81’inci yaşında Birleşmiş Milletler
Birleşmiş Milletler; İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılan uzun müzakerelerin sonucunda büyük devletler arasında bir daha büyük savaş çıkmasın, küçük sorunlar büyük krizlere yol açmasın diye, Milletler Cemiyeti’nin zafiyetlerinden dersler de alınarak1945’te kuruldu. Dünya barışı; Güvenlik Konseyi’ndeki beş daimi üyenin uzlaşmasına, insafına ve çıkarlarının örtüşmesine bırakıldı.
Örgüt bugüne değin de kuruluş amacını gerçekleştirdi. Başta güç dengeleri olmak üzere başka faktörlerin de yardımıyla 81 yıldır büyük devletler arasında doğrudan savaş çıkmadı. Zaman zaman vekilleri üzerinden Yunanistan’da, Kore’de, Vietnam’da, Angola’da, Afganistan’da ve son olarak da Ukrayna’da savaşsalar da doğrudan çatışmaya girmediler. Eğer Ukrayna’daki savaş NATO topraklarına sıçramazsa girmeleri de olası görünmüyor.
Amerika ile Çin arasında, ikincisinin yükselişi ve birincisinin görece çöküşü nedeniyle çıkan gerilim de yönetilebileceğe benziyor. Mayıs’ta Trump’ın Pekin’e, yarın da Şi’nin Washington’a yapacağı ziyaretin ilişkilerdeki pürüzlerin aşılmasına yardımcı olacağı söyleniyor. Rusya ile ilişkiler konusunda da Trump yönetimi zaten oldum olası normalleşme, Ukrayna’daki çatışmayı Rusya lehine sonlandırma ve rekabeti yöneterek sürdürme niyetinde.
Yani BM’nin bundan sonraki Eylül aylarında gerçekleşecek Yüksek Düzeyli Hafta toplantılarında da büyük devletler arasındaki çatışmasızlık hâlinin sürme olasılığı hayli güçlü. Fransa ve İngiltere, biraz da Polonya ve Baltık ülkeleri Rusya’yı hâlâ Ukrayna’da yıpratma hevesini terk etmemiş olsa da Amerika çözüm bulma arzusundan vazgeçmişe benzemiyor.
Ancak büyük devletler arasındaki bu 81 yıllık sulhun, küçük ya da orta boydakiler için geçerli olduğunu ve olacağını söylemek mümkün değil. Farklı düşünce kuruluşları ve akademik merkezler savaşın ne olduğuna farklı açılardan bakıp farklı rakamlar ortaya koysa da İkinci Dünya Savaşı sonrasından günümüze kadar çıkan çatışmalar söz konusu olduğunda çoğu 250’den aşağı bir rakam vermiyor. Doğrudan kayıpların da yaklaşık 12 milyon olduğu ifade ediliyor.
Ayrıca büyük ya da küçük devletlerin taraf olduğu çatışmaların sayısı da insan kaybı da son yıllarda giderek artıyor. İsrail saldırganlığı ve genişlemeciliği başlı başına bir dertken Amerika da ondan aşağı kalmıyor. Bir yerde bir savaş biterken başka bir yerde bir başkası çıkıyor. Körfez bölgesi, Amerika ile olan ittifaklarının bedelini siyasi, ekonomik ve—onlar çok önemsemese de—insani açıdan ağır ödüyor.
Bizim önerdiğimiz de dâhil hiçbir reform projesinin—beş daimi üyeye ve onların çıkarlarını sıkı sıkı koruyan BM Şartı’nın ilgili maddelerine rağmen başarıya ulaşıp BM’yi, özellikle de GK’yi değiştirse bile—bu gidişatı durdurması olası görünmüyor. Diğer bir deyişle BM’den gerçek kuruluş amacına aykırı bir mucize beklememek; sorunları çözebileceğini, insan ölümlerini bitirebileceğini, bizim veya İtalya’nın önerisinin hayata geçmesiyle dünyaya barış getirebileceğini düşünmemek gerekiyor.
Bu durum, doğal olarak "öneriler ve inisiyatifler geliştirmeyelim, sunulan platformu iddialı argümanlarla etkiye dönüştürmeye çalışmayalım, diplomasiye şans tanımayalım" anlamına gelmiyor. Hepsini ve daha fazlasını yapalım. BM Haftası’nı ikili görüşmeler ve Türkiye’nin dünyaya bakışının anlatılması için fırsata çevirelim. Toplantılar düzenleyelim, sermayeyi Türkiye’ye davet edelim. Amerika ile aramızdaki sorunları aşalım.
Ama ne Ukrayna’daki ne İran’daki savaşın BM bünyesinde alınacak ortak kararla bitirilebileceğini, ne Gazze’deki acıların reform sayesinde sona ereceğini ne de güvenliğimizin bu yolla sağlanacağını varsayalım. Biz kendi askerî ve siyasi gücümüze, ekonomimizin sağlıklı işlemesine, içimizde yaşayacağımız demokratik ve umarım hukuk anlayışımızdaki değişimle artacak özgül ağırlığımıza, NATO’dan Mekke’ye uzanan ittifaklar ağına, AB’den Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alternatif yapılardaki varlığımıza güvenelim…
