“Kur’an’ın Müslümanlarda geliştirmeyi amaçladığı eşitlik zihniyeti”
Kur’ân-ı Kerîm, İslâm’ın başlangıç yıllarından itibaren çöl Arabına, ikisi ahlâkî ve sosyal alanda, biri de ilmî ve fikrî alanda olmak üzere, tarihlerindeki en büyük üç değişim ve yenileşmeyi başlatmıştır. Bugünkü yazımda bunların ahlâkî ve sosyal alanda gerçekleştirmeyi amaçladığı iki köklü değişimden biri olan eşitlik zihniyetini incelemeye çalışacağım.
Kur’ân-ı Kerîm’in en önemli yenileştirici etkilerinden biri, çok eski ve güçlü kabileci ve sınıfçı bir geçmişten gelen Araplarda ilk defa bir eşitlik ve adalet fikrini yeşertmiş olmasıdır. Bildiğim kadarıyla Kur’an’ın, Araplar üzerindeki bu dönüştürücü etkisini en iyi ifade edenlerden biri Ignaz Goldziher (1850-1921) olmuştur. O, bir yabancı gözüyle konuyu şöyle değerlendirir:
“…İslâm, bu akide çerçevesinde İslâm’ın bağıyla birleşmiş bütün insanların birbirine eşit ve kardeş olduğunu gerçekleştirme vazifesini üzerine almıştı… [Hz.] Muhammed ‘beyazların ve siyahların Peygamberi’ olarak ilan edildiği (Hadis: İbnü’l-Mübârek, ez-Zühd ve’r-Reḳâʾiḳ, s. 377, no. 1068; s. 563, no. 1618) ve risâletinin bütün insanlığı kapsayan bir rahmet olarak bildirildiği an (Enbiyâ 21/107), taraftarları arasında risâletinin halisane kabulünden ve ona uyulmasından başka hiçbir imtiyaza müsaade edilemezdi” (Goldziher, İslâm Kültürü Araştırmaları, I, çev. Cihad Tunç, 2019, s. 97-98).
Özellikle en büyük insanî eşitsizlik olan ve İslâm’ın doğduğu çağda geçmişi binyıllara dayanan kölelik kurumunun tümden kaldırılması birçok sebepten dolayı mümkün ve gerçekçi değildi. Fakat Kur’an ve İslâmiyet, ilk muhatap toplum üzerindeki yenileştirici etkisini kölelik konusunda ahlâkî bakımdan göstermiş; bu konuda köle sınıfı lehine kalıcı bir zihniyet dönüşümü gerçekleştirmiştir.
Elbette her toplumda kuralı ihlal edenler olabilir. Fakat İslâm dünyasında kölelik hiçbir zaman Batı’daki gibi kurumsal ve hukuksuz bir üretim aracı olmamıştır. Finlandiyalı sosyolog ve kültür tarihçisi Edward Westermarck (1862-1939), Fransızcaya L’Origine et le développement des idées morales başlığıyla çevrilen hacimli eserinde (çev. Robert Godet, Paris 1928, I, 681-683) şöyle der:
“[İslâmî ilkelere göre] köleye karşı tatlılıkla muamele edilmelidir. Peygamber ‘Kölesine karşı sert davranan biri cennete giremez’ demiştir (Hadis: İbn Hanbel, Müsned, I, 41; İbn Mâce, Sünen, III, 445, no. 3691 vs.). Efendisi kölesine, “kendi yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelidir.” (Hadis: Buhârî, Ṡaḥîḥ, III, 149, no. 2545; VIII, 16, no. 6050; Müslim, Ṡaḥîḥ, IV, 388, no. 4326; IV, 390, no. 4328). Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak, Allah’ı hoşnut bırakan yüksek davranışlardandır (Nûr 24/32-33). Şunu da ekleyelim ki, bu kurallar yalnızca teoride kabul edilmekle kalmıyor, genel uygulamaya da yansıyordu. İslâm dünyasında genellikle köle efendisiyle kolaylıkla iletişim kurmakta, çoğunlukla ailenin bir üyesi gibi muamele görmekte ve zaman zaman ev işlerinde büyük bir etkiye sahip olmaktaydı.”
Goldziher’in de aktardığı (anılan eser, I, 128), Ebû Hüreyre tarafından hadis olarak nakledilen ve birçok kaynakta yer alan hayranlık verici bir ifadede şöyle denilmektedir:
“Peygamber, ‘Ya Ebû Hüreyre! Şimdi şu kapıdan, aziz ve celil olan Allah’ın, onların yüzü suyu hürmetine yer yüzü halkını koruduğu yedi kişiden biri girecek’ buyurdu. Bir de baktım ki içeriye Habeşli (siyahi) biri girdi.”
Tarihçi İbn Abdülhakem’in (öl. miladi 871) Futûhu Mısır adlı eserinde (Beyrut 1996, s. 75) okumuştum:
Mısır’ın fethi sırasında Hz. Ömer’in kumandanlarından Ubâde b. Sâmit, Bizans’ın Mısır valisi Hıristiyan Mukavkıs’la konuşmak istemişti. Eşitlik konusuyla ilgili olarak Batı kültürü ile İslam kültürü arasındaki büyük farkı anlatması bakımından ilginç olan hadisenin devamını yazardan dinleyelim:
“Mukavkıs (İslam ordusunun komutanı) Ubâde’nin siyah teninden korktu. Heyete, ‘Bu siyah adamı götürün; bana konuşabileceğim bir başkasını getirin!’ dedi. Heyettekiler, ‘İçimizde en akıllı, en bilgili, liderimiz ve bizden daha iyi ve üstün kişi bu siyah tenli zattır’ dediler. Vali şöyle dedi: ‘Bir zencinin sizden daha üstün olduğunu nasıl söylersiniz! Doğru olan onun sizden aşağıda olmasıdır.’ Araplar dediler ki: ‘Kesinlikle hayır! O siyah tenlidir; fakat gördüğün gibi hem konumu hem geçmişi hem de aklı ve zekâsı itibariyle bizden daha saygındır. Hem bil ki, bizde siyah renkliler küçümsenmez.’ Bunun üzerine vali Mukavkıs, Ubâde’ye, ‘Gel, siyah adam! Bana yumuşak konuş; zira kara teninden korkuyorum’ dedi.”
