Titizlik ve ahlak

İlk yazılarımdan bu yana dil yanlışlarının temel sebebi olarak yazarken gereken titizliğin gösterilmemesini ileri sürdüm. Hayatımızda dikkat ve özenin yerini hız ve hazzın aldığını sürekli belirttim. Gerçi kimi yazarlar kültür ve medeniyetimizin kelime ve kavramlarından biraz da dünya görüşlerine bağlı olarak habersiz olduklarından onları dikkat ve özen de kurtarmıyor. Bizim dünyamızın kör ve sağırı olmuşlar. İnanmak, doğrulamak bir yana bilmek de istemiyorlar. Çoğu kez cami avlusunda salyangoz sattıklarının ayırdında bile olmuyorlar.

Yazarken ihmal edilmemesi gereken dikkat ve özene hep vurgu yaptım. Fakat titizlikle ahlak arasında bir bağ kurmayı düşünmemiştim. Dün bir yazı okurken medarıiftiharımız İsmet Özel‘in şu sözüyle karşılaştım: “ Titizlik ahlakın ta kendisidir.” Bizim medeniyetimiz adalet ve ahlak üzerine bina edilmiştir hükmü yanlış olmasa gerek. Her işimizde kılavuzumuz bu iki belirleyen olmalı. Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in “ Tanrı dilde tecelli eder “ sözü eli kalem tutanlara büyük bir ihtar olarak görülmeli ve yazma ile gelen sorumluluğun büyüklüğü fark edilmelidir.

Bu yazıda Gel De Görme başlığı gereği defterime aldığım notlardan bir kısmını paylaşarak Türkçe sefaletimize yol açan titizlikten ne kadar uzağa düştüğümüzü göstermeye çalışacağım. Kimseyi ahlaksızlıkla itham etmek kastımın olmadığını, işimizi doğru dürüst yapmama modasına kapılmanın neticeleriyle karşı karşıya olduğumuzu belirtelim.

***

Örneklerimiz yine geçen yıldan ve daha çok da gazetelerin kitap eklerinden…

26.7.2018 tarihli Cumhuriyet Kitap’tan Asuman Kafaoğlu Büke’nin “Bugün hâlâ ırkçılık” başlıklı yazısından: “ İlyada’da bu konu çok kereler ( ler’i fazla ) tekrarlanır.”

Aynı ekten editör Ali Bulunmaz’ın “ Edebi gezginin hikâyeleri “ başlıklı yazısından: “ …koyu karanlıkta gözleriyle işittiklerini ( nasıl oluyorsa? ) masal gibi anlatıyor.”

  1. Sadık Aslankara’nın “ Fethi Naci’siz geçen on yılın ardından “ yazısından:

“… hiç biri bu ikisi kadar ( Nurullah Ataç ve Fethi Naci ) dışarlak kılamadı eleştiri yazınımız…”

( Ne söylüyor acaba ?) “… Fetihinacice ( Fethi Naci gibi değil ) söyleyecek olursak…”

“… başka bir yazınsal vektör etkisinde…” ( Matematik terimi neyin nesi?)

Tarık Buğra’nın “ Düşman Kazanma Sanatı “ kitabını okurken Türkçe kavgası veren ünlü yazarımızın yazılarında şaşkınlıkla dil savrulmalarına rastlamıştım. Birkaçını paylaşayım:

1970 tarihinde Tercüman’da yazdığı “ Sanat Ne İçin?“ başlıklı yazısından: “ Bir tek Yunus Emre’nin Türkiye Müslümanlığına kazandırdığı saflık, temizlik, yücelik ve derinliği Harunü’r Reşid’in ( doğrusu Karûn ) hazineleriyle ödeyebilir misiniz?)

Tarık Buğra, 5.10.l975 tarihli Tercüman’da yayımlanan “ İlk Kitabın Hikâyesi “ adlı yazısında

‘ insan hafızası unutma ile maluldür ‘ dedirtecek yanlış bir hatırlamada bulunuyor. “Oğlumuz kitabımda 13 hikâyeye halis bir sanatçı olan Uğur Mumcu’nun ( doğrusu Hüseyin Mumcu ) üç nefis deseni ile çıktı.”

27.7.2018 tarihli Hürriyet kitapsanat’ta Selim İleri’nin “ Günbatımları, yaz akşamlarında…” başlıklı yazısında: “ Orhan Kemal ‘ Deve (Devlet) Kuşu’nu oyuna da dönüştürmüştü.”

2.8.2018 tarihli Cumhuriyet Kitap’ta Selçuk Altun’un “ Martin Bodmer “ başlıklı yazısından:

“ Gelmiş geçmiş en önemli sanatçılardan Michelangelo’ya yazdığı içten birkaç mektup yüzünden ( kendisine ) eşcinsel denildi.”

Öner Ciravoğlu’nun Mustafa Duman’la “Çağdaşımız Nasreddin Hoca“ kitabı üzerine konuşmasında Duman’ın bir cümlesi: “Arap harfli Türkçe yazıların daha kolay okunmasını sağlamak için kullanılan ve ‘ hereke ‘ ( doğrusu hareke ) adı verilen işaretlerin…”

3.8.2018 tarihli kitapsanat’ta Doğan Hızlan’ın “Kahire’ye ilk gidişim“ yazısında Nevzat Atlığ şeklinde yazmış ünlü müzik adamımızın ön adını. Atlığ ismini Nevzad olarak kullanıyor.

Yazıda ismi geçen iki ünlü yazarımıza dair ilginç bir not: “Fethi Naci, Tarık Buğra’nın ‘Gençliğim Eyvah’ romanını yerin dibine batırdığı eleştiri yazısında Buğra’nın Jean Jasques Rousseau adını bile doğru yazmadığını belirtmiş, fakat yazısında kendisi de Rousseaux şeklinde yazmıştır.”

Rize’de yayımlanan küçük, sevimli Kitap Defteri dergisinin ikinci sayısında bir hayli yazım hatasından kaçınılamamış. Taşrada dergi çıkarmanın zorluklarını da belirterek birkaç örnekle bitirelim. Derginin her sayısında eski, değerini yitirmemiş yazılardan seçmeler yapılıyor. Bu sayıda Necip Asım Yazıksız’ın “Yazma Eserler“ adlı önemli yazısı seçilmiş, fakat doğru dürüst yayımlanamamış. Yazıdaki hatalardan birkaçı: “ … günahlarının yargılanmasına (doğrusu yarlıganmasına ) eserlerinin vasıta olacağı…”

“Kanuni Sultan Süleyman nakkaşhanesinin üstadı müzehhip Kara Menni…” (doğrusu Memi)

Mehmet Nur Karakeçi’nin “ Kapıdaki Yüzler “ kitabının görselinde Ötüken Yayınları yazılmış. Doğrusu Neşriyat.

Derginin yayın yönetmeni Hasan Öztürk Oğuz Demiralp ile bilgi yüklü bir söyleşi yapmış. Söyleşiden bir soruda yazım hatası: “Yazarı Kar romanı için ‘ ilk ve tek siyasal romanım’ demişken siz ( e göre ) ‘Beyaz Kale ‘…” “… bunu ( bunun) tersi de…”

Hasan Ayık ile “Ahlak Sorunumuz Üzerine Konuşma“ dan: “ N. Topçu’nun değimi ( deyişi ) ile..” “… sürüklene ( n )leri…” “Hadid süresinin ( Sûresinin )“ “Ancak toplumsal huzurun ( huzuru ) sağlayan…”

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum