Yumuşak güç denklemi…

Yumuşak güç Amerikalı siyaset bilimci Joseph Nye’ın 1990’lardan bu yana geliştirdiği yarı bilimsel bir kavram. Temelde ikna yeteneği anlamına geliyor, içinde cazibeyi, bir tür siyasi çekiciliği barındırıyor. Amacı da muhatabına ceza veya mükafat vadetmeden istediği bir şeyi yaptırmak, istemediğini yaptırmamak olarak özetleniyor. Nye zamanında yumuşak gücün üç bileşenden oluştuğunu söylemiş olsa da bunu 50’ye kadar çıkartan çalışmalar, araştırmalar mevcut.

Ancak etkisini ölçmek, hangisinin karar verme süreçleri üstünde baskı oluşturduğunu tespit etmek zor. Üstelik her derde deva bir ilaç da değil. Bir tür katalizör ya da kümülatif etkisi olan olumlamaların, etkileşimlerin toplamı. Kriz anlarında faydası olduğunu söylemekse imkânsız. Yine de her devletin her alanda dikkate alması gereken bir konu. Etkinizi arttırmanın olmazsa olmaz bir unsuru. Bazıları bilinçli tercihlerin, stratejilerin sonunda ortaya çıkıyor, bazıları da tesadüflerin.

Ağırlığı ise konjonktürel. Belli bir zaman diliminde anlam ifade eden şeyler başka bir zaman diliminde değerini tamamen yitirebiliyor. Belli bir alanda kullanılabilen kozlar başka bir alanda etkisiz kalabiliyor. Veya belli bir aktör için önemli olan özellikleriniz bir başkası için anlam ifade etmeyebiliyor. Bu nedenle yumuşak güçten yararlanmak isteyenlerin seçici davranmaması, tüm unsurları mümkün olduğunca eş zamanlı olarak dikkate alması gerekiyor.

Var olan koşullar altında en ideali diğer tüm olası unsurların yansıra emsal yaratmak, demokrasiye, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, insancıl normlara sahip çıkmak. Nitekim Türkiye bir zamanlar bunu başardı. Ama ne yazık ki son 10 yıl içindeki uygulamalarıyla bu olasılığı büyük ölçüde tüketti. İnsancıl hukuk konusunda hala söyleyeceğimiz şeyler olabilir ama diğer alanlardaki şansımızı yitirdik. Artık dünyaya, bizden emsal alabilecek ülkelere özel bir model arz edemiyoruz.

Öte yandan Türkiye diğer konularda, yumuşak güç oluşturmanın başka unsurlarında hiç fena gitmiyor. TRT-World yayınları muhtemelen en başarılı olduğumuz alan. Propaganda kokmayan farklı bir anlatı ortaya konması, dünya siyasetine değişik açılardan bakılması Türkiye algısını besleyecek, güçlendirecek nitelikte. Benzerini insani yardım kuruluşları ve TİKA’nın faaliyetleri için de söylemek mümkün. Ayrıca dünyanın çeşitli yerlerinde konuşlu askeri varlıklarımızın da aynı zamanda birer yumuşak güç unsuru olduğunu unutmamamızda yarar var.

İlk bakışta paradoksal görünse de askeri teknolojide yapılan hamlelerin bir yumuşak güç bileşkesine dönüştürdüğünü, Instagram’dan YouTube’a yayınlanan çoğu pazarlama amaçlı fotoğrafların, videoların Türkiye algısı üstünde olumlu denebilecek etki yarattığını söyleyebiliriz. TCG Anadolu gemisinin yanındaki destek ve savaş gemileriyle birlikte Baltık Denizi’nde NATO tatbikatına katılması, TSK’nın Somali ordusunu eğitmesi için de bence aynısı geçerli.

Saymaya devam edecek olursak Antalya Diplomasi Forumu’nu, Dışişleri’nin Ukrayna’dan İran’a uzanan arabuluculuk çabalarını, MİT Akademisi’nin toplantılarını, imkanı yurt dışında konferans düzenlemeye veya etkili isimleri, kanaat önderlerini Türkiye’ye getirmeye yeten düşünce kuruluşlarını, Elif Şafak, Orhan Pamuk gibi edebiyatımızın güçlü isimlerini, kadın voleybolcularımızın başarılarını, futbol kulüplerimizin ünlülerini, saygın bilim insanlarımızı, şiddeti kutsamayan dizilerimizi, Türkiye’yi ezilmişliğin ötesinde temsil eden filmlerimizi de listeye eklememiz şart.

Çoğumuz hatta belki sahipleri ve yöneticileri dahi farkında olmasa bile işini iyi yapan ticari şirketler de Türkiye algısının olumlanmasına katkıda bulunuyor. Mesela hafta başında Londra’da tanıma fırsatı bulduğum Hafız Mustafa bunlardan biri. Yaptığı iyi işle, mükemmel üretim tesisiyle, merkezi konumdaki mağazasındaki geleneksel tatlılarla Türkiye’yi temsil ediyor, İngiltere’deki olumlu Türkiye algısının güçlenmesine yardımcı oluyor. Benzeri Avusturalya’dan Almanya’ya, Dubai’den Londra’ya yayılmış restoranlarımız için de geçerli.

Aslında insanla teması olan yurt dışındaki tüm başarılı işletmeler Türkiye etiketi taşıdıkları takdirde ülkenin kümülatif yumuşak gücünün pekişmesini, uzun erimli ikna kabiliyetinin artmasını sağlıyor diyebiliriz. Fakat bu son derece dinamik bir süreç. Her an karşınıza yeni bir meydan okuma veya fırsat çıkabiliyor. Türkiye’nin değişimi iyi okuması, gelenekselleşen tanıtım stratejilerinin ötesine geçmesi, kendiliğinden oluşan fırsatları elinden geldiğince değerlendirmesi, ön plana çıkartmak için çaba harcaması şart.

Karşımızdaki en büyük sınamalardan biri ise yapay zekâ algoritmalarının Türkiye hakkında olumlu algı edinmesi, Türkiye’yi İsrail, Yunanistan ya da Amerika ekseninden değerlendirmeye tabi tutmaması. Ben birkaç tanesine sorduğum sorulardan çok olumlu cevaplar alamadım. Bu muhtemelen Türkiye hakkındaki olumsuz yayınların çokluğundan ve içimizdeki sorunların bolluğundan kaynaklanıyor. O da algoritmayı yönetmek ve olumlu yayın sayısını arttırmak kadar sorunlarımızı çözmeyi gerektiriyor…

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.