Ne olacak bu dünyanın hali?

Şu sıralarda dünya siyasetiyle ilgilenen hemen herkesin farklı şekillerde sorduğu soru bu. Ursula von der Leyen kendimizi toparlamazsak Rusya, Türkiye ya da Çin’in etkisi altında kalırız derken de Amerikalı emekli diplomatlar, Phill Gordon gibi eski bakan yardımcıları Trump’ın politikalarının kendileri için yenilgi anlamına geldiğini söylerken de kastettikleri hep aynı şey. Çünkü dünya siyaseti çok hızlı bir şekilde değişiyor, Trump yönetimi bütün bilindik normlara meydan okuyor, müttefiklerinden dahi abartılı taleplerde bulunuyor, İsrail dışında kimsenin çıkarını dikkate almadan, müzakere etmeden İran’a müdahale ediyor.

Bundan sonra ne Avrupa’nın ne de Körfez bölgesindeki varlıklı Arap ülkelerinin nasılsa Amerika’ya dayanıyoruz deme şansı yok. Çin’in, Rusya’nın İran savaşından ve Venezuela müdahalesinden dersler çıkartmaması imkansız. Kanada Başbakanı’nın Ocak sonunda Davos’ta vurguladığı gibi artık ok yaydan çıktı, herkes kendi başının çaresine bakması gerektiğini öğrendi. Temelleri İkinci Dünya savaşı sonrası atılan ama asıl Soğuk Savaş sonrası şekillenen ancak bizzat kurucusu tarafından sarsılan düzen değişmek, istikrar sağlayıcısı olduğu varsayılan hegemonundan kurtulmak zorunda. Fakat yerini neyin alacağı henüz belli değil.

Ortada sayısız senaryo var. Genelde çok kutuplu bir dünyanın kurulmakta olduğu düşünülüyor. AB’nin kendi başına hareket edeceği, stratejik otonomi kazanacağı, Çin ve Rusya’nın yakınlaşacağı, Amerika’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisinde ilan ettiği gibi kıtasına yoğunlaşıp dünyanın geri kalanıyla baş etmeye çalışacağı iddia ediliyor. Dünyaya bu konvansiyonel anlayış dışında bakanlar birbiriyle kesişen, zaman zaman da örtüşen çok katmanlı bir yapı öngörüyor. Uzmanlar arasında Hedley Bull’un Grotiusçu hayalinin gerçekleşeceğine inananlar da, Batı sonrası diye kestirip atanlar da mevcut. Hatta çok kutupluluktan farklı şeyler anlandığını söyleyenler de.

Belli ki herkes elindeki veriye, önemsediği değişkene göre bir gelecek vizyonu çiziyor. Daha karamsarlar nükleer savaştan, iklim krizinin tüm ekolojik dengeyi bozmasından söz ediyor. Türkiye gibi bir ülkeninse her türlü olasılığı dikkate alıp öyle ilerlemesi, mümkün olduğunca pragmatik bir politika izlemesi gerekiyor. Bu zor ama imkansız değil. Zaten bulunduğumuz konum, son yıllarda geliştirilen ilişkiler, kurulan ve sürekli güçlenen askeri endüstri, diplomaside sorunlardan çok çözümlerin tarafı olma çabası esnekliğe imkan tanıyor. Türkiye hem Rusya ve Çin’le hem de Amerika ve Avrupa ile ilişkilerini zaman zaman çatışsa da sürdürebiliyor.

Mısır ve Suudi Arabistan’la barışması, Pakistan’la olan özel ilişkileri, son İran savaşının bölgeye dayattığı gerçeklikle birleşince Türkiye geniş anlamıyla Ortadoğu’da çok daha büyük bir rol oynayabileceğe benziyor. Azerbaycan-Ermenistan barışması Hürmüz kriziyle beraber ele alındığında da Orta Koridor gündeme geliyor. Yine aynı kriz, yani İran’a karşı açılan savaş Irak üstünden Kalınma Yolu’yla Körfez’e ulaşmanın imkanlarını hatırlatıyor. Somali ile kurulan özel bağlar ve bu ülkedeki askeri varlığımız sadece Afrika’ya açılım için değil Arap yarımadasının savunulması açısından da önem kazanıyor. Libya’daki, Suriye’deki etkimiz, Karadeniz’deki unsurlarımız da pek çok fırsatı beraberinde getiriyor.

Şu an Türkiye’ye yönelik hiç bir ciddi tehdit, sistemik meydan okuma da bulunmuyor. Rusya beş yıldır kendini Ukrayna’da bağladı ve yıprandı. İran, Hamas’ın başlattığı savaş nedeniyle iyice hırpalandı, Suriye’yi kabul edelim ki Türkiye’ye bırakmak zorunda kaldı. Ne Yunanistan ne de İsrail Türkiye açısından anlamlı bir tehdit oluşturuyor. Yunanistan’la uzlaşmak, İsrail’i ise iki devletli çözüm temelinde siyasi anlamda çevrelemek ve tabii ki caydırmak mümkün. Amerika ya da Avrupa da Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum takınacakmış izlenimi vermiyor. Tam tersine farklı nedenlerle Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmek istiyor.

Eğer iktidar bloğu gücünün cazibesine kapılmadan, itidali elden bırakmadan, ben ne oldum demeden benimsediği dış ve güvenlik politikasını sürdürürse, muhalefeti, akademisi, kanaat önderi kazanımlarının ciddiyetini kavrayıp onlara bu iktidardan sonra da sahip çıkmayı kendisine ilke edinirse, ben Türkiye’nin sistemsel sarsıntıyı zarardan çok karla kapatacağına, ister çok kutuplu, ister çok katmanlı olsun yeni düzen içinde kendisine ve çıkarlarına en uygun yerde duracağına inanıyorum. Yeter ki nükleer bir savaş çıkmasın, iklim krizi bize yeni sürprizler hazırlamasın…

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.