Kıbrıs yeni bir tura hazırlanırken…
Kıbrıs sorunu yıllardır dünya siyasetinin gündeminde. Önce taksim mi edilsin yoksa Yunanistan’a bağlansın konuşulurken 1967’den bu yana da 1964 itibarıyla resmen çöken ortaklık cumhuriyeti nasıl canlandırılsın tartışıldı. 1974 darbesinin ardından da müdahale yaşandı. 1979’da iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon olsun dendi. Ama o günden bugüne o federasyonun nasıl kurulacağı üstünde anlaşılamadı.
Zamanın şartlarında makul görünen bir anlaşma taslağı 2004’te Rum tarafının dörtte üçü tarafından reddedildi, sonrasında devam eden müzakereler de 2017’de bir kez daha hüsrana uğradı. Rum tarafı yine uzlaşmayı, Türkleri eşit ortak olarak görüp gücü ve adayı paylaşmayı reddetti. Türkiye ve Kıbrıs Türkleri de buna karşılık artık birleşmeyi değil ayrılığı konuşalım dedi. BM’den en azından bir takvim istedi.
2025’te KKTC Cumhurbaşkanı seçilince de tutum iyice rafine edildi. Müzakereye açık olunduğu ama müzakerelerin açık uçlu olamayacağı söylendi. Derken Rum tarafının AB dönem başkanlığı geldi, seçimleri gerçekleşti. Bu arada da BM Genel Sekreteri umudunu kaybetmeyip taraflarla görüştü, adaya özel temsilcisini gönderdi, 1960 statükosunun kefillerinden olan Türkiye ile temaslarını sürdürdü. Diğer garantörlerle de belli ki görüştü.
Geçtiğimiz günlerde de GKRY’nin yazdığına güvenilir gazetecisi Politis’ten Dionysiou BM Genel Sekreteri Guterres’in Özel (Kişisel) Temsilcisi Holguin’in yakında yeni bir plan taslağıyla tarafları bir araya getireceğini duyurdu. Henüz nasıl bir yol haritası izleneceğini bilmiyoruz. Basına yansıyan kaba hatlarında bu yeni planın kabul edilmemesi halinde müzakerelerin ilelebet sürüp sürmeyeceği de açık değil.
Ayrıca eski baş müzakerecilerden Özdil Nami’nin farklı mecralarda vurguladığı gibi tekerleğin yeniden keşfine gerek var mı, o da belli değil. Ancak toprak karşılığı barış esasına dayanan plan taslağı anlaşıldığı kadarıyla minimum ortaklık anlayışını destekliyor, taraflara iç işleyişlerinde maksimum özgürlük tanıyor, ortak yönetilmesi gereken alanlarda da işlevsel sayılabilecek bir yapı öngörüyor.
Türkiye’ye de AB ile ilişkiler ve gaz konusunda iş birliğini kapsayan birtakım fırsatlar vadediyor. Diğer yandan yeni statükonun garantörlüğünü NATO’ya devretmeyi, Maraş başta olmak üzere Güzelyurt ve Maserya’da toprak tavizini içeriyor. Yıllardır güven artırıcı önlem olarak sunulan al-verleri ise nihai çözümün parçası haline getiriyor. Aşamalı bir çözüm öneriyor.
Ama yerinden edileceklere ne verileceğini, mülkiyet sorunun nasıl çözüleceği, geriye dönüşlerin ne düzeyde gerçekleşeceği, iki tarafında içinde yaşadığı düzeni neden değiştirmek isteyeceği basına sızan ya da sızdırılan taslağın ana hatlarından anlaşılmıyor. Nami ve başka pek çok Kıbrıslı’nın da planın uygulanabilirliği konusunda haklı ve ciddi çekinceleri var.
Ben yine de böylesi bir inisiyatif geliştirilecek olursa içinde yer alalım, infiale kapılıp dışında kalmayalım, müzakereye başlamak için koyduğumuz önkoşullardan, özellikle de zaman kısıtlaması ile başarısız olunması halinde neyin konuşulacağının baştan kararlaştırılmasından vazgeçilmeyelim, fakat iki kesimli çözüm anlamında çok umutlu olmayalım derim.
Sorunun adil ve sürdürülebilir çözümünün hem taraflara hem Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin istikrara kavuşmasına hem de AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde sıçrama yaratılmasına katkıda bulunacağına şüphe yok. Ancak bunun adil ve sürdürülebilir bir çözüm olup olmayacağı belli değil. Belli oluncaya kadar geçecek süre için müzakere etmemek de zor ve muhtemelen gereksiz. Yeter ki elimizde bir takvim ve şu veya bu şekilde başarısız olunması halinde ne olacağı açık olsun, mümkünse bir BMGK kararına dayansın…
