlerin ve nüfusun yarattığı göçler, ki katkıda bulunmadığı varlıktan pay alma çabasıdır öZünde, varlığa katkı sağlayanları rahatsız etmektedir. Bu az gelişmiş, yağmacı kültür yapısı doğulu toplumlarda daha belirgin. Yakın gelecekte göçlere maruz kalan ülkelerde örtülü devlet politikaları ile de desteklenecek yabancı düşmanlığı nedeni ile sıkıntılar çıkacağı aşikar. Büyük güçler sorunu kaynağında halletmek gibi heveslere kapılırlarsa geri kalmış ülkelerde taşlar yerinden oynayabilir. Bunu yapabilecekleri tecrübe ile sabit.
Deli Emin 26 Ağustos 2019 07:12
1-"Mesela, tarihsel perspektiften baktığımızda Cumhuriyet projesinin FARKLI KİMLİKLERE karşı yukarıdan aşağıya doğru zorla dayatılmış bir proje olduğunu görürüz" diyor arkasından da 2-"Esas tehlike, topluma vaziyet etmesi gereken siyasal iktidarların yönetimde kalıcı olabilmek için özgürlük, ahlaki erdemler ve adalet gibi değerlerden çok, zümre, sınıf ve yandaş çıkarlarına itibar eder hale gelmesidir." demişsiniz. Yani saltanat ve hanedanlık döneminde 2 parağraf zah edilen durum yokmuydu! Osmanlı da unvan, statü isimleri ile Cumhuriyet dönemini bir karşılaştırın ne görürsünüz!
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 06:58
Siyasi hırs ve ikbal insanı tahammül edemeyen bir varlık haline getirebiliyor hep örneği ve kızıl elması hep alçak gönüllü hep gulen gulmenin bir sadaka olduğunu söyleyen insanlar bugün söylediği sözlerin tam tersine hareket edebiliyor dolayısıyla siyaset aklı ve fikri bugün ki gibi hislerinin gerisinde tutarsa onarilamayan yaralar açar ve tüm millet bundan zarar görür kutuplastirma ötekileştirme hedefi ve kızıl elması olanlar için geçerli değildir hırs ve dünyaya meyl etmenin ürünüdür
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 06:51
".. tarihsel perspektiften baktığımızda Cumhuriyet projesinin farklı kimliklere karşı yukarıdan aşağıya doğru zorla dayatılmış bir proje olduğunu görürüz" Bu İslamcıların şablon anlayışdırç
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 06:33
Demokrasi tahammül edebilmektir saygıdır ama yok kanun yok hukuk yok yok yok...
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 03:51
Çoğunluktayım ne istersem yaparım anlayışı toplumun büyük çoğunluğunun genel kabulü. Bu ortamda demokrasi, eşitlik, hak, hukuk, adalet gibi kavramları konuşmak bir lüks. Maalesef boşa demokrasi derdiyle dertleniyorsunuz sayın yazar. Toplum orada değil, hiç olmadı da. AK partiye kadar azınlık demokrasisi ve vesayet vardı. AK parti ile çoğunluk demokrasisini yaşıyoruz. Bundan sonra çoğulcu demokrasiyi görür müyüz diyemiyorum. Çünkü görünen köy kılavuz istemez. CHP’nin parti yönetimi biraz öğrendi gibi, ama seçmeni öğrendi mi yine emin değilim. Bu konular hiç konuşulmadığı için, hayır.
KARAR OKURU 26 Ağustos 2019 01:08
Siyasi çekişmeler insanların enerjisini saçma sapan alanlar içerisinde yok edip duruyor. Bu enerjiyi başka alanlara yönlendirebilseydik şu anda herhalde bambaşka bir ülkede, huzur içinde sadece güzel gelecek hayalleri olan bir toplum olacaktık.
musto 26 Ağustos 2019 00:55
Maalesef Celal Bayarın İttihatçılıktan gelen anlayışı demokrat partiyi uzlaşmaz kavgacı tavizsiz kibir ayrıştırma merkezi haline getirdi.Aynı yanlışını Demirele karşı partiyi bölerek Demokratik partiyi kurdurması ile ülke istikrarsızlaştı peşinden 12 mart muhtırası ve 12 eylül darbesi Bayarın yaptığının fazlasını akp yapıyor anlaşılan geçmişten hiç ders alınmamış.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN