Osmanlı’da sanayi var mıydı, çabuk söyle!

Soruya cevabım var ama merak etmeyin bir cevabı epeyi aşmış bulunan bu mevzunun esasına girecek değilim. Hakan Erdem gibi bir tarihçi bile, ecdadın sınayi ve ticari hallerinden bahis açtığına açacağına neredeyse bin pişman iken o kadar malumatım da cesaretim de yok. Hoş, bilhassa tarih mevzuunda laf etmek, yazıp çizmek için malumat gerekmez oldu ama muhitimizde şükür ki edep diye bir şey var. Buralarda sadece, tarihi şifre çözmek ve kodları ayıklamak zannedenleri değil; kaynaksız, dipnotsuz ve kendi siyasi görüşleri namına tarih yazanları da sevmezler. Okurlarımız da affetmez, övünmek gibi olmasın…

Tarih meraklılarının bildiği gibi Hakan Hoca yeni nesil tabir edeceğimiz ve esasen eski nesilde de misalleri olduğu halde şimdilerde sayıları azalan hakikat arayıcısı bir tarihçidir. Eleştirilmeyi umursamadan bulduğunu ve bildiğini yazma cesaretine sahiptir. Şahsen bilim ahlakına, metodoloji disiplinine itimat ettiğim ve müşkül meselelerde referans kabul ettiğim bir alimdir. Öteden beri yazıları ve konuşmaları tarihçiler arasında değerli birer kaynak kabul edilir. Prof. Dr. Hakan Erdem malum KARAR gazetesindeki yazılarında da hafta sonları şahane bir anlatımla meraklılarını tarihte dolaştırıyor.

Mesele şu… Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz 10 Kasım’da “Osmanlı’da okuma yazma oranı çok düşükmüş. Osmanlı’nın kendi silah sanayisi yokmuş. Hepsi de yalandır, iftiradır” demişti. Cumhurbaşkanı böyle deyince tabiatı gereği gazete ve televizyonlar Osmanlı’da sanayi vardı/yoktu tartışması başlattılar. Hakan Hoca da bir programda Osmanlı’da sanayinin varlığı lehine bir “canlı yayın tebliği!” sundu. Sundu lakin değil mi ki Cumhurbaşkanı’yla aynı safa düştü ve değil mi ki “Osmanlı karanlık, Cumhuriyet mükemmel” ezberinin uzağında kaldı… Bir hücum başladı ki sormayın gitsin. Hakan Hoca’nın ima edilen siyasi görüşe uzaklığını bir yana bırakalım. İnanmadığı bir sözü bedeli ne olursa olsun asla söylemeyeceğini bilmeyenler, onu tarihçi namıyla ortalıkta dolaşanlarla karıştırmış olacaklar saldırıya geçtiler.

Hakan Erdem’in neyle suçlandığı ve aslında ne dediği ve kendisine saldıranlara ne cevap verdiği tekmili birden dünkü yazısında (Osmanlı’da sanayi var mıydı?) mevcut. Sadece bu polemikle sınırlı değil, Osmanlı’nın yıkılışına dair sarsıcı görüşler içeren mükemmel bir makale yazmış. Kaçıranlar, kaçırmasın; kesip saklasın hatta.

Hoca’nın karşı karşıya kaldığı haksız hücum, ülkede her seviyede kamplaşmanın ve tartışma adabının perişan halini anlatıyor. Bilim adamının, yazarın, düşünce insanının mutlaka bir siyasi kampa ait olma mecburiyetiyle yaftalanması ve müteakiben de muhakkak surette her konuda o kamp neyi emrediyorsa onu söyleme zarureti ilgili ilgisiz herkesi kuşatıyor. Demirden bir cendere çevremizde giderek daralıyor. İktidar adamıysan veya oraya yazılmışsan Osmanlı’dan bugüne cümbür cemaat eksiksiz ne deniyorsa öyle konuşacaksın, Kemalist kampın listesindeysen de tam zıddı. Siyasi kamplar senin umurunda değilmiş, arada gri alanlar varmış, bilim ahlakı yahut düşünce namusu taşıyormuşsun külahlara anlat onu. Akıl, bilim, ahlak vicdan emrettiği için kendi kampının hilafına tek kelime edersen hainsin; hatta slogan atmakta zayıf kalırsan dahi münafıksın. Ya hep, ya hiç… İki tarafta da ne dost tavsiyesine itibar vardır, ne bilime hürmet. Hakan Erdem kederlenmesin. “Osmanlı’da silah sanayisinin zerresi yoktu” deseydi aynı akıbet yine kendisini bekliyor olacaktı. Bu kez Osmanlıcı kamp hücum edecekti.

Üzerinden asır geçmiş Cumhuriyet’te farklı fikre hala saygı yok iken Osmanlı’da sanayi olsa ne farkeder, olmasa ne?

YORUMLAR (53)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
53 Yorum