Cevad Zarif’i dikkate almak…

Foreign Affairs’de Cuma günü yayınlanan makalesinin altında unvanı Doç. Dr. olsa da Cevad Zarif sıradan bir İranlı akademisyen değil. Ülkesini BM’de temsil etmiş, 2015’de imzalanan JCPOA’nı müzakere etmiş, dışişleri bakanlığı ve cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış, üstelik de liseden doktoraya Amerika’da okumuş, ne dediğini ve ne zaman ne demesi gerektiğini bilen, yine de doğruları söylemekten çekinmeyen, zaman zaman da başı ülkesinde derde giren biri.

Başka bir deyişle Cuma günkü makalesinde dillendirdiği öneriler sıradan bir akademisyenin zeminde karşılığı olmayan ütopik görüşleri olarak addedilemez. Zaten öyle olmadığı için de ertesi gün Foreign Policy’de onun eksik bıraktığı noktaları vurgulayan, barışın Körfezin diğer ülkelerinin beklentilerini de karşılaması gerektiğini belirten ama bana kalırsa pek de yapıcı olmayan, daha ziyade maksimalist talepler içeren bir başka makale yayınlandı.

Eğer Amerika savaşı sürdürmek isterse Muhanad Seloom tarafından kaleme alınan Foreign Policy makalesine dayanarak daha önceki 15 talebinin üstüne savaştan zarar gören Körfez ülkeleri için İran’dan tazminatı da listesine ekleyip petrol fiyatlarının artışını, bölge ülkelerinin daha da çok zarar görmesini, daha fazla F-15, A-10 uçağının ve Black-Hawk helikopterinin düşürülmesini, daha çok İsrail hedefinin füzeler ve dronlarla vurulmasını, hepsinden önemlisi İran’da açılan fırsat penceresinin kapanmasını sağlayabilir.

Yok eğer savaşı bitirmek isterse, İran’la barışıp onun şahsına münhasır bir devlet olarak barış içinde bir arada yaşamasını arzu ederse, rejimin yönetim biçimi olarak olmasa da yönetici kadrosu anlamında değiştiğini kabullenirse, İsrail’in, Suudi Arabistan’ın ve BAE’nin maksimalist beklentileri için daha çok savaşmanın anlamlı olmayacağını düşürse, Zarif’in önerilerini ciddiye alıp, müzakerelere başlayabilir. Bence Türkiye ve Mısır gibi arabulucular da Zarif’in teklifinin ciddiye alınması amacıyla Amerika’yı teşvik edebilir.

Görünürde İran’ı barışa razı etmek için yazılmış bu makaleden yola çıkarak barışı inşa etmek gerçekten de mümkün. Çünkü Zarif ve belli ki İran’ın siyasi liderliği mantıklı ve tutarlı önerilerde bulunuyor. Her şeyden önce Hürmüz’ü ticari gemilerin geçişine açalım, Umman’la birlikte bir düzenleme yapalım, buna karşılık da Amerika’nın İran petrolünün satışına nihai anlaşma olmadan müsaade etsin diyor ki zaten şu anda Trump Yönetimi fiyatların daha fazla yükselmemesi için bunu bir şekilde yapıyor.

İkinci aşamada ise iki ülke arasında uzlaşmazlığın temel nedeni olan nükleer zenginleştirmenin yüzde 3.67 ile süresiz kısıtlanması ve İran’ın tüm nükleer tesislerinin habersiz de denetlenmesi için NPT’ye ek 1997 tarihli Protokol’ün Meclisi tarafından kabulüyle UAEA’nın tam denetimine açılması var. Elde kalan zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesi için de aralarında Çin, Rusya ve Amerika’nın da olduğu bir konsorsiyum oluşturulması öneriliyor. Fakat sıfır zenginleştirmenin seçenek olmadığı söyleniyor.

Yazının akışında yeri itibarıyla biraz muğlak olmakla birlikte bu aşamanın karşılığında beklenen ABD’nin İran’a uyguladığı ambargoları hafifletmesi, İran’la ticaret yapması ve yatırımlarını, şirketlerini yönlendirmesi. Son aşamada da iki ülke arasında bir saldırmazlık paktı imzalanması. Amerika’dan beklentiler arasında ayrıca sivillere savaş tazminatı verilmesi gibi öneriler de var. Bölge ülkeleriyle de kurumsallaşmış bir ilişki biçimi öneriliyor ancak onlara yapılan saldırıların maliyetinden bahsedilmiyor.

Zarif’in dillendirdiği öneriler doğal olarak mükemmel değil. Açıkları ve sorunları var. Saldırıların planlatıcısı, teşvikçisi ve başlatıcı İsrail’den hiç söz etmemesi kendisi açısından anlaşılabilir olsa da bölgeye barışın gelmesi için İran’ın Amerika ve Körfez komşuları kadar İsrail’le olan ilişkilerini de dikkate alması gerektiği kesin. Bir başka konu da İran’ın elindeki silahlardan vazgeçme ya da sınırlama niyetinden herhangi bir şekilde söz etmemesi, mesela bir başka aşamada da bölgesel silahsızlanmayı konuşuruz dememesi.

Ama unutmayalım ki, Zarif herkesi tam tatmin edecek soyut bir barış adına konuşmuyor, ülkesi adına sanki ülkesi içinmiş gibi önerilerde bulunuyor, yaşanan bu korkunç savaşın iki tarafın da bir türlü gerçekleştiremediği büyük pazarlığı mümkün kılabileceğini vurguluyor. Pazarlığın temel parametrelerini veriyor. Kırmızı çizgilerini çekiyor. İran’ın büyük kesiminin eğiliminin savaşa devam etmekten yana olduğunun altını çiziyor. Gerçekçi sayılabilecek bir durum tespitinde bulunuyor. Değerlendirmek isteyenlere de büyük bir fırsat penceresi açıyor…

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.