Ramazan ve uzlaşma kültürü

Bugün Ramazan’ın 3. günü. Hepimize hayırlar getirsin; ağır yaralar almış bulunan birliğimizi, dirliğimizi yeniden inşa etmemize vesile olsun!

Dinî ve millî kültürümüzde Ramazan -ibadet ayı olduğu kadar- kardeşlik, dayanışma ve paylaşma ayı olarak da bilinir ve öyle yaşanır. Fakat -anlatması uzun sürecek karmaşık sebepler yüzünden- Ramazan ve orucun bu ahlâkî ve toplumsal boyutu son yıllarda epeyce buharlaştı; Ramazan ve oruç iptidai çatışma eğilimlerimizi yatıştıramaz oldu.

Geldiğimiz noktada İslâm dünyasının bugünkü manzarası hepimize şunu gösterdi: Uzlaşma kültürünü yaşatmayanlar barışın nimetini hak edemezler.

***

Rahmetli Ruşen Eşref Ünaydın, -zannediyorum- İstiklal harbinin zor günlerinden bahsettiği yazısının bir yerinde, evin büyükhanımının iftar vaktindeki vakur ama acılı halini şöyle anlatır: “Bu sene kursağına giden ilk Ramazan lokmasına gözünün yaşı katık oldu. O hanımefendi ki, bundan on beş yıl evvel ilk günün orucunu zemzemsiz ve hurmasız bozmazdı(İbrahim Refik, Ramazan Medeniyeti, İst. 2003, s. 151). O kötü günlerde büyükhanımların iftarlıklarına kattıkları gözyaşları -Allahu a‘lem- toplumumuza birlik ve dirlik, cephedeki askerlere kahramanlık ve zafer olarak dönmüştür.

Ama şimdilerde gün geçtikçe bir nefret ve şiddet dili bizi dahi kuşatmış bulunuyor. Bu dil ve onun kışkırttığı eylemler yüzünden çeşitli kesimler arasındaki duygudaşlık gittikçe zayıflıyor; öyle olduğu içindir ki dindaşlık, vatandaşlık gibi bağlar da zedeleniyor.

Geçenlerde saygıdeğer Yıldız Ramazanoğlu ülkemizde bir “Uzlaşma Kültürü Bakanlığı” kurulmasını önerdi. Keşke olsa! Fakat sorun görüldüğünden daha derinlerde. Ramazanda bile bedenler aynı açlığı paylaşıyor ama ruhlar paramparça…

Her şeyin daha da kötüye gitmemesi için herkesin ağzından çıkanı kulağının duyması gerekiyor. Başta eğitimciler, din adamları, yazar çizerler, özellikle de siyasetçiler gibi rol-model konumundakiler olmak üzere hepimizin bu dili acilen değiştirmemiz gerekiyor. Sürekli eski haksızlıkları tekrar edip ortalığa öfke yayarak bir arada barış içinde yaşayamayız. Bu tutum ne İslâm’a ne ahlâka ne de akla uygundur. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre Allah, Firavun’a karşı bile “yumuşak dil kullanın” (20/44) buyurmuştu, Mûsâ ve Harun’a. Yine Kur’an’da Hz. Peygamber’in yumuşak davranışı “Allah’tan bir rahmet” diye anılır (3/159). İyi söz ve tutumların “düşmanları sımsıcak dostlar” yapacak kadar yapıcı güç olduğu bildirilir (41/34).

***

Elbette içeride ve dışarıda yanlış işler, kötülükler oldu ve oluyor. Ama şunu baştan zihnimize iyice yerleştirmemiz gerekiyor: Artık bunlarla mücadele etmenin öfke ve şiddetten başka yolları da var. Akılla, bilgiyle donanarak, ahlâkî ve insanî ilkelerden güç alarak haksızlıklara karşı daha etkili mücadele verilebiliyor. 60 yıl önce Amerika’da bir siyahi kadın (Rosa Louise Parks) otobüste beyaza yerini vermediği için tutuklanıp para cezasına çarptırılmıştı. Bundan 53 yıl sonra yine bir siyahi, ABD Başkanı seçildi. Barışçı haklar mücadelesinin öncüsü zenci M. Luther King 1964’te Nobel Barış Ödülü, R. L. Parks da 1996’da Başkanlık Özgürlük Madalyası aldı. O ülkede zenciler bu noktaya nefretle, şiddetle, savaşla gelmediler.

***

Başka bir şeyi daha görmek gerekiyor: Başlangıçta ezilmiş duyguları mutlu eden çatışmacı söylemler, eylemler, “Unutma!” spotları, çok geçmeden bütün bir topluma, bütün ümmete zarar olarak geri dönüyor. İçimizi yakan örnekleri ortada.

İçeride ve dışarıda durmadan kavga ederek sorun çözmenin imkânsız olduğunu görmek için daha ne kadar insanımızın ölmesi, silah pazarlarına daha ne kadar paramızın akması gerekiyor?

Bu Ramazan’ın, sadece bedenlerimiz için perhiz değil, ümmet olarak yapıp ettiklerimiz üzerine düşünme ve zihinsel dönüşüm için de başlangıç olmasını diliyorum.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.