Kaliningrad sorunu…

Kaliningrad, Polonya ile Litvanya arasına sıkışmış 15 bin 100 kilometre karelik Rusya’ya ait bir toprak parçası. Ülkesinin Baltık filosuna ev sahipliği yapıyor, normal zamanlarında yetiştirdiği Immanuel Kant gibi ünlü insanlarıyla anılıyor.

1255 yılında kurulduğu, Prusya hanedanlarına uzun süre ev sahipliği yaptığı, İsveç, Almanya, Polonya ve Rusya arasında gidip geldiği biliniyor. Eski adı ise Königsberg.

Fotoğraflarından güzel bir yer olduğu belli oluyor. Müzeleri ve sanat galerileri var. Kant’ın adını taşıyan üniversitesi de tarihin çeşitli evrelerinde oynadığı roller kadar önemli. Aydınlanmanın ayak izini sürmek isteyenler için ziyaret edilmesi şart olan yerlerden.

Ancak şu sıralarda başı dertte. Litvanya, Rusya’ya uygulanan AB yaptırımlarını gerekçe göstererek ana kara ile arasındaki ticari geçişi, mal taşınmasını engellediği için sıkıntılar yaşıyor. AB korkacak bir şey olmadığını, uyguladıkları yaptırımların bu bölgeyi etkilemeyeceğini söylese de Rusya aynı kanıda değil.

Litvanya engellemelerini sürdürürse Moskova karşılık vereceğini açıkladı. Kremlin Sözcüsü pazartesi günü durumun ciddinin ötesinde olduğunu vurguladı. Litvanya, AB ne karar aldıysa ben onu uyguluyorum dedi. Derken devreye AB yetkilileri girdi.

Litvanya, daha doğrusu AB geri adım atmazsa krizin tırmanma olasılığı yüksek. Kaliningradlıların tedarik sorunu bir anda tüm dünyanın sorunu haline gelebilir.

Rusya’nın Ukrayna müdahalesi karşısında çaresiz kalan fakat aynı zamanda bir şeyler yapmak zorunda hisseden, sonunda kendine zarar veren ekonomik yaptırımlarda karar kılan AB, bizi de içine çekebilecek büyük bir savaşın başlamasına neden olabilir.

Üyesi olmadığımız birlik aldığı kararlarla çok derin bir krizin tırmanmasına, Rusya’nın müdahale etmesine, bizim de Washington Antlaşması’nın 5’inci maddesi nedeniyle Rusya’ya karşı verilecek, muhtemelen taktik nükleer silahların kullanımını da içerecek gereksiz bir savaşa girmemize yol açabilir.

Kendimizi bir anda hiç istemediğimiz, hiç konuşmadığımız, hiç tartışmadığımız bir çatışmanın ortasında bulabiliriz. Belki işgüzar bir bürokratın ya da popülist bir politikacının yanlış yorumu, belki AB’nin bize sormadan uygulamaya koyduğu yaptırımlar nedeniyle/bahanesiyle savaşa sürüklenebiliriz.

Bunun çaresi bazılarının iddia ettiği gibi NATO’dan çıkmak değil. Çare ittifakın istişare mekanizmalarını etkin şekilde çalıştırmak, güvenlikleri için NATO’ya dayanan AB ülkelerini ittifakın dayanışma mekanizmalarını harekete geçirebilecek konularda üye olmayan Norveç, Türkiye gibi ülkelerin rızasını önceden almak zorunda bırakmak.

Ukrayna savaşının gösterdiği üzere NATO’nun artık sadece caydırıcılık mantığı üstünden düşünme lüksü yok. Caydırıcılığın çökmesi halinde neler yapılacağı askeri tedbirlerin ötesinde baştan planlanmalı, biz yaptık oldu anlayışı terk edilmeli.

Bugün Litvanya’nın, yarın başka bir ülkenin tek taraflı tasarrufları yüzünden kritik eşikler aşılmamalı, üyeler istemedikleri savaşları vermek zorunda kalmamalı. Ayrıca ittifakın tehdit tanımı da yeniden yapılmalı.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya için koyduğu rezerv ona ittifakın kendini yeniden düşündürtmesine ve kurgulamasına imkan sağlamakta. Eğer bu imkan iç siyasetin gereklerine kurban edilmeden kullanılabilirse, İsveç’in PKK’ya karşı tavrının değişmesinin ötesinde yararların temini hala mümkün.

İstenirse Kaliningrad krizi de danışma mekanizmalarının güçlendirilmesi, ittifak içindeki ittifakların konuşulması için fırsata dönüştürülebilir…

YORUMLAR (12)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
12 Yorum