Dünyevileşmenin yıkıcı sonuçları

İslâm’ın ve diğer bütün dinlerin ahlâk öğretilerinin en başında “Nefsinin kölesi olma!” uyarısı yer alır. Özellikle son yüz elli - iki yüz yıl içinde dünyada, ardından ülkemizde yaşanan sorunları doğru okursak görürüz ki, insanı “insanın kurdu” yapan; insanı zenginleştikçe yoksullaştıran, hükmettikçe köleleştiren hep hırsları, bencillikleridir. Dünyayı kan gölüne, soygun yeri yapan, insanoğlunun mal, makam ve zevk tutkularıdır.

Bu tür sapmalar eskiden de vardı elbette; fakat günümüz dünyasında bilişim ve ulaşım, özellikle sosyal medya yoluyla küreselleşme yaygınlaştıkça insanoğlu, arzularının öznesi olmaktan çıkıp, giderek daha çok nesnesi olmaktadır. Bu durum, bizde dünyevileşme, Batı’da sekulerization/sécularisation denilen bir hayat felsefesi halini almaktadır.

Yanlış anlaşılmasın; dünyevileşme, dünya işlerine ilgisiz durmamız anlamına gelmez. Dünyevileşme, dünya hırslarını ve zevklerini dine, maneviyata ve ahiret kurtuluşuna öncelemeyi, böylece temel bir ahlâkî sapmayı ifade eder. Buna dünyaperestlik ve hedonizm de diyebiliriz.

Bugün insanlığın, ABD’de ortalığa saçılan Epstein skandalına karışanların elinde kalması ne kötü!

Davranışların şekli de önemli olmakla birlikte, ahlâkın kurucu unsuru, davranışların arkasındaki irade ve niyetimizdir. Buna göre bir kimsenin dünyevileşmesi, ruhundaki dinî duyarlılığın solması, Allah ile kalbî bağının çözülmesi, onun yerini fani heva ve heveslerin almasıdır. Bu çözülme dindar olmayanlarda da dindar görünenlerde de olabilir.

Oysa Kur’an’ı hakkıyla okursak, başından sonuna kadar onda, Allah’ın ruhumuzdaki ışığını hep diri tutmamızı isteyen mutlak bir buyruğun hâkim olduğunu görürüz. Kur’an’da ibadet ederken, Allah’ı anarken, tövbe ve dua ederken yalnız dilimizin değil, asıl kalbimizin hep Allah ile olması, içimizin ihlâs ve tevazu ile dolması istenir. Aynı şekilde Kur’an’ın bütününde, çalışırken, kazanırken, harcarken, alıp satarken, velhasıl dünya işleriyle uğraşırken, insanî ilişkilerimizi sürdürürken de Allah ile beraber olduğumuzu, O’na karşı sorumlu bulunduğumuzu aklımızda tutmamız istenmiştir.

Kur’an açısından dünyevileşme, kısaca, araç olması gereken dünyayı amaç bilme; dünya malını ve iktidarını, dünya zevklerini Allah rızasının ve ahiret kaygısının önüne geçirmedir. İslâm düşünürleri bu duruma düşmeyi gerçek bir kölelik sayarlar. İnsan, hakiki özgürlüğü ancak nefis ve dünya zincirlerinden kurtularak, bu sonlu şeylerin üstüne çıkarak kazanabilir.

Endülüslü âlim İbn Hazm yaklaşık bin yıl önce okuyucusuna şu öğüdü veriyordu:

Kendini kendinden daha değerli amaçlara ada!.. Hayatlarını sadece dünya malı uğruna tüketenler, yakutu verip çakıl taşı alanlara benzer. Ahlâkı olmayanın dini de olmaz. Tüm rezilliklerin kaynağı dünya hevesleridir.”

Aslında büyük sorun, bütün tutumlarımızda Allah karşısındaki sorumluluk şuurumuzun varlığı ve hayatımıza etki gücüyle ilgilidir. Temelinde bu şuurun bulunmadığı her tutum –şeklen dinî de olsa- gerçekte dünyevileşmedir. Onun için İslâm düşüncesinde dindarlığın en yüksek mertebesi, “Allah’a gereğince kul olmak ve küllî düzende yapıcı rol almak” şeklinde özetlenebileceğimiz dinî-ahlâkî ve ontolojik bir perspektifte görülmüştür. Günümüzde insani ve çevresel sorunların kaynağı buradadır.

Yazımı, bu perspektifi çok iyi anlattığına inandığım Râgıb el-Isfahânî’nin fikirleriyle sonlandırayım:

Isfahânî, insanın nihai yaratılış amacının, dünya hevesleri aşarak, onun hilâfetullah, ibâdetullah ve imâretü’l-arz deyimleriyle ifade ettiği küllî sorumlulukları yerine getirmek olduğunu belirtir ve bunların her birini ayetlerle temellendirir. Özetle:

Hilâfetullah, “yönetimde (siyâse) Allah’a iktidâ”dır. Bu iktidâ, insanın, kendini ve yönetimindekileri Allah’ın iradesi ve rızasına uygun olarak yönetmesidir.

İbâdetullah, emir ve yasaklarında Allah’ın iradesine tam uyum ve bağlılıktır.

İmâretü’l-arz ise yeryüzünün imarıdır; “dünyayı kendimiz ve kendi dışımızdakiler için yaşanır hale getirmek”, “insanlara ve canlılara hayatı rahatlatacak yararlı işler yapmak”tır.

Bu amaçlarla yapılan her iş, ister din işi ister dünya işi olsun, “Allah’a ibadet, Allah yolunda cihaddır”.

Isfahânî, bu kuşatıcı görevleri başarabilmek için ruhsal arınmayı gerekli görür. Çünkü “Ruhu kirli olanların sözleri ve işleri de kirli olur” (Zerî‘a, Kahire 1985, s. 90-98).

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.