Karşıdan bakınca biz

Artık aylık takvimle gelenekselleşen Katar şenliklerinin ardından, Türkiye’nin hem parayı hem de dış politika desteğini bulduğu kanaati yine ortalığa yayıldı. Merkez Bankası swapı uzattı anlaşmalar imzalandı; bütün körfeze hatta İsrail’e iyi niyet mesajları verildi. Coşkuluyuz…

Memlekette işler yolunda gitmeyince böyle temaslar orantısız ve abartılı moral verebilir. Gerçeklerden uzaklaşmadıkça zararı da yoktur. Dünyayla ilişkinin her türlüsü iyidir.

Ne var ki Cumhurbaşkanı’nın ziyareti öncesi iki ülkenin dışişleri bakanlarının basın toplantısındaki tablo bile Türkiye’nin meselesinin ne kadar derinleştiğini göstermeye yetti. Bizim bakan “Durum o kadar da kötü değil…” kabilinden itiraz etti ama ekonomik krizin dünya tarafından nasıl göründüğüne dair sorulara ve açıklamalara mani olmak zordu. Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma dair tatsız yorumların en samimi olduğumuz ülkede bile kolaylıkla dile getiril olması en azından can sıkıcıydı. “Katar’lı mevkidaşın” krizden doğacak fırsatları kollayıp alışverişe hazırlanmak mealindeki sözleri ise cabası…

Ekonomide 19 yıllık modeli terkedip bilinmez bir programla, bilinmez bir yola çıkarken; tıpkı 19 yıllık modeli anlatırken dilden düşmeyen iddialı sözleri tekrarlamamız Katar’ı bile etkilememiş görünüyor. Ama en azından onlar iyi dilek ve temennilerini de esirgemiyorlar. Krizden çıkacağımıza inanıyorlar.

Yeni plan işe yarar mı yaramaz mı, altı ay sonra felaha erer miyiz bilinmez ama Türkiye mutlaka bir gün bu krizden ve krize neden olan mantık dışı işlerden kurtulacaktır. Aksi düşünülemez. Dünya hızlı bir tempoyla büyürken, daha dün arkamızdan gelen ülkeler bile bizi artık dikiz aynasından izlerken, bir noktada Türkiye de hızını muhakkak artıracaktır. Daha önce yapabildiğini yeniden yapacaktır. Tecrübemizle sabit ki her krizin bir sonu vardır.

Ancak, meselemiz sadece ekonomik krize düşmüş olmak ve o kriz içinde hata üzerine hata yapmaya devam etmek değildir. Türkiye aynı zamanda dünyada da itibarını ve marka değerini yitirmektedir. Doha’da yaşananların benzerleri; daha doğrusu benzer düşünceler kim bilir hangi başkentlerde de tekrarlanıyor. Biz kendi kendimize büyük, güçlü, kudretli ülke payelerini yapıştırıp dururken kim bilir hangi ülke bugünün Türkiye’sini nasıl görüyor. Nasıl gördükleri de önemli değil; diplomasideki gerileme kim bilir bize neler kaybettiriyor?

Mesela Katar… Bu ziyarette onlara, Kıbrıs Rum yönetiminin Akdeniz’de Exxon Mobil-Katar Petrolleri ortaklığına verdiği doğalgaz arama yetkisinin bizim çıkarlarımıza ve iddialarımıza aykırı olduğunu söyleyebildik mi? Mavi Vatan’dan daha mühim dış politika meselemiz olmadığına göre bu hamlenin sonuçları olabileceğini, Avrupa’ya söylediğimiz kadar olmasa bile kardeşlerimize en azından hatırlatabildik mi? Ya da Putin’le konuşurken YPG/PYD adamlarının Moskova’da üst düzeyde ağırlanmasını hiç olmazsa hatırlatabildik mi? Bu da kırmızı çizgimiz, malum. Sadece Amerika’ya posta koymak yetmez…

Kötü yönetim bileşik kaplar gibidir. Zaten ekonomi kötü yönetiliyorsa o sahadaki kriz, isteseniz de istemeseniz de bütün ünitelere sızar. Kötü ekonomi, zayıf dış politika ve itibar kaybı… Gerçekle yüzleşmek yerine gerçeği yok saymanın raf ömrünün tükendiğini dost düşman herkes biliyor. Katarlılar gibi bütün dünya da paramızın değersizliğini, enflasyonu, işsizliği, faizi, borçlanma primlerimizin alıp başını gittiğini görüyor. Biz bu tabloları elimizle kolumuzla kapatmaya gayret ederken bir yandan yükselen afra taframızın işe yaramadığını da görüyorlar.

Herkes görüyor ama sadece biz, kendimizi göremiyoruz.

YORUMLAR (88)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
88 Yorum