Kur’an’da ‘Kader’in anlamı

Gazzâlî, Şehristânî, Fahreddin er-Râzî gibi klasik Eşʿariyye âlimleri, Allah’ın âdilliği ilkesini, insan dâhil her şeyin Allah’ın mülkü olduğu, mülk sahibinin mülkünü dilediği gibi kullanmasının zulüm sayılamayacağı fikrine dayandırmışlardır ki, kanaatimce bu düşünce kendi içinde çelişkilidir; çünkü bu durumda adalet ile keyfîlik kavramları arasında, dolayısıyla adalet ile zulüm arasında fark kalmaz. Onların bu fikri, Kur’an’dan ziyade, Kitab-ı Mukaddes’te geçen aşağıdaki kaderci ifadeyle uyuşur:

…Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır. Şimdi bana, ‘Öyleyse Tanrı insanı neden hâlâ suçlu buluyor? O’nun isteğine kim karşı durabilir?’ diyeceksin. Ama ey insan, sen kimsin ki Tanrı’ya karşılık veriyorsun? Kendisine biçim verilen, biçim verene, ‘Beni niçin böyle yaptın?’ der mi? Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu iş için, öteki kabı bayağı iş için yapmaya hakkı yok mu?” (Kutsal Kitap “Romalılar”, 9/18-21, İstanbul 2016, s. 1210).

W. M. Watt, bu bilgiye dayanarak standart Hıristiyan tutumunun (insana ait) irade-i cüz’iyye doktrinine destek olmaya elverişli olmadığını belirtir (Free Will and Predestination in Early Islam, 1948, s. 2).
Gerçi Kur’an’da da Allah’ın irade ve kudretinin kuşatıcılığını vurgulayan bir üslup hâkimdir. Küllî olarak düşündüğümüzde, “Allah bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir” (Raʿd 13/11). Fakat Kur’an bakımından bu teorik bir ilkedir. Pratikte ise Allah hikmet ve adalet sahibi olduğu için belirtilen ayetin bir önceki cümlesinde “Bir topluluk kendini (iyi veya kötü yönde) değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” denilmiştir.

Kuşkusuz bu, toplumlar için olduğu gibi bireyler için de böyledir. İlgili ayetlerin bütünü şunu anlatıyor:

Allah’ın kudreti, izni, iradesi, meşîeti (dilemesi) ve hükmü kesin geçerlidir; çünkü kudreti, izni, iradesi ve meşîeti sınırlı ve hükmü kısmen de olsa geçersiz olan bir varlık ilâh olamaz. Bu tümüyle mantıklıdır ve doğrudur. Eğer Allah’a inanıyorsak O’nun bir şeyi dileyip de iradesinin yarattıkları tarafından engellenebileceğini, bu yüzden O’nun dilediğini yapamayan bir ilâh olduğunu düşünemeyiz. Yapmamasının sebebi, “Allah insanlara asla zulmetmez; fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler” (Yunus 10/44) gibi ayetlerde belirtilen yine kendisinin adalet yasası’dır.

Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın irade ve kudreti karşısında insanı, Hıristiyan Kutsal Kitabındaki anlatımla, “çanakçının önündeki kil yığını” sayacak kadar irade ve seçim (ihtiyar) kapasitesinden yoksun saymaz; aksine, “emaneti yüklenme”yi seçenin insan olduğunu ifade eder (Ahzâb 33/7).

İki ayette Allah’ın bazı insanların “kalplerini ve kulaklarını mühürlediği” ifade edilmektedir. Fakat bunların ilkine (Bakara 2/6-7) göre mühürlenmenin sebebi, onların İslam ilkelerini inkâr etmiş olmaları, diğerine (Câsiye 45/23) göre ise nefin isteklerini tanrı yerine koymalarıdır.

Fazlur Rahman, bu ayetleri hatırlattıktan sonra, haklı olarak, -kelamcıların düşündüğünün tersine- Kur’an bakımından Allah ve insanın birbirine rakip olmadığını belirtir. Ardından da Muʿtezile’nin, insanı “tamamen sorumlu yapabilmek için” Allah’ın rolünü tümüyle inkâr edip insanı yegâne fail olarak gördüğünü ifade eder (Ana Konularıyla Kur’an, Ankara 2007, s. 47).

Kanaatimce Fazlur Rahman’ın Muʿtezile’yle ilgili son değerlendirmesi yanlıştır. Çünkü Muʿtezile uleması, her ne kadar insan fiillerini Allah’a değil, insana nispet etmişlerse de bu fiilleri yapma kapasitesinin, Allah’ın insana lütuf ve ihsanı olduğunda ittifak etmişlerdir (mesela bkz. Eşʿarî, Maḳâlâtu’l-İslâmiyyîn, nşr. H. Ritter, 1963, s. 260, I, 230, 251- 260).

Anladığımız kadarıyla Kur’an’ın dil ve üslûbunun Allah merkezli oluşundan, kulun irade ve ihtiyarını, seçme ve yapma özgürlüğünü yok sayma anlamı değil, bu irade ve ihtiyarın da Allah’ın insana bir vergisi ve armağanı olduğu anlamı çıkar. Bundan dolayı da Allah insanı sorumlu varlık yapmıştır. Her ne kadar Kur’an, dili ve üslûbu bakımından Allah merkezliyse de gayesi bakımından insan merkezlidir.

Bu sebepledir ki, çok sayıda ayette adalet ilkesine vurgu yapılmakta; özellikle 40’a yakın ayette Allah’ın zalim olmadığı, kullarına asla zulmetmediği, yine birçok ayette insanın, yaptığı kötülükler yüzünden bizzat kendine zulmettiği anlatılmaktadır. İnsanın sorumlu tutulduğu eylemlerinde özgür olmadığının düşünülmesi halinde Kur’an’ın bu açıklamalarının tamamı manasız kalır.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.